EVLİYALAR VE ŞEHZADELER DİYARI AMASYA
YARDIMLAŞMA,  DOSTLUK  VE  HASRET  SİTESİ AMASYA


BU  SİTE SADECE GENÇLERİMİZE MEMLEKET VE MİLLİ DEĞERLERİMİZİ
         ANLATMAK AMACI  İLE YAPILMIŞ VE BAĞIMSIZ OLUP HİÇ BİR DERNEĞE, CEMİYETE, CEMAATE  VEYA HERHANGİ BİR KURULUŞA BAĞLI OLMAYIP KENDİ HALİNDE BİR SİTEDİR.


ZİYARETÇİ DEFTERİM                                                       E-MAİL


GERÇEKLER
SENİ GÖRMEK
CANIM YANIYOR
GERÇEK YAŞAMI TATMAK
BUGÜN NE KAZANDIN?
ASIL GÖREV NEDİR?
BİR GÜN BİTECEK İÇİN
SONSUZLUKTAN KORKMAK
       DÜNYA GERÇEĞİ      
YAŞAMDAN  GERÇEK BİR KESİT
AMELİYAT ANILARIM )

SİTEMİZİN AYAKTA DURMASINA VESİLE OLAN SPONSORUMUZ.
SAĞOLSUN, VAROLSUNLAR.

www.crazy-content.de


Pagerank
 

ERDEMİN EN BÜYÜĞÜ, SENİNLE İLİŞKİLERİNİ KESENE İYİLİK ETMEN, SENDEN ESİRGEYENE VERMEN, SANA KÖTÜLÜK EDENİ BAĞIŞLAYIP, DOST ELİNİ UZATMANDIR.

ARKADAŞLAR ŞİMDİ ÖNERİM ŞU : BEN SİZLERDEN PARA İSTEMİYORUM VE PARA YARDIMI DA İSTEMİYORUM. VERECEKLERİNİZ DİREKT İHTİYAÇ SAHİPLERİNE GİDECEK ŞÖYLE Kİ: ELLERİNDE KİTAP, DEFTER, KIRTASİYE, ANSİKLOPEDİ VEYA BUNA BENZER BİR ÖĞRENCİ VEYA OKULA FAYDALI OLABİLECEK TÜRDEN MALZEMELERİ OLANLARIN İHTİYAÇ SAHİBİ OKULLARA GÖNDERME KAMPANYASI BAŞLATMAK İSTİYORUM.

AMASYA VE İLÇELERİNDE VE DE KÖYLERİNDE Kİ BUNU İNŞALLAH ZAMAN İÇERİSİNDE TÜRKİYE ÇAPINA YAYMAYI DÜŞÜNÜYORUZ SİZLERİN ÇABALARI İLE BULUNAN OKULLARDA GÖREVLİ BULUNAN GEREK MÜDÜR GEREKSE ÖĞRETMENLERİMİZİN İHTİYAÇ DUYDUKLARI MALZEMELERİ
 E-MAİL ADRESİMİZE BİLDİRİRLERSE BENDE BURADA YAYINLAYARAK ELLERİNDE O TÜR MALZEMELERİ OLAN ARKADAŞLARIN DİREKT O OKULLARA GÖNDERMELERİNİ SAĞLAYABİLİRİZ

YANİ SİTEMİZ SADECE ARACI OLACAKTIR.HERKESİN ELİNDE EN AZINDAN FAZLADAN BİR KALEM, BİR SİLGİ, BİR BOŞ DEFTER VARDIR YADA BİR KALEM ALIP BİR YAVRUMUZU BİR KARDEŞİMİZİ SEVİNDİRECEK KADAR MADDİ OLANAĞI VARDIR. NE OLUR BU GÜN 4 SİGARA EKSİK İÇEREK O PARA İLE BİR KALEM DAHİ OLSA GÖNDERSENİZ O KARDEŞİNİZİN SEVİNCİ BELKİ DE RÜYALARINIZI SÜSLER.

HAYAT SADECE KENDİMİZ İÇİN YAŞAMAKTAN İBARET DEĞİL.LÜTFEN DUYARLI OLALIM BUGÜN BAŞKASININ İHTİYACI VAR İSE YARIN BİZLERİN OLMAYACAĞININ GARANTİSİ YOKTUR. BU KADARINI BARİ YAPALIM ARKADAŞLAR. SAYGILARIMLA......

YARDIM BEKLEYEN OKULLARIMIZ
GİRİŞİMİMİZDEN  HABERDAR ETTİĞİM VE CEVAP BEKLEDİĞİM KİŞİ KURUM VE KURULUŞLARDAN HİÇBİRİSİ BİR  E-MAİL BİLE YAZMA ZAHMETİNDE  BULUNMADILAR AMA KABAHATLİ GENE KENDİMİ BULDUM ÇÜNKÜ SİZLERDEN DEĞİL ALLAH'TAN DİLEMELİ İDİM. ALLAH'IM SENDEN AF DİLİYORUM SEN DURURKEN KULLARINDAN İSTEDİM VE ACİZ DURUMA DÜŞTÜM. YARADAN VE HER ŞEYE KADİR OLAN SENSİN BİLİYORUM ZAMANI GELİNCE SEN BİZLERE  DAHA FAZLASINI VERECEK KULLARINI VESİLE EDECEKSİN DİR. SENDEN İSTİYORUM RABBİM, ÇÜNKÜ O İNSANLAR SADECE MADDİ MENFAAT YA DA GÖSTERİŞ ÜZERİNE KURMUŞLAR DÜNYALARINI. YAZIK YAZIK



BİR TEHLİKE ANINDA GEMİDEN
UZAKLAŞAN FARELER, GEMİNİN BATMAMASINI BİR TÜRLÜ HAZMEDEMEZLER

BUGÜNDE AKŞAM OLDU HALA GURBETTEYİZ. BİTSEDE GİTSEK HAYIRLISI İLE.



SEVİYELİ SOHBETLER DİLERİZ



AMASYA TAMİMİ  (22 Haziran 1919)

1- Vatanın tamamı, milletin istiklâli tehlikededir. Hükümet merkezi İtilaf Devletleri'nin etkisi ve denetimi altında bulunduğundan, sahip olduğu sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum, milletimizi adı var, kendi yok durumuna düşürüyor. "Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." Milletin durumunu ve davranışını göz önünde bulundurarak haklarını dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir milli heyetin varlığı gerekmektedir.Bunun için her taraftan vuku bulan teklif ve milli istek üzerine Anadolu’nun en güvenilir yeri olan Sivas’ta milli bir kongrenin süratle toplanması kararlaştırılmıştır.Bunun için, bütün illerin her livasından parti ayrılıkları dikkate alınmaksızın muktedir ve milletin güvenini kazanmış üçer kişininolabildiğince çabuk yetiştirmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
  Her ihtimale karşı bunun bir milli sır hâlinde tutularak ve delegelerin gereken yerlere kimliklerini gizleyerek gelmeleri, 2- Doğu vilâyetleri nâmına 10 Temmuz’da Erzurum’da toplanması gereken kongre için sözü geçen vilâyetlerin Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetleri’nden seçilmiş üyeler  zaten Erzurum’a doğru yola çıkarılmışlardır.O vakte kadar diğer vilâyetlerimizin temsilcileri de Sivas’a geleceklerinden Erzurum Kongresi’nin üyeleri belirlenecek zamanda umumi toplantıya katılmak üzere Sivas’a hareket edecektir. 3- Yukarıdaki esaslara göre, temsilciler Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetleri ve belediye başkanları tarafından ve çeşitli suretlerde seçileceklerdir.4- Bu esasların uygulanmasına 3. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, Eski Bahriye Nâzırı Rauf Bey, 15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa, 13. Kolordu Kumandan Vekili Miralay Cevad bey, 3. Kolordu Kumandanı Miralay Refet Bey, Samsun Mutasarrıfı Hâmit Bey, 2. Ordu Müfettişi Cemal Paşa, 12. Kolordu Kumandanı Miralay Selahattin Bey, 25.Kolordu Kumandanı Ali Fuat paşa, Bursa’da 17. Kolordu Kumandan Vekili Miralay Bekir Sami Bey,, Edirne’de Kolordu Kumandanı Cafer Tayyar Bey ve diğer bazı sivil ve askeri önemli kişiler tarafından çalışılacaktır. Bundan başka eski sadrazam Müşir Ahmed İzzet Paşa, Nâfıa Nâzırı Ferit Bey, âyan üyesinden Ahmed Rıza Bey gibi kişilerden fikir ve düşünceler alınacaktır. 5- Reddi İlhak ve Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyetlerinin verecekleri telgrafların telgrafhanelerce kabul edilmeyerek çekilmesi Posta ve Telgraf Müdüriyet-i Umumiyesi’nden bildirilmiştir. Bu husus kesin şekilde reddedilerek her ne şekilde olursa olsun serbestçe yazışmaların sağlanması için gösterilerde bulunarak yazışmalar sağlanacak ve bunlar ellde edilinceye kadar gösterilere devam edilecektir. 6- Askeri ve sivil kuruluşlar hiçbir suretle terk ve başkasına verilmeyecektir. Vatanın herhangi bir tarafına yeniden yapılacak düşman işgâl hareketleri bütün orduyu ilgilendirecek ve meydana gelen duruma göre memleketin savunmasına birlikte girişilecektir. Bu sebeple komutanlar derhal birbirini haberdâr edeceklerdir. Silah ve savaş malzemesi kesinlikle elden çıkarılmayacaktır.
                                                                                                                                                                              Mustafa Kemal

BEN MUHAMMEDİYİM

                                                                                
A
hmed Hulûsi
Merhaba dostlarım...
Merhaba canlarım...
Biliyormusunuz, biz ''Muhammediyiz!''
Diyeceksiniz ki ne demek ''Muhammedi''?
MUHAMMED, Allah'ın kuludur!.
''Allah kulu'' olmak demek, Allah'ın tüm mahlûkata rahmeti ve şefkati gibi insanlara ayırım yapmadan, hiçbir tefrik gözetm
eden faydalı olmaya çalışmak demektir.
Karşılıksız, insanlara birşeyler verebilmek demektir.
İnsanları ellerinde olmayan şeyler yüzünden suçlamamak, kınamamak, küçük görmemek, hor görmemek demektir.
Sevgi demektir; aşk demektir; rahmet, merhamet demektir. Verici olmak demektir; Muhammedi olmak! Biz Alevi'yi de severiz, Sünniyi de severiz, Türk'ü de severiz, Kürt'ü de severiz, Arab'ı da severiz.
Biz Allah'ın tüm kullarını severiz!..
Tüm kullarına hizmet etmeye çalışırız.
İnsanların kendi menfaatleri için ortaya çıkarttıkları şartlanmalar bizi bağlamaz!
Siz, Kürt bir aileden doğmuş olabilirsiniz; Türk bir aileden doğmuş olabilirsiniz... Alevilerin arasında yetişmiş olabilirsiniz... Sünnîlerin arasında yetişmiş olabilirsiniz...
Bütün bunlar, sizi dışardan çeşitli fikirlere şartlandırabilir; ama bizim için bunlar hiç önemli değil!.
Bizim için önemli olan, sizin ''Allah kulu'' olmanızdır!.
İster Türkiye'de dünyaya gelin, ister Afrika''da, ister Amerika'da... Herbirimiz aynı Allah'ın kuluyuz!
''Muhammedi olmak'', insanlar arasında fark gözetmemek demektir; İnsanları sevmek demektir; insanları hoşgörmek demektir..Çünkü ''Muhammedi olmak'' demek, insanların kalbinde, özünde, şuurunda ''Allah''ı görmek demektir!.
Allah'ı gördüğünüz o noktada nasıl olur da Allah'a secde etmezsiniz!.
İnsanlar Kâbe'de yusyuvarlak halka olup secde ederler…
Eğer ortada o Kâbe'nin yuvarlağını ka
ldırırsanız, görürsünüz ki insanların secdesi birbirlerinin varlığında olan Allah'adır!
''Allah yukarıda bir tanrı değildir!'' diyoruz...
Hepimizin gönlünde, hepimizin şuurunda, hepimizin her zerresinde varolan varlıktır!
Öyleyse sevmediğiniz, kızdığınız, hor-hakir gördüğünüz, nefret ettiğiniz kimdir, farkında mısınız?
Dostlarım...
Bilen vardır, bilmeyen vardır..
Herkes herşeyi bilemez..Herkesin herşeyi araştırma şansı yoktur.. Öyleyse biz insanları bilmiyor veya yanlış biliyorlar diye suçlamayalım, kınamayalım, hor görmeyelim!
Allah'ın sayısız varlıkları vardır; sayısız yaratıkları vardır ve herbirinin de çeşit çeşit görüşleri vardır, güzellikleri vardır, kusurları vardır…
Biz onları hatalarıyla kusurlarıyla eksikleriyle yanlışlarıyla sevmeye çalışalım.
Yarın, öbürgün şu garip dünyadan çekip gideceğiz...
Biz merdiveni dayamışık 50 ye..Bundan sonra 3-5 sene ya yaşarız, ya yaşamayız.. Ama ardımızdan üç Kul hûvallahû, bir Elham okuyup yollayacak, "Allah razı olsun" diyecek biri çıkarsa yeter bize... Bunu dedirtemezsek ne yazık bize...
Nice zenginler, nice sultanlar, nice devlet başkanları neler yaptılarsa yaptılar, ve şu anda herşeylerini burda bırakarak geçip gittiler aramızdan.
Kendilerini hayırla andırabiliyorlarsa işte ne mutlu onlara... Kendilerini hayırla andıramıyorlarsa muhakkak ki şu an çok büyük sıkıntı içindeler...
İnsanlar ellerinde olmayan şeylerden dolayı suçlanamaz. ve herkesin kendi seçimi olmayan şeyden dolayı horlanması, suçlanması en yanlış olgudur.
Böyle olduğunu bildiğimiz halde niçin insanları "bu Türktür, bu Kürttür, bu Araptır, bu Çingenedir, bu Lâzdır, bu Çerkezdir "diye yanlış yorumlarla ithama kalkışıyoruz...
İnsana yakışır mı bu?...
Biz, o sonsuzlukta, Allah'ın ilminde yaratılıp şu anda dünyada geçici bir süre için yer alan varlıklarız ... Ve belki de yarın bu dünyadan geçip gideceğiz...
Böyle geçici bir süre için kaldığımız şu dünyada birbirimize hayatı zindan etmenin, birbirimize çektirmenin, birbirimize azap etmenin, birbirimizi harap etmenin âlemi mi var?...
İslâm'ı anlamak istiyorsanız, bir Mevlâna'ya bakın... Bir Yunus Emre'ye bakın... Bir Hacı Bektaşi Veli'ye bakın... Bir Ahmed Yesevi'ye bakın...
Kendinize örnek alacağınız o kadar mânâ ehli, o kadar çok sır ehli zevat var ki!...
Bunlar işte, İslâm'ı temsil eden kişiler!. Bunlar işte Muhammediliği temsil eden kişiler!.
Sizin başınızı yana eğmenize, sizin kolunuza kısa gömlek giymenize, sizi namaz kılarken başınıza takke takmamanıza bakıp da suçlayanlar İslâmiyeti bilmiyorlar!.
"İslâm'ın Düşünce Sistemi"ni, "İslâm'ın ruhu"nu anlamak istiyorsanız sizin bakıp yöneleceğiniz kişiler, o mânâyı paylaşan o yüce zâtlar!
İşte "Ben Muhammediyim" diyorum! Ki bunun mânâsı; “ben insanların tarikatları, mezhepleri, inançları ne olursa olsun onlara rahmetle yönelme durumunda olanlardanım” demek istiyorum…
Muhammed Mustafa'nın ceddi de İbrahim Nebi idi.
Size O’nun bir olayını anlatarak konuşmama son veriyorum…
İbrahim Nebi, biliyorsunuz keremiyle, zehasıyla ünlü bir zât!.
Sofrasında kimse olmadan boğazından bir lokma geçmezmiş.
Bir akşam yine sofrasını kurmuş. Gelen olmamış, yalnız kalmış. Rabbine yakarmış...
''Yarabbi! Yine sofram boş kaldı! Ne olur bir misafir yolla soframa…”
İbahim’in duasını kabul etmiş Cenâb-ı Hak...
Derken biraz sonra birisi seslenmiş dışardan..
“Kimse var mı burda?”
Hemen fırlamış yerinden İbrahim, kapıyı açmış.
Hoşgeldin”, demiş... “Buyur...Tanrı misafiri eyvallah..Gel, otur” ...
Oturmuşlar, ne varsa sofraya konmuş...
"Bismillah" demiş, elini uzatmış İbrahim Nebi...
Adam da elini uzatmış, ordan ekmek koparmış..
''Aaa!'' demiş İbrahim, “Besmele çek! Allah'ın adını an!. Bu nimeti bize veren Allah!”…
Yaşlı, sakalları göbeğine düşmüş ihtiyar, “Ben”, demiş, “Tanımam senin rabbini.. Kimdir o?..”
İbrahim aleyhisselâm; “Olmaz!” demiş... “Bana Alllah'ın verdiği bu rızkı, O’nu tanımayan, O’nu reddeden birine nasıl veririm?”…
“Peki öyleyse”, demiş, kalkmış adam.
Dışarı çıkmış, giderken vahiy gelmiş İbrahim'e:
"Ya İbrahim!.. Beni inkâr eden o kulumu ben yüz senedir yaşatırım, rızkını veririm, bir kere kapımdan kovmadım da; sen nasıl benim kulum olarak onu geri çevirirsin!.."
Hemen fırlamış yerinden, koşmuş.
“Aman!...” demiş, “Gel! Hata ettim.. Senin yüzünden Rabbimden azar işittim.”
“Hayır ola!...” demiş adam.. “Ne oldu?...”
“Benim Rabbim buyurdu ki: Ben, yüz senedir o kulum beni tanımadığı halde onun rızkını veririm de, sen kim oluyosun onu kapından, sofrandan geri çeviriyosun!… Gözünü seveyim,” demiş, “Gel otur soframa, paylaşalım seninle...”
“Senin Rabbin mi dedi?” demiş..
''Senin Rabbin büyük, yüce bir Rabmiş!.Ben iman ettim senin Rabbine!''…
… Biz, İbrahim'in neslindeniz!.
Biz, Muhammed Mustafa'nın neslindeniz!.
Biz ''Muhammediyiz!''..
Öyleyse insanları sevelim, kucak açalım, fark görmeyelim; etiketi ne olursa olsun…

MUHTELİF YARDIMLAR

 
Artık tek bir tıklama ile cebinizden bir şey ödemeden sizin yerinize ödeyenler bulunuyor. Parmaklar tuşa basmakla aşınmaz. Haydi bu kadarını bari yapalım HERİ
Reklamlarının yapılması karşılığında firmalar buradaki sitede yer alan yardım kuruluşlarına bağıs yapıyorlar."GIVE FREE FOOD" yazan butona tıkladığınızda o gün için aç bir çocuğa yemek vermiş oluyorsunuz. Ayrıca siz tıkladıktan sonra işlem tamamlandığında ekranda teşekkür eden... İngilizce yazı beliriyor, ilgili sayfanın en altına gelirseniz bu sefer de 4 farklı konuda yine yardım için tıklanabilen 4 buton daha göreceksiniz. (Bu butonlar ana sayfanın en üzerindeki sütunda da yer alıyor bu siteler birbirine bağli link sitelerden oluşuyor) Göğüs kanserlilerine yardım, çocuk sağlığı,okumaya yardım / kitap sağlama, hayvanları koruma / kurtarma ve yağmur ormanları Doğayı koruma gibi... Dilerseniz teker teker aynı işlemi bunlara da yaparak yardımlarda bulunabilirsiniz!
Not: Bu işlemi günde sadece birer kez tıklayarak yapabilirsiniz


HAYDİ YARDIMA KOŞALIM.


  
  Aç insanlara yemek veriyorum.          Çocuk sağlığına yardım ediyorum       Okumaya katkıda bulunuyorum


Hayvanları koruma ve kurtarmaya                   Göğüs kanseri olanlar                        Yağmur ormanlarına, doğaya
           katkı sağlıyorum
 
                               yardım sağlıyorum                                katkıda bulunuyorum.


UFAK BİR ÖNSÖZ

ELBET BİR GÜN HEPİMİZ BU FANİ DÜNYADAN GÖÇÜP GİDECEĞİZ EBEDİ HAYATIN HÜKÜM SÜRECEĞİ, KANUNU VE KURALLARI SADECE  CENAB-I ALLAH'IN  KOYDUĞU SONSUZLUKLAR ÜLKESİNE AMA YAPTIĞIMIZ AMELLER SONUCU TAYİN EDECEK O' NUN İZNİ İLE İYİ İŞ İYİ AMEL VE SONUÇ AND CENNETLERİ, KÖTÜ İŞ KÖTÜ AMEL SONUCU YAZMAK DAHİ İSTEMİYORUM.

BELKİ ÇOĞUNUZDAN YAŞÇA BÜYÜK OLABİLİRİM  AMA SİZE KENDİNİZİN İYİLİĞİ İÇİN YALVARMAK İSTİYORUM ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA HAYATININ YALANCI ZEVKLERİ İÇİN GERÇEK HAYATINIZI ZİNDAN ETMEYİNİZ. DOĞRUYU VE GERÇEĞİ ARAYIP BULUNUZ. BUNUN İÇİN  YÖNÜNÜZÜ YALNIZ VE YALNIZ ALLAH (C.C.)  ÇEVİRİP YÜCE KİTAB'I KURAN-I KERİM'İN İZİNDEN PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.) EFENDİMİZİN YOLUNDAN AYRILMAYINIZ.

YÜCELER YÜCESİ RABBİM HEPİMİZİN YAR VE YARDIMCISI OLSUN.

  
İNŞALLAH  BU SAYFA  SİZLERE YÜCE ALLAH' TAN  UMDUKLARINIZI GETİRİR, UMUTLARINIZI YEŞERTİR.

SAYFADA   BELKİ BİR KAÇ SATIR DIŞINDA HİÇBİR YERDEN ALINTI YOKTUR.  DAHA ÖNCELERİ SADECE OKURKEN BİR ANDA GELEN YAZMA İSTEĞİ İLE KELİMELER DÖKÜLMEYE BAŞLAMIŞTI. YAZDIKLARIMIN HER HAKKI YÜCE ALLAH' A  AİT OLUP BU FAKİR KULUNA BAHŞETTİĞİNİ İSTEYEN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE KULLANABİLİR İSTER ASLINA SADIK KALINSIN, İSTER KALINMASIN, İSTENİRSE DE ADRES BİLDİRİLSİN, BİLDİRİLMESİN  ÇÜNKÜ NASIL OLSA RABBİM BU SAYFAYI YAPMA NEDENİMİ ZATEN BİLİYOR.

YAZDIKLARIM YÜCE RABB' İMİN İZNİ İLE DEVAM EDECEKTİR. İNŞALLAH OKUYUCU KİTLESİ BULUR İZİN RABBİMİZDEN YAZMASI BENDEN, OKUMASI SİZLERDEN

ALLAH'IM

YERDE, GÖKTE HER YERDE, BİLDİĞİMİZ, BİLMEDİĞİMİZ SIRLARINA ERDİĞİMİZ EREMEDİĞİMİZ GEÇMİŞİ GELECEĞİ BİLEN HER ŞEYİ YARATAN YÜCELER YÜCESİ ALLAH' IM SADECE SENİN RIZANA VAKIF OLMAK, İLİM ÖĞRENMEK, ÖĞRETMEK, İNSANLARA HER KONUDA YARDIMCI OLMAK İSTİYORUM. BANA İNANAN VEYA İNANMAYAN HER KULUNDAN RAZI OL. KULLARINI BAZI ŞEYLERE İNANDIRMAK İÇİN ÇOK GAYRET SARF EDİYORUM. AMA BİLİYORUM Kİ SENİN TARAFINDAN SINANIYORUM VE BİLİYORUM Kİ SEN İSTERSEN BAŞARI KAZANDIRIP DERECE VERİRSİN, DOSTLARININ ARASINA KATARSIN. ÖNCELERİ ARAŞTIRMA YAPIP, SAYFAMA BİLGİ AKTARIRKEN ŞİMDİLERDE SENİN VERDİĞİN  GÜÇ İLE YAZMAYA BAŞLADIM. SANA ŞÜKÜR VE HAMD EDERİM YÜCE RABBİM SENDEN İSTEDİĞİM BU FAKİR KULUNA VE İSTEYEN TÜM KULLARINA İLİM YAPMAYI NASİP EYLE.SENİ YÜCELTECEK BÜTÜN KELİMELERİ BULUP CÜMLELER KURMAK İSTERDİM AMA ANCAK SENİN BANA MÜSAADE ETTİĞİN KADARINI YAZABİLİYORUM. SENDEN SENİ ANLATMAYA ÇALIŞIRKEN  İSTEMEYEREKTE OLSA VARSA YAPTIĞIM HATALARIMDAN  VE BÜTÜN GÜNAHLARIMDAN DOLAYI  AF DİLİYORUM. TÜM ÜMMET-İ MUHAMMED-İ DE BAĞIŞLA. RABBİM
 
BAKMAK, GÖRMEK, DUYMAK
YA RABBİM
HER YERDE SENİ GÖRÜYORUM İNSANDA SENİ, DOĞADA SENİ, CANLIDA, CANSIZDA SENİ BOŞLUKTA, KARANLIKTA, AYDINLIKTA SENİ GÖRÜYORUM. BAKIYORUM VE GÖRÜYORUM, HİSSEDİYORUM TÜM BEDENİMDE VARLIĞINI. AMA HİSSEDEMEYENLER, GÖRÜYORUM DEYİP GÖREMEYENLER ACIYORUM ONLARA YAZILIR, SÖYLENİR, ANLATILIR AMA SADECE SÖZDE.  ÇÜNKÜ ÖZDE OLMAYAN SÖZDE KALIR. ÖZE İNMEDEN ANLAYAMAZSIN.İÇİMDEN GELDİĞİNCE, SENİ HİSSETTİĞİMCE, HER TARAFTA  GÖRDÜĞÜMCE SENİ SANA,
KENDİME, HERKESE, KURDA, KUŞA ANLATMAK İSTİYORUM
CANLIDA SEN
KENDİME BAKIYORUM
 

ALAK 1-3 YARATAN RABBİN ADIYLA OKU. O, İNSANI BİR "ALAK'TAN YARATTI. OKU, RABBİN EN BÜYÜK KEREM SAHİBİDİR.

Bir alaktan yaratmışsın beni,her zerremi özenle ve bilerek işlemişsin, damarlar,sinirler,kaslar daha niceler. Bunlardan hepimizde  milyonlarca akıl almaz yarattığın organlarımızın biri olan sadece kalbi düşünüyorum ne muazzam yaratmışsın RABBİM.Zaten yarattığın her zerreyi dahi anlatmaya ne gücümüz yeter ne de ömrümüz, anladığım ve elimin yetim beynimin aldığı kadarı ile kanı pompalamakla görevli olan bu organımızın ( kan, işte bir sıvı ama ne sıvı hangi ölümlü böyle bir maddeyi ortaya koyar yüzyılımızda dahi hala kanın yapısallığı üzerine tartışmalar yapılıyor belki de) sayısal değerleri : Günde yaklaşık 100 bin, yılda 40 milyon, tüm hayatımız boyunca 2,5 trilyon kez, hiç durmadan yaklaşık 8 ton kanı vücudumuza pompalar. Haydi görelim mekanik yapılan kalp dahi kaç defa pompa görevi yapar. Görevi sadece bununla  bitmez. Akciğerler,pankreas, böbrekler,damarlar, kaslarla olan birleşmişlikleri kalbimizin ne denli komplike bir sistem olduğunu çoğumuz anlayamayız. Sadece bir insan vücudundaki damarların uzunluğu dünyanın etrafını yaklaşık 3 kez saracak uzunlukta imiş bu dahi senin varlığının ne denli YÜCE  olduğunu gösteriyor.

Kendime bakıyorum ALLAH' ım bana sırf benim iyiliğim için ve sana hiç bir yarar sağlamayacak bedenimi dahi tanımaktan acizim. Bazen bakıyorum etrafıma seni arıyorum aslında senin bana şah damarımdan yakın olduğunu biliyorum çünkü bunu sen söylüyorsun ama insanım,insanız yine hislerimize kapılıp arayışa giriyoruz. RABBİM seni tanıdığımızı zannediyoruz veya öyle yazıyor, söylüyoruz. Bizler senin çok aciz kulların olarak senin bizlere yine sırf bizim menfaatimiz için yapmamız gereken emirlerinin en basitini dahi yapmaktan acizleniyoruz. Dünyevi uğraşılar içerisine o kadar dalmışız ki her yaptığımız iyiliğin karşılığını iyilik yaptığımız senin kulundan ister olmuşuz.Halbuki bizleri vesile eden sensin ALLAH' ım sen her şeyi bilen ve görensin o halde neden sen dururken kulundan istiyor onu zorluyoruz. Bilmiyormuyuz ki dönüş yalnız sanadır karşına geldiğimizde senin yüzüne nasıl ve ne yüzle bakarız. Ama sadece dünya işleri dünya , dünya, dünya. Bunları yazmamın sebebine gelince Kalbin diğer bir yönünü de bu vesile ile anlatmaya çalıştım. Bir Hadis-i Şerif de şöyle belirtiliyor.

 "İnsanoğlunun içinde bir et parçası var ki, o et parçası düzelirse bütün bünye düzelir. O et parçası bozulursa bütün bünye bozulur. İşte o kalptir."

Yüce ALLAH' ım bizleri seni gerçek manada tanıyan, sana ibadet eden, senin yarattıklarına karşı hep hoşgörülü duyarlı, iyiliksever " Halka hizmet HAK'KA hizmettir." sözüne sadık kullarından eyle. Sana ibadetin sadece lafta kalmasını istemiyorum. İman ve ibadetin tam anlamları ile yapmamızı sağlamanı senden istiyoruz RABBİM. Sen bizleri acizlendirme iyi kullarından eyle, iyilerle karşılaştır. Bize verdiğin bedenle ruhumuzda hala seni göremiyor, görmekte tereddüt ediyorsak bunlardan bizleri sorgulama ALLAH' ım sırf aklımızın ermediğinden, bütün bunların, sırlarının sadece sende saklı olduğundan ve yalnızca salih kullarına bu anlama iznini verdiğini düşünüyorum.İnşallah bizleri de o salih kullarının arasına katarsın. Senin varlığını sadece dillerinde olanlardan değil kalbimde, ruhumda ve beynimde herşeyimle hissetmek istiyorum. Ne olur senin hoşlanacağın kullarından eyle bizleri.

      Ömür dünya sahnesinde oynanan, başlangıç ve son arası bir oyun değil midir zaten. Üzüntü,sevinç, sevgi, saygı bunları zaman zaman bedenimizde bazen de ruhumuzda hissederiz ama ruhumuzdaki rahatsızlığı tarif edemeyiz bunu ancak sen bilir ve sen hüküm verirsin insanlara her türlü nimeti verdiğinde bunun karşılığı olarak istediklerinin yine bizlerin menfaatleri doğrultusunda olduğunu bizlere zaman zaman gönderdiğin Peygamberlerin ve Kitapların vasıtası ile anlatıyor yine zaman içerisinde türlü şekillerde işaretler gönderiyorsun. Bizler ise hala inanıyorum diyor ama yine bildiğimiz yoldan yürüyoruz. Gerekeni yapmıyoruz. İşte bizlere bahşettiğin o et parçasının nedenini ve işlevini dahi anlamaya kendimizi zorlamıyoruz.  Bizlerin tüm hatalarına rağmen hala vermeye devam ediyor bizleri seviyorsun RABBİM. Bizler ise yüzümüz olmamasına rağmen verdiğin nimetlere layık kullarından eylemeni istiyor ve hep dua ediyoruz.

BİZLERİN CANSIZ DİYE GÖRDÜKLERİNDE SEN
DAĞLARINA BAKIYORUM
 
Bizlerin taştır, cansızdır dediğimiz o kaya parçalarına bakıyorum üzerinde otlar, çiçekler bitirdiğin, canlılar yaşattığın.

RABBİM seni görmek için dağlarına bakıyorum bu kez

NEBL 88.SEN DAĞLARI GÖRÜRSÜN DE,ONLARI YERİNDE DURUR SANIRSIN. OYSA ONLAR BULUTLARIN YÜRÜMESİ GİBİ YÜRÜMEKTEDİRLER. (BU,) HER ŞEYİ SAPASAĞLAM YAPAN ALLAH'IN SANATIDIR. ŞÜPHESİZ Kİ O,YAPTIKLARINIZDAN TAMAMEN HABERDARDIR.

 Gönderdiğin kitabında belirttiğin gibi baktığımızda sapasağlam duran dağları istersen hareket ettirir bir anda yok edersinBunu depremlerden, heyelanlardan kaya kopmalarından da görüyoruz, duyuyoruz bunları yapan güç Yüce ALLAH'ım SENDEN başka ne olabilir. Bir parça kaya parçasını dahi günümüz teknolojisi ile tonlarca ağırlığında ve bilmem kaç beygir gücünde makinalar kullanarak parçalayabildiğimiz veya yerinden oynatabildiğimizi düşünürsek SENİN gücü ortaya çıkar.

Üzerlerinde bitirdiğin otlar, ağaçlar, hayvanlar onların rızklarını senden başka kim verebilir o şaheserleri senden başka kim şekillendirip meydana getirebilir.  Bakıyorum bizce yaşanmanın  mümkün olamayacağı,  rızkın bulunamayacağı gibi görünen dağlarda, kayalarda, karlı zirvelerde bile yaşam devam ediyor canlılar yaşatıyorsun. Senden başka nasıl bir güç yaşatabilir.

          Bazı kıt akıllıların hala "doğa kanunu" deyip durdukları tabiat harikalarının da bir başlangıç noktası olduğunu hiç bir şeyin yoktan var edilemeyeceğini  bunu yalnız ve yalnız senin başarabileceğini görmüyorlar mı ? İşte biz insanlar verdiğin aklı, beyin gücünü senin varlığını bizlere en ufak bir toz zerresinde dahi anlattığını görebilmeye yönlendirsek, senin bizler için hazırladığın, aklımızın alamayacağı güzelliklerdeki mükafatlarla donattığın cennetinde verdiğin yerleri hak etmek için koyduğun hükümlerin yapılmaması için hiç bir sebep olmazdı. Ama biz insanlar hala bir takım boş hayaller peşinde koşarak hem kendimizi aldatmaya, bir takım boş ve yanlış düşünceler peşinde koşmaya, yaşamın sadece bu dünyadan ibaret olduğunu kendimizi inandırmaya çalışmaktayız. Halbuki bu dünyanın bizler için sadece bir sınav yerinden ibaret ve soruların bazen zor bazen kolay olduğunu ama nasıl derslerini çalışan bir öğrenci tüm soruları rahatça çözebiliyorsa, bizlerde senin verdiğin emirler doğrultusunda bu hayatımızı idame ettirmeye çalışsak inanıyorum ki ALLAH'IM bizleri kapından asla boş çevirmezsin.

Yine dağlarına bakıyorum  her şeyi eriten önünde hiç bir engelin duramayacağı lavlar fışkırtıyorsun nice gazlar yayıyorsun etrafa  o ısıya ulaşabilmek için acaba kaç ton yakıta ihtiyaç var insan oğlu için kaç kişi çalışır o sıcaklıkta. Önüne gelen her şeyi yok ediyor kasıp kavuruyor. Bunun senin gücünü zaman zaman insanlara gösterdiğini unutulmaman gerektiğini kaç kişi hatırlıyor? Sonra her şeyin kül olduğu yerlere tekrar tekrar hayat veriyorsun ortaya insanın ekmediği tohumlardan, sulamadığı yerlerden bin bir güzellikler çıkartıyorsun.

Bu güzellikler ki dünyanın tüm ressamlarını, tüm renklerini getirsen o muhteşemliği yansıtamazlar. Yine hayvanlar tırmanıyor o yeşilin en güzelinde, kahverenginin en can alıcı tonunda rızklarını arıyor buluyorlar. Ne güzel dengelemişsin  ALLAH'IM her şeyi. bizler yaptığımız en ufak bir şeyden dahi böbürlenip  kendimize pay çıkartabiliyorken sen ki bizleri yaratmana, sonsuz nimetler vermene ve emirlerini yerine getirmemiz durumunda cennetinde vereceklerinin bu dünyada verdiklerinin yanında tahayyül edemeyeceğimiz kadar güzellikte olduğunu bildiriyorsun. Bakıyor ve görüyorum RABBİM yalçın kayalıklardaki yaşamı, mücadeleyi, her şey emrin üzerine belli sıralarda, belli güzelliklerde rüzgarın dahi güzel. Getirdiği tohumlar hayat veriyor kuşlar, böcekler, tohumlar taşıyor tabiatına dağlarına güzellikler vermek, güzellikleri insanlarına sunmak için ama bizler göremiyoruz bakıyor ama göremiyoruz

Bizler tüm vaadlerine karşılık sana olan borçlarımızı yapmamakta veya bir takım bahanelerin arkasına sığınmaya çalışmakta direniyor ve bunda da ısrar ediyoruz. Kaldı ki iman-ibadet şartların ne kadar kolay ve yapıldıkça haz duyulan şeyler. Bir sadaka diyorsun hemen hemen herkes bunu maddi olarak görüyor ve param yok diyor halbuki bilseler ki insanlara zarar verecek yoldaki bir taşı, bir çalıyı, bir poşeti almak, cenazeyi takip etmek tanıdık tanımadık hasta ziyaretlerinde bulunmak, bunları yaparken sadece senin rızanı kazanmayı düşünmek de sadaka yerine geçiyor ve yapılmakla  vaad ettiğin cennetinde yer bulmakta etken olacaktır. Ama maalesef bunları bile yapmaktan acizleniyoruz.. Ne olur RABBİM bizleri herkese yardım eden ve senin rızanı kazanan kullarından eyle. Görmeyen gözlerimizi, kararmış ruhumuzu aydınlat, dünyevi menfaatler peşinde değil senin rızanı kazanan kullarından eyle bizleri.      

 
GÖKYÜZÜNE BAKIYORUM
UÇSUZ BUCAKSIZ BOŞLUKTA DA SENİ GÖRÜYORUM. UÇAN KUŞLARDA, BÖCEKLERDE, KİMSENİN  VEREMEYECEĞİ RENK CÜMBÜŞÜNDEKİ ORADAN ORAYA YÜRÜYEN BULUTLARDA 

ARAF 54. ŞÜPHESİZ Kİ RABBİNİZ, GÖKLERİ VE YERİ ALTI GÜNDE YARATAN, SONRA ARŞ'A İSTİVA EDEN, GECEYİ DURMADAN KENDİSİNİ KOVALAYAN GÜNDÜZE BÜRÜNÜP ÖRTEN; GÜNEŞİ, AYI VE YILDIZLARI EMRİNE BOYUN EĞMİŞ DURUMDA YARATAN ALLAH'TIR. BİLESİNİZ Kİ, YARATMAK DA EMRETMEK DE O'NA MAHSUSTUR. ALEMLERİN RABBİ ALLAH NE YÜCEDİR. 

Kuşlar, böcekler uçuyor, büyüklü, küçüklü ve yüzlercesi, binlercesi birden ama birbirlerine hiç çarpmadan kilometrelerce uzaklıklara giderken ve yollarını hiç şaşırmayıp kaybetmeden. İnsanlar diyorlar ki kuşların beyinlerinden dolayı değil iç güdüsel olarak bu hareketleri yapıyorlarmış? Nasıl bir iç güdü bu elde harita yok pusula yok onu vereninde sen olduğunu inşallah çok geç olmadan anlarlar. Bizlere iç güdünün yanı sıra o kadar çok şey vermişsin ki bizleri şımartmışsın belki de RABBİM ama şımarmayanlarda var bizleri de inşallah onlardan eylersinRABBİM  Yüce Kitabında bildirdiğin gibi Güneş, Ay ve yıldızlar dahi seni görmeye yeter. Bundan çok değil 40-50 yıl önce televizyonu, cep telefonunu, bilgisayarı daha nice teknolojinin bu denli olabileceğini hayal bile edemezken, o zamanlar birileri çıkıp ta bunları anlatmış olsalardı akıllarından şüphe ederdik.Bilimin en yüksek seviyesinde bulunduğu günümüzde dahi senin yarattıklarını çözmek mümkün olamamaktadır. Bunların yeri ve zamanı geldikçe  SENİN izninle olabileceğini düşünmemiz ona göre yönlenmemiz gerekir.

    Bulutlara bakıyorum sonsuzlukta dalgalanan, birbirlerinin ardı sıra.Renkleri bana SENİ anlatıyor SENİ gösteriyor. Yağmur olup yere düşerlerken bile bir düzen bir intizam içerisindeler. Bu düzeni sağlamaya SENDEN başka kimin gücü yeter. Geceyi gündüzü düşündüğümüzde işin içinden çıkılmaz hal alıyor bazılarımız  geceyi karanlık, gündüzü aydınlık olarak biliyor gündüzleri çalışmak, bir takım uğraşılarla zaman öldürmek, geceyi ise uyumak, veya bazı duygularımızı tatmin için kullanmak üzere  varolduğunu zannediyor ve öyle yönleniyoruz. Aslında bunlar SENİN BÜYÜKLÜĞÜNÜN  yarattığın varlıklar için sonunda yine aynı konuya geliyorum bizlerin sınavları için yaratmış olduğun ortamlardır. SANA ibadet etmek SENİN rızanı kazanmak için fırsatların kullanılacağı ortamlardır kanısındayım. Bizlere yön ver, ortam hazırla ALLAH'IM lafta değil gerçek müminler olmamızı nasip eyle, eyle ki senin karşına yüzümüz ak olarak çıkalım.

 

DENİZLERİNE BAKIYORUM
 
OKYANUSLARA, GÖLLERE, SULARA BAKIYORUM YİNE SENİ GÖRÜYORUM. MİLYONLARCA CANLININ BELLİ DÜZEN İÇERİSİNDE YAŞADIĞI, GÜZELLİKLERE  HİÇ KİMSENİN BİR ZERRESİNİ DAHİ YAPAMAYACAĞI GİZEM DOLU YAŞAMA BAKIYORUM. 

YUNUS.22. SİZİ KARADA VE DENİZDE GEZDİREN O'DUR. HATTA SİZ GEMİLERDE BULUNDUĞUNUZ, O GEMİLERDE DE İÇİNDEKİLER TATLI BİR RÜZGARLA ALIP GÖTÜRDÜKLERİ VE (YOLCULAR ) BU YÜZDEN NEŞELENDİKLERİ ZAMAN, O GEMİYE ŞİDDETLİ BİR FIRTINA GELİP ÇATAR, HER YERDE ONLARA DALGALAR HÜCUM EDER VE ONLAR ÇEPEÇEVRE KUŞATILDIKLARINI ANLARLAR DA DİNİ YALNIZ ALLAH'A HALİS KILARAK " ANDOLSUN EĞER BİZİ BUNDAN KURTARIRSAN MUTLAKA ŞÜKREDENLERDEN OLACAĞIZ" DİYE ALLAH'A YALVARIRLAR.  

Dalgalara bakıyorum kıyılara vurup tekrar geri gidişlerini izliyorum sanki bir yerlere tutunmak istercesine, bir şeye kavuşmayı her seferinde umut edercesine bıkmadan usanmadan ama her seferinde tekrar tutunamadan gerisin geri dönüşlerine bakıyorum ve sana şükür ediyorum.   YA RABBİM bizleri sana tutunmaktan mahrum etmedin o güzellikleri senin bahşettiğin gözlerle görmemizi sağladın SENDEN dileğim gönül gözümüzü de açman, açık tutman ve bizleri vuslata erdirmen. Seni görmek için denizlerine bakarken bazen böyle coşku seline kapılıyor isteklerimi sıralayıveriyorum kendim, kendimiz tüm Ümmeti Muhammed (S.A.) için kabul edersin İnşallah. Denizlerinin rengine bakıyorum senin yarattığın senin varlığını ruhumuzun derinliklerinde hissettiren pırıl pırıl ışıltılarla birleşmiş dalgalarına bakıyorum. Onların altına verdiğin yaşamı düşünüyorum.

      Türlü hayvanlar, bitkiler ismini dahi bilmediğimiz çeşitlilikteki mahlukatlar. Bunları görmek dahi senin nice bir yüce varlık olduğunun ispatı değil midir? Tat veriyorsun denizin suyundan bizlere Yüce Kitap'ında belirttiğin gibi taze etler verdin gemilerin üzerinde gidebilmelerini sağladın. Bunlar senin iznin ile bizlere bahşettiklerin ama maalesef  kıymetlerini dahi bilmiyor, bizlere emanet ettiğin denizlerini nefsimizin açlığından dolayı hor kullanıp emanetine ihanet ediyor, canlılarının nesillerini tüketmek için bütün bencilliğimizi kullanıyoruz. Bizleri affet ALLAH' ım.

NAHL 14. İÇİNDEN TAZE ET ( BALIK )  YEMENİZ VE TAKACAĞINIZ BİR SÜS ( EŞYASI ) ÇIKARMANIZ İÇİN DENİZİ EMRİNİZE VEREN O'DUR. GEMİLERİN DENİZDE ( SULARI )  YARA YARA GİTTİKLERİNİ DE GÖRÜYORSUN. ( BÜTÜN BUNLAR ) ONUN LÜTFUNU ARAMANIZ VE NİMETİNE ŞÜKRETMENİZ İÇİNDİR.

Mavinin en güzelini, yiyeceğinin en lezzetlisini veren sensin RABBİM bizlerden istediğin yine bizim iyiliğimiz için yalnızca senin rızanı kazanmak. Bunu dahi yapmaktan kaçınıyoruz ama sen yine de bizleri hiç bir şeyinden mahrum bırakmıyor bizlerden esirgemiyor her seferinde daha fazlasını veriyorsun SANA ŞÜKÜRLER OLSUN ALLAH'IM. Seni her an görmekten, seni her zaman içimizde hissetmekten, bizleri alıkoyma, dünyevi işlerden, kötülüklerden, senin sevmediğin, yapmamızı yasakladığın şeylerden sana sığınıyoruz.

 

YERYÜZÜNE BAKIYORUM

GÖZLERİMİN GÖREBİLDİĞİ AKLIMIN ALABİLDİĞİNCE TOPRAĞA BAKIYORUM SENİ GÖRÜYORUM, BİNALARDA YOLLARDA CADDELERDE MERALARDA, SAÇAKLARDAN SARKAN BUZLARDA, YOLDAN GEÇEN ARABALARDA.....  

A'RAF.10. DOĞRUSU BİZ SİZİ YERYÜZÜNE  YERLEŞTİRDİK VE ORADA SİZE GEÇİM VASITALARI VERDİK. NE KADAR DA AZ ŞÜKREDİYORSUNUZ.

Yeryüzüne bakıyorum gözlerimin gördüğünce bizlere verdiğin nimetlerde seni arıyor ve görüyorum. Çeşit çesit meyveler, sebzeler yiyecekler,giyecekler, eşyalar binalar hayvanlar insanlar birbirlerine benzemeyen sayısız canlılar, cansızlar bunlar hep senin eserin. İnsanlara akıl vermişsin dünyanın tüm nimetlerini sunmuşsun acaba kaçımız bunları hak ediyoruz ve etmek için neler yapıyoruz veya hak etmeye çalışıyoruz?

    RABBİM bakıyorum etrafıma herkes bir takım şeyler yapıyorlar kendi çaplarında ama sonuçta çabaların çoğunluğu bu dünya için söylenilenlerin çoğunluğu dilde hala kalbe ulaşamıyor

 

Toprağında karıncalarına bakıyorum çabalarına "çalışmak ibadettir" sözünü hatırlıyorum, durmadan ibadet ediyorlar yorulmadan, isyan etmeden, yardımlaşarak birbirlerini kırmadan belli düzen içerisinde. " SANA ibadetlerini görüyorum" Ne güzel ibret almamız gereken bir tablo sana ibadetlerini durmadan çalışarak yapıyorlar sevgi ve hoşgörü ile "Birbirlerine sevgiyi görüyorum". Bakıyorum karşılıklı geldiklerinde  koklaşıp birbirlerini yol veriyorlar."Saygıyı görüyorum." Sonra düşünüyorum bizler ne yapıyoruz birbirimize ALLAH'IM biz insanlara her şeyin en güzelini vermişsin tüm canlı cansız her şeyi de hizmetimize biz ne yapıyoruz SANA verdiğin bir nimet karşısında dahi gerçekleri söylemek gerekirse günlerce şükretmemiz gerekirken aklımıza bile gelmediği günler oluyor.Affet bizleri RABBİM.

A'RAF.74. DÜŞÜNÜN Kİ, (ALLAH) ÂD KAVMİNDEN SONRA YERLERİNE SİZİ GETİRDİ. VE YERYÜZÜNDE SİZİ YERLEŞTİRDİ: ONUN DÜZLÜKLERİNDE SARAYLAR YAPIYORSUNUZ, DAĞLARINDA EVLER YONTUYORSUNUZ. ARTIK ALLAH'IN NİMETLERİNİ HATIRLAYIN DA YERYÜZÜNDE FESATÇILAR OLARAK KARIŞIKLIK ÇIKARMAYIN.

HADİD. 25“... VE KENDİSİNDE ÇETİN BİR SERTLİK VE İNSANLAR İÇİN
(ÇEŞİTLİ) YARARLAR BULUNAN DEMİRİ DE İNDİRDİK...„

Yükselen binalarına bakıyorum kat kat gökyüzünü deliyorlar SENİN iznin olmasa, Ayetinde bildirdiğin üzere demiri indirmemiş olsa idin acaba bu duruma nasıl gelebilirlerdi. Uçaklar uçabilir, gemiler yüzebilir, arabalar hareket edebilir miydi? Bizler hala neyin peşindeyiz SEN her yerde görünüyorsun. Nehirlerine bakıyorum istediğinde yağmur yağdırmayıp kurutabildiğin istediğinde akıttığın, göller yapıp bizlerin istifadesine sunduğun, sayısız canlılarını yaşattığın sonra etrafını türlü güzelliklerle bezediğin, yeşerttiğin. ALLAH'IM ne olur bizleri tüm günahlarımıza rağmen  yine de bağışla bu güzelliklerinden mahrum etme,cennetinde de bizlere yer ver. Vuslat ihsan eyle SENDEN sadece CEMALİNİ görmek istiyorum isteyen tüm kullarına ve ben fakir kuluna da nasip eyle. Bütün güzellikleri SENİN CEMALİNDE yaşamak istiyorum. SEN isteklerimizi geri çevirmezsin biliyorum. Kabul eyle YÜCE RABBİM. AMİN.     

TÂ-HÂ .53. O, YERİ SİZE BEŞİK YAPAN VE ONDA SİZE YOLLAR AÇAN, GÖKTEN DE SU İNDİRENDİR. ONUNLA BİZ ÇEŞİTLİ BİTKİLERDEN ÇİFTLER ÇIKARDIK.

MÜMİN.64. YERİ SİZİN İÇİN YERLEŞİM ALANI, GÖĞÜ DE BİR BİNA KILAN, SİZE ŞEKİL VERİP DE ŞEKLİNİZİ GÜZEL YAPAN VE SİZİ TEMİZ BESİNLERLE RIZIKLANDIRAN ALLAH'TIR. İŞTE ALLAH, SİZİN RABBİNİZDİR. ALEMLERİN RABBİ ALLAH, YÜCELERDEN YÜCEDİR.

Bütün her yerde SENİ arıyor, buluyor ve görüyorum. SEN istediğin için SENİ görüyorum, tüm güzellikler yer, gök bildiklerimiz, bilmediklerimiz hep senin eserin hala bunu anlamayanlar var RABBİM ne olur onlara da hidayet eyle.

"VUKUF-U KALP"  SENİN HER YERDE HAZIR VE NAZIR olduğunu bilmek buna göre kendimizi asıl dünyamıza hazırlamak gerektiğini bizlere unutturma RABBİM.  

 

SENİ DUYUYORUM
 
TÜM DÜNYADA, HERGÜN, HER SAAT, HER DAKİKA, HER SANİYE HİÇ DURMADAN  KİTAB' ININ OKUNUŞUNU DUYUYORUM. İŞİTİYORUM EZAN-I MUHAMMED'İYEYİ İŞİTİYORUM TÜM BEDENİMDE
 
 
MÜZZEMMİL 20 Hiç kuşkun olmasın, Rabbin senin durumunu biliyor. Gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını, üçte birini ayakta geçiriyorsun. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle. Allah, geceyi de gündüzü de ölçüye bağlamıştır. Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın lütfundan bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun! Namazı kılın! Zekâtı verin. Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin! Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin. Hiç kuşkusuz, Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.
Tüm evrende her saniye, her dakika, her saat ve her gün 24 saat hiç durmadan okunan ve biz kullarına yönlendirici olarak gönderdiğin Kur' anı Kerim' inin okunuşunu duyuyorum. Düşünüyorum dünyanın her noktasına yayılmış tüm müslümanlar doğuda, batıda, kuzeyde, güneyde namaza çağırılıyoruz her namazında Kitap' ın okunuyor. Sayılamayacak kadar çoktuk ta ve sırf senin rızanı kazanmak için okunuyor. Birbirlerine binlerce kilometre uzaklıkta olanlar, birbirlerinden haberdar bile olmayanlar, belki de sadece yaşadığı küçücük çevrelerinden hiç dışarıya dahi çıkmamış kişiler bile SENİ anıyor ve yad ediyorlar. Bu nasıl bir düzen nasıl bir yaratma gücü içinden çıkılması düşünmekle mümkün değil .
 
   Bir saniye bile durmadan Kitap' ının okunduğunu düşünmek dahi seni bilmeye ve görmeye yetiyor. Hiç dinmeyen ahenk ve güzellikle SENİN emirlerini bizlere anlatıyor her an. Hala duymamak ve görmemekte ısrar edenlere ne yazık acınacak haldeler kıt akılları ile somut bilgiler isteriz diyenler zaman farkından dolayı dünya üzerinde dinmeyen ve Kıyamete kadar da dinmeyecek olan ilahi sözlerinin okunduğunu düşünmeleri dahi SENİ tanımalarına yetmesi gerekir. Kaldı ki SENİN varlığının ispatı sayılamayacak çoğunlukta.
    RABBİM inanmayanlara  SENİ ve  dinimizi anlatmamız için bizleri vesile et ve hidayete erdir, AMİN

Mâide 58 Siz namaza çağırdığınız zaman onlar o çağrıyı eğlence ve alay konusu yapıyorlardı .

Cum'â 9 Ey müminler, cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman hemen Allah'ın zikrine koşun " .

    İşitiyorum Ezan-ı Muhammmediye' yi tüm bedenimde biliyorum ki okunması dinmiyor aralıksız ve herkes çağrına koşuyor seni anmak, yad etmek vuslata  ermek için tüm evrende. Sevginin saygının birlikteliğin tek vücutta toplanması, aynı hareket aynı huşu aynı gaye uğruna SENİN evlerinde toplanmak için diller, renkler farklı olsa bile inanç aynı SANA inanç ALLAH' ım. Bu gayede toplanmak için yine hiç dinmiyor bir saniye bile. Evrende susmayan seni devamlı hatırlatan bu hareketlilik varken seni inkar etmek mümkün mü? İnanmayanlar veya inanmayı kendilerine yediremeyen, aklı kıt olan, kendi kişiliklerini bulamamış gösterdiğin yolun, yapılması gerekenlerin kendilerine zor geldiğini, yaşamın sadece bu dünyada olduğunu sadece kendi için yaşaması gerektiğini küçük beyinleri ile ancak idrak ediyorlar. Aslında güzel olan senin emirlerine uymak, dinmeyen Ezan'ı Muhammed' iyeye uyarak kılınan namazlarda yine hiç susmayan Kuran'ı Kerim'ini dinlemenin,okumanın hazzına bir varabilseler lakin varamazlar SENİN emrin olmayınca.

 
YÜCE ALLAH' ım SENDEN Onların namına af ve mağfiret diliyor, dileniyorum ne olur onları da bizleri de doğru bildiklerinin yoluna ilet cümle kullarının da  günahlarımızı bağışla sana layık kullar olmamızı nasip eyle kalp kıranlardan değil gönül alanlardan, ilim yapanlardan eyle ki sana inanmayanlara seni anlatmak, daha iyi tanımak tanıtmak fırsatını bulalım. Riyakarlığın, bencilliğin, inananlardanım deyip yaptıklarının hiç de inançla bağdaşmayanların, her şeye maddesel olarak bakanların çoğaldığı bu dünyada SENİN yakınlığına çok ihtiyacımız var  RABBİM bizleri terk etme. AMİN     
 
 
YA RABBİM
CANIM YANIYOR,RUHUM ACIYOR,BOĞULUYORUM
 
İNSANLARIN RİYAKARLIKLARINDAN, VURDUM DUYMAZLIKLARINDAN GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ OLMADIKLARINDAN HER ŞEYİ BAŞKALARINDAN BEKLEMELERİNDEN YARDIMLAŞMANIN, DÜRÜSTLÜĞÜN MANEVİ DEĞERLERİN GİDEREK AZALMASINDAN, SEVGİNİN, SAYGININ YAPMACIK BOYUTLARA ULAŞTIĞINDAN, YAPILAN BİR İŞİN GERÇEKTEN SENİN  RIZANI KAZANMAK İÇİN YAPTIĞINI SÖYLEYEN KİŞİLERE DAHİ İNANILMADIĞINDAN ONUN ALTINDA MADDESEL MENFAAT ARANDIĞINDAN GERÇEKTE MENFAAT OLDUĞUNU AMA ONUN SADECE SENİN YÜCE ZATINDAN  İSTENDİĞİNİ ANLAYAMAYACAK KADAR DÜNYA NİMETLERİNE ŞARTLANMIŞLARDAN
 

CANIM YANIYOR, RUHUM ACIYOR,  BOĞULUYORUM.

 

 Bu bölümde niyetim kişileri değil kişilikleri ele almak. Görebildiğim kadarı ile dinimizin temel taşlarını teşkil etmesi gereken bazı hal ve hareketleri yerine getirmemiz gerekirken sadece lafta kaldığı, gerekli olgunluğa erişemediğimizden çoğu konularda hüsrana uğranıldığı, devamlı huzursuzluktan dolayı bir arayış içerisine girmekteyiz. Aslında yapılması gerekenler çok basit  bildiklerimizi icraata döktüğümüzde alacağımız haz bizlere bu dünya ve ebedi hayat için gerekli olan güzellikleri verecektir.    
    Bakıyorum insanların yüzlerine, ne yapmak istediklerini anlamak için ama anlaşılmıyor, hareketlerine bakıyorum tanıdık tanımadık, derinliklerine inmeye çalışıyorum, belki anlarım diye "Fikirle zikir bir olmalı" sözünden yola çıkarak fikirler çoğu zaman sadece ağızdan çıkan kelam olarak kalıyor yapılması gereken zikir yok oluyor.
    Yoksula yardım diyor zekat vermek gerekiyor ki yoksul yokluktan kurtulsun bir nebze de olsa, ama mal varlığını gizliden dahi gizliyor,  temizlik diyor müslüman temiz olmalı diyor, ama elindeki kağıdı yere atıyor atılanı yerden almıyor etrafına örnek teşkil edemiyor elim alışmış belim tutulmuş diyor. Namaz kılın diyor bir an önce kılıp dünya işine koşuyor hani sohbet, hani takva ehli olabilmek hani başkalarını
bu konuda uyarmak, onları aydınlatmak, yanlışlıklarını düzeltmek görevini daha şevk ile yapabilmelerini için.
 
Saygılı olalım  diyor ama en ufak bir dokunmakta saygıyı kendisi unutuyor,  Kul hakkı diyor aman ha sakının kul hakkından diyor. Bakıyorsun radyosu,  tv.si  sonuna kadar açılmış komşu da hasta varmış, yeni işten gelmiş, bebek uyuyormuş, cenaze varmış umurunda mı? Trafik sıkışmış fark etmez karşıdan gelenlerin yolu boş oraya geçer araba gelirse hemen sağdan gidenlerin arasına gireriz, maaş, elektrik, su v.s. kuyrukları beni bağlamaz geçerim çaktırmadan öne yada tanıdık var o halleder. Bunların hiçbiri onlara göre kul hakkı değil. Her şeye bir kılıf uyduruluyor. Arkadaş bunlar bal gibi kul hakkı. Yoldan geçen kişinin elbisesine, yürüyüşüne, tipine bulduğun bahane de kul hakkı çünkü sen ona "Arkadaş ben senin hakkında böyle düşündüm hakkını helal et" diyemeyeceksin geldi ve gitti. Nefsimizi terbiye edemediğimizden hakkını bırakarak gitti ve de gitti gider ta ki o hesap gününe kadar. Orada yalvarmanın sızlanmanın yararı olmayacak ve defter açılacak, alınan sınav notları bir bir okunacak.
 
 RABBİM bizleri nefsini terbiye edip kul hakkı yemeyenlerden eyle.
         Bizler her şeye dünyevi gözle yani  maddesel olarak baktığımızdan dolayı kul hakkını sadece para veya mal olarak görüyoruz. Yukarıda çok azını saymaya çalıştığım konular çoğaltılabilir. Kul hakkına uğramamamak için çok çok dikkatli davranmamız gerekir zira şehitlerin bütün günahlarını affeden CENAB' I ALLAH onlarda bile sadece kul hakkını hariç tuttuğuna dair Hadis-i Şerifler var. Çünkü kul hakkını ancak o kulun helal edeceği bildirilmektedir. O halde kesinlikle bu konuyu çok güzel öğrenip dikkat etmemiz gerekiyor.
Hacca gidenleriniz bilirler ( ALLAH' ım İnşallah gidemeyenlere de nasip eder.) Herkes orada YÜCE RABBİMİZİN bizlere farz kıldığı görevimizi yerine getirmek ve emirlerini en iyi şekilde yapmaya çalışmak üzere birbirleri ile yarış haline girerler. Ama acaba kaç kişi hacı olarak döner memleketlerine çünkü hacca gitmek farklı hacı olmak farklı olaylar. Bir Safa ile Merve arasında say yapılırken Hacer Validemiz'in hissettiklerini hissediliyor mu? Atılan taşların Şeytan için mi yoksa kendi nefisleri için mi attıklarını biliyorlar mı? Erkeklerin her zaman kadınlara öncelik tanımaları, her kesin birbirlerine yardım etmeleri gerektiğini biliyorlar mı? Birbirilerini ezecek derecede itişmeler, yer kapmalar, kalp kırmalar oluyor mu? Eğer sadece kendi görevimizi yapmak adına bunlardan kendimizi soyutluyor, başkalarına yardım etmiyor, önce ben diyor isek vay halimize, vay insanlığımıza, vay o Mübarek yerlere gidiş sebebimizi bizlere unutturan nefsimize o zaman gidişimizin amacına ulaşıp ulaşmadığını CENAB-I ALLAH bilir.
      YA RABBİM biz yarattıklarına verdiğin bütün nimetlere karşılık  istediklerini yapmıyor, sana layık kullar olamıyor isek, yaptığımız en ufak bir yardımı dahi gözümüzde büyültüp yeterli olabileceğini  fazlasına gerek olmadığını, elimizdekileri hala düşkünler var iken sırf kendi zevkimiz için sarf ediyor isek, kendimizi ve nefsimizi kandırmaktan öteye gidemiyor isek, sevgiyi, saygıyı sadece yakınlarımıza gösterip gerçekten ihtiyacı olanlara, yalnızlara ulaştıramıyor isek, sılayı rahim yani akrabaya dönemiyor, onları hatırlayıp nice olduklarını sormuyor ve onları yalnızlıklara itiyor isek, bizlerin yüzleri güler iken, üzüntülü yüzlerin  gözlerimiz gülmekten yaşarırken, ağlamaktan yaşaran gözleri hatırlayıp, onların yaşlarını dindirmeye çalışmıyor isek  nasıl senin karşına çıkar, nasıl senden af dileriz. İşte bu yüzden
YÜCELER YÜCESİ ALLAH' ım

CANIM YANIYOR, RUHUM ACIYOR,  BOĞULUYORUM.

 

AKLIMIN ERDİĞİ, ELİMİN YAZDIĞINCA TAKVA EHLİ    
   
KİŞİLERİN DEĞİL YÜCE ALLAH 'IN SİSTEMİNİ ÇOK İYİ ÖĞRENİP YAŞANTIMIZI ONA GÖRE YÖNLENDİRELİM Kİ BU DÜNYA VE EBEDİ HAYATIMIZDA HUZUR BULALIM.CENAB-I ALLAH İNSANLARIN YARADILIŞ VE OLUŞ SIRLARINI  ZARİYAT SURESİ  56. AYET-İ KERİME'SİNDE ŞÖYLE AÇIKLIYOR
 
"BEN CİNLERİ VE İNSANLARI, ANCAK BANA İBADET ETSİNLER DİYE YARATTIM."
 

 

ŞİMDİ BU AYET-İ KERİME'DE İBADETİN NASIL OLMASI GEREKTİĞİ KONUSUNA BİRAZ DEĞİNELİM. HEMEN HEMEN HEPİMİZİN BİLDİĞİ GİBİ TEMEL OLARAK İBADET İMANIN VE İSLAMIN ŞARTLARINDAN MÜTEŞEKKİLDİR. ESAS OLAN BUNLARI YAPMANIN DIŞINDA TAKVA EHLİ OLABİLMENİN DE ŞARTLARINI TAŞIMAMIZ VE HAYATIMIZI ONA ONLARA GÖRE YÖNLENDİRMEMİZ GEREKİR.
 
İNSANLARIN YÜCE ALLAH'TAN KAYNAKLANAN YARADILIŞ VE OLUŞ SIRLARI

   Arkadaşlar öncelikle varoluş nedenimizi çok iyi araştırmamız ve hayatımıza buna göre yön vermemiz lazım.  YÜCE ALLAH bunu  Zariyat suresi  56. Ayet-i Kerime'sinde şöyle açıklıyor.

"BEN CİNLERİ VE İNSANLARI, ANCAK BANA İBADET ETSİNLER DİYE YARATTIM."   

 

Yaşantımız boyunca vecibelerini yerine getirebilmek için farzların dışında kesinlikle yapmamız gerekenleri yapmayıp, görmemiz gerekenleri görmemezlikten gelip, işitmemiz gerekenleri işitmeyip sonra senden beklenti içerisine giriyoruz. İşte bütün bunlardan ve yaşayıpta aklıma gelmeyen nicelerde dolayı şimdi bu Ayet-i Kerime'de ibadetin nasıl olması gerektiği konusuna biraz değinelim. Hemen hemen hepimizin bildiği gibi İbadet imanın ve islamın şartlarından müteşekkildir. Esas olan bunları yapmanın dışında Takva Ehli olabilmenin de şartlarına taşımamız ve hayatımızı ona onlara göre yönlendirmemiz gerekir.

Takvada 10 Temel İbadet ismiyle açıklamaya çalışılanlar hepimizin yapması gereken ve yapabileceğimiz hiçte zor olmayan sonuçta bizler için hayırlı olabilecek ibadetler. Bu duruma göre Takva ehli ne demektir?

  Kısaca ve öz olarak Yüce ALLAH' ın rızasını kazanmak için onun yasaklarına uymak, onun men ettiği şeylerden uzak durup sakınmak, başkalarına yardım etmekte birbirimizle yarış haline girerek birlik, beraberlik, ve huzur ortamı sağlamak diye tanımlayabiliriz. Zaten herkes kendini cezalandıracak hal ve hareketlerden sakınması gerektiği bilinci ile hareket etmekle hem kendi ahiretini, hem anne-babasının ve ailesininde hesap gününde bağışlanmasını sağlayabilecek duruma gelmiş olmaz mı?

Takvada 10 Temel İbadet nedir? Kısaca anladıklarımızı,bildiklerimizi  Allah'ın izni ile elimizin yetip, kıt aklımızın erdiğince açıklamaya çalışalım.Din alimlerimizin birleştikleri konu Ahiret hayatımızı kazanmamızın temel ilkesi nefsi terbiyeden geçer. Nefsi terbiye ise TAKVA EHLİ olabilmektir.

Namaz Oruç Zekât İnfak ve Sevgi
İlim Sabır Muhsin Olma Ahde Vefa
  Adalet ve Dürüstlük Af Edici ve Dileyici Olma  

ZARİYAT.15-16- ŞÜPHESİZ Kİ TAKVA SAHİPLERİ RABLERİNİN KENDİLERİNE VERDİĞİ SEVABI ALMIŞ OLARAK CENNET BAHÇELERİNDE VE PINAR BAŞLARINDA BULUNACAKLARDIR. ÇÜNKÜ ONLAR BUNDAN ÖNCE İYİLİK YAPIYORLARDI.

İnfak ve Sevgi

BAKARA 215. SANA (ALLAH YOLUNDA) NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR.
DE Kİ: MALDAN HARCADIĞINIZ ŞEY, EBEVEYN, YAKINLAR, YETİMLER, FAKİRLER VE YOLCULAR İÇİN OLMALIDIR.
ŞÜPHESİZ ALLAH YAPACAĞINIZ HER HAYRI BİLİR.

Kısaca ve öz olarak İnfak: Sevdiğimiz şeylerden ihtiyaç sahiplerine verebilmektir, sahip olduklarımızdan ihtiyaç sahipleri için pay ayırarak vermedir. Bu verme, insanlığa hatta tüm canlıların yararına yöneliktir. Zengin, yoksul ayrımı yapmadan bütün iman edenler için konulmuş eğitici ve erdirici en mükemmel ibadetlerdendir. İnfak; Allah'a olan sevginin, güvenin ve teslimiyetin bir ifadesidir. Paradan, maldan yapıldığı gibi güzel söz söylemek güler yüz göstermek de bir infaktır. Ayrıca dertli bir insanı teselli etmek, güçsüz yaşlı birine yardım etmek, hasta ziyaretleri ile moral vermekte bir infak şeklidir. Zekât, sadaka ve fitre miktarı tayin edilmiş sınırlı bir yardımdır. Oysa infak, sahip olunanlardan gönlün dilediği kadar ayırdığı sınırsız bir vermedir. Bütün yapılan iyiliklerin ALLAH katında değerlendirileceğini bilmek yapılanların değerini kat kat artırmaktadır.

 

Şöyle bir düşünelim: Sıcak bir yaz günü siz elinizde soğuk meşrubatınızı almışsınız ve rüzgar esen gölge bir yerde istirahat ediyorsunuz, o anda önünüzden tanıdık olmayan bir cenaze geçiyor üç beş kişi ile şimdi o rahatınızı bozup cenazeyi takip etmek, onun defni için yardım etmek yakınlarının acılarını paylaşmak var birde rahatınızı bozmayıp istirahate devam etmek.Eğer birinci şıkkı yapabiliyor ve bunda sadece ALLAH'IN rızasını kazanmayı hedefliyorsak  istirahatimizden infak etmiş oluyoruz. Başka bir şekli ele alalım soğuk ve yağmurlu bir gün ve siz sıcacık evinizde çayınızı yudumluyorsunuz ama çevrenizde hastaneler var ve orada yatan hastalar belki hiç ziyaretçisi gelmeyen, birileriyle konuşmak dertleşmek ihtiyacında olan, şayet YÜCE RABBİM' in rızası için onları ziyaret gayesi ile abdest alıp yola koyulursanız sizce buda bir infak olmaz mı? Çünkü sevdiğiniz sıcacık yuvanızdan çıkıyor soğuk ve yağmurlu bir havada tanımadığınız kişilerin ziyaretine koşuyorsunuz. Buna dair Hadis-i  Şerifler var.
     
    Rasûlüllah şöyle buyurmuştur:
       "Aziz ve Celil olan ALLAH kıyâmette":
-Ey Âdemoğlu! Ben hasta oldum da sen beni ziyaret etmedin! buyurur. Kul:
-Ya Rabbi! Sen âlemlerin Rabbi olduğun halde ben sana nasıl hasta ziyareti yapabilirim? diye sorar. ALLAH:
-Sen bilmez misin ki, benim filanca kulum hasta olmuştu da sen onu ziyaret etmemiştin. Yine bilmez misin ki eğer sen onu ziyaret etseydin, muhakkak beni onun yanında bulacaktın (yani, benim sevabımı ve ikramımı onun yanına bulacaktın) buyurdu" (Müslim, Birr vasıla, 43).
      Başka bir hadis-i şerifte de, Hz. Peygamber (s.a.s): "Hasta ziyareti yapan kişi, (hastanın yanından) dönünceye kadar, kendisini cennete ulaştıracak bir yol üstündedir" (Müslim, Birr ve sıla, 39) buyurmuştur.
Şu halde, ziyaretler, özellikle hasta ziyareti, müslümanı Allah rızasına ulaştıracak ahlâkî davranışlardan biridir. Bu sebeple hasta ziyareti, vazgeçilmez bir görevdir. Bu önemli vazifeyi yerine getirmeli ve başkalarına da tavsiye etmelidir.

   Hemen hemen her gün yaşlı  kimseler görürüz hepimiz, ayakları vücutlarını yıllardır taşımaktan sanki isyan eder hale gelmişler gibi ağır ağır yürürler, belleri bükülmüş elleri titreyerek artık bedenlerini taşıyamaz halde. Düşünürüz ALLAH' ım günün birinde bizde böyle olacağız diye ama kaçımız onların gençlik hikayelerini, askerlik anılarını, dertlerini dinlemek için gayret sarf ederiz,.hepimizin bunlara ayıracak zamanı vardır muhakkak. Birbirimize güler yüzlü, tatlı dilli olalım, selamlaşalım, saygılı davranalım ve sevgili olalım birbirimize düşkünlerimize az çok yardım edelim çevremizde muhakkak bizden daha ihtiyaç sahibi bulmak mümkündür. Araştıralım ama maddi veya manevi verilenlerden sonraki gülen gözleri görmekten alınan hazı tatmak anlatılmaz bir duygu olmalı. Yaptığımızda İNFAK  olayını doyasıya yaşayacağınızdan emin olun.   

BAKARA 272. (YA MUHAMMED!) ONLARI DOĞRU YOLA İLETMEK SANA AİT DEĞİLDİR.
LÂKİN ALLAH DİLEDİĞİNİ DOĞRU YOLA İLETİR.
HAYIR OLARAK HARCADIKLARINIZ KENDİ İYİLİĞİNİZ İÇİNDİR.
YAPACAĞINIZ HAYIRLARI ANCAK ALLAH'IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN YAPMALISINIZ.
HAYIR OLARAK VERDİĞİNİZ NE VARSA; KARŞILIĞI SİZE TAM OLARAK VERİLİR VE ASLA HAKSIZLIĞA UĞRATILMAZSINIZ.

"Komşusu aç yatarken kendisi tok yatan bizden değildir". Bu Hadis-i Şerifi hemen hemen hepimiz biliriz ama gereğini kaçımız yaparız neden hepimiz yapmama eğilimi gösteriyoruz belli gelir düzeylerine sahip kişiler belli bölgelerde her kes kendi köşesinde bu  olmamalı bizim anlayışımız bizim anlayışımız ben onları görmüyorum nasıl olsa zihniyetindeyiz. Lütfen biraz duyarlı olalım göreceğiz ki RABBİM bize istediğimizin daha fazlasını verecektir. Birbirimizi sevelim, sevelim ki bizde sevgi görelim. RABBİM bizleri senin istediğin gibi infak eden ve sevgi yüklü kullarından eyle.

SEBE 39. DE Kİ: RABBİM, KULLARINDAN DİLEDİĞİNE BOL RIZIK VERİR VE (DİLEDİĞİNDEN DE) KISAR. SİZ HAYIRA NE HARCARSANIZ, ALLAH ONUN YERİNE BAŞKASINI VERİR. O, RIZIK VERENLERİN EN HAYIRLISIDIR.

Namaz

A'RAF.170- KİTABA SARILANLARA VE NAMAZI KILMAYA DEVAM EDENLERE GELİNCE, BİZ O İYİLERİN ECRİNİ HİÇBİR ZAMAN YİTİRMEYİZ.

Namazın nasıl kılındığını diğer bölümlerde görmüştük burada farklı şekilde ele alıp manevi haz üzerinde durmak istiyorum.Namaz, namaz ve yine namaz dinin temel direği yapılmasının kesinliği ALLAH tarafından farz kılınan namaz. Her yönüyle bizlere huzur veren ibadet şeklimiz. Divan'a durup ellerimizi kaldırdığımızda karşımızda YÜCE RABBİN olduğunu bilmek ona olan sadakatimizi, şükürlerimizi sunmak için bundan iyi fırsat olur mu? Günde  5 vakit onu övmek onunla dualarda dahi birlikte olmak huşu içerisinde içimiz titreyerek yapmamız gereken ibadetimiz.

ALLAH' ım bizlere SENİ,  karşına durduğumuzda  rüku da,secde de selam da tesbihat ta  ruhumuzda hissettir, hissettir ki  içimiz titresin RABBİM bunun için bizlere şevk ver aşk ver biliyoruz çoğumuz sana layıkı ile Namazımızı eda edemiyor türlü düşüncelere saplanıyoruz bu bizim senin rızanı kazanmak için kıldığımız namazı haşa hafife aldığımızdan değil, bir takım vesveselerden dolayı olduğunu bilmeni istiyor SENDEN af diliyoruz. 

FATIR.29- ALLAH'IN KİTABINI OKUYAN, NAMAZI KILAN VE KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN GİZLİ VE AÇIK OLARAK VERENLER, KESİNLİKLE BATMA İHTİMALİ OLMAYAN BİR TİCARET UMARLAR.

Namaz içerisinde okuduğumuz sure ve duaların manalarına şöyle bir baktığımızda dahi ne kadar düşündürücü ve hikmet dolu olduğunu görürüz. Hele de bunları namaz içerisinde bilerek okuduğumuzu düşünün, alabileceğimiz feyzin büyüklüğü ortaya çıkar.Mesela Fatiha Suresi'nin manasına baktığımızda

Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.

 

CUMUA.9EY İNANANLAR! CUMA GÜNÜ, NAMAZ İÇİN ÇAĞRI YAPILDIĞINDA, ALLAH'I ANMAYA/ALLAH'IN ZİKRİ'NE KOŞUN! ALIŞ-VERİŞİ BIRAKIN! EĞER BİLİRSENİZ BU SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.

Allâhümme Salli
Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
Allâhümme Barik
Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
Okunan bütün sure ve dualarda zikir yani Yüce ALLAH' ı  anarak onunla her an beraber olup, bütünleşmeyi sağlamak, kalben yaptıklarımızı fiiliyata döküp görevimizi huşu içerisinde bitirdiğimizde alacağımız hazla diğer vakitlerin bir an önce gelmesini bekler durumda olmaz mıyız?

CUMUA.10 NAMAZ KILININCA HEMEN YERYÜZÜNE DAĞILIN VE ALLAH'IN LÜTFUNDAN NASİBİNİZİ ARAYIN! ALLAH'I ÇOK ANIN Kİ, KURTULUŞA EREBİLESİNİZ.

Zekât

BAKARA. 277 İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK DEĞERLER ÜRETEN, NAMAZI KILAN, ZEKÂTI VERENLER İÇİN RABLERİ KATINDA KENDİLERİNE ÖZGÜ ÖDÜLLERİ VARDIR. KORKU YOKTUR ONLAR İÇİN. TASALANMAYACAKLARDIR ONLAR...

YÜCE ALLAH Yüce Kitabı Kuran-ı Kerim'de aklımıza gelecek her konuda, istediğimiz her şeyle ilgili  çok sayıda ayetler göndermiş biz kullarına yararlanalım ve uygulayıp dünya ve ahiret hayatımızı en iyi şekilde kazanalım diye. Bundan güzel şey olabilir mi? Herkesin her konuyu bilmesi mümkün değil eğer öyle olsa idi bunca meslek erbabı olmaz her kes kendi işini kendi görürdü. Ama her şeyi bilen ve gören  Yüce RABBİMİZ bizleri her konuda yetiştirmek uygulandığında doğruyu bulabileceğimizi belirttiğini ama kesinlikle ve sadece kendi rızasını kazanmak için yapılması gerektiğini ne de güzel açıklamış. Bunların bir tanesi de Zekat konusu. Kelime anlamı kısaca bereket, artış ve temizleme demektir.        

 

      A'RAF. 39 "BİZE HEM BU DÜNYADA GÜZELLİK YAZ HEM DE ÂHİRETTE! DÖNÜP DOLAŞIP SANA GELDİK." BUYURDU Kİ: "AZABIMA DİLEDİĞİMİ ÇARPTIRIRIM. RAHMETİME GELİNCE, O HER ŞEYİ ÇEPEÇEVRE KUŞATMIŞTIR. BEN ONU; SAKINIP KORUNANLARA, ZEKÂTI VERENLERE, AYETLERİMİZE İNANANLARA YAZACAĞIM."

 Biz kullar olarak dünya sahnesinde kimimiz zengin, kimimiz fakir, kimimiz orta halli olarak  RABBİMİZİN hidayeti ile yaşamlarımızı idame ettirmeye, gerçek dünyada sonsuza dek devam ettireceğimiz ahiret yaşamının hazırlıklarını  yapıyoruz. İyiliğin iyilikle, kötülüğün kötülükle sonuçlandığını hemen hemen hepimiz bizlerin veya çevremizden birilerinin başından geçenlerden dolayı tanık olmuşuzdur. Hak nasıl olsan bir gün yerini bulacaktır bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. O halde iyilik ve yardım etmek varken kötülük nedendir. Düşküne yardım etmek, yoksulu doyurmak hepimizin borcu değilmi dir? Yüce ALLAH isteseydi tüm kullarını eşit şekilde yaratır yoksulluk olmaz, hastalık olmaz, her şeyi güllük gülistanlık yaratırdı peki o zaman iyiler ve kötüler nasıl ayrılırdı. Zenginler ellerindeki malların bir kısmını fakirlere vererek hem malının daha fazlalaşmasını dolayısı ile fazla kazanç sağlamayı hem de daha fazla fakire yardım etmeyi sağlar, çok fazla daha sevap kazanırlar.

RÛM .39 İNSANLARIN MALLARI İÇİNDE ARTSIN DİYE RİBA OLARAK VERDİĞİNİZ, ALLAH KATINDA ARTMAZ. ALLAH'IN YÜZÜNÜ İSTEYEREK VERDİĞİNİZ ZEKÂTA GELİNCE, İŞTE ONU VERENLER KAT KAT ARTIRANLARIN TA KENDİLERİDİR.

Yapılan iyilikleri bir başka yönden ele almak gerekirse bunların  sadece Yüce RABBİMİZİN emri olduğunu ve ONUN ihtiyaç sahibi olan kuluna bizi vesile ederek verdiğini anlarsak bizlere ne derece önemli bir görevli olduğumuzu, kendi malını  bizlere verdirerek,  sevap yazdığını, istese fakir kulunu zenginleştir, bizlerin sevap kazanmamızı istemezdi. Bu sayede zaten bizlerin olmayan emaneti ONUN dilediği kuluna veriyor sevap kazanıyoruz diğer taraftan gerçek manada kalben inanan fakir kulununda rızkını temin ediyor, kendisini yaratan RABBİN' den hiç bir zaman ümit kesilmeyeceğini ona öğretmiş  olmuyor mu?  Birde bu dünya ile ilgili bölümü var ki o da zekat olarak verilen kişiyi rencide etmeden, onun ihtiyaçların giderildiğinde bunu sadece ve sadece ALLAH' ın Rızası için yapıldığında ONUN memnuniyetini  zekat verilen kişinin yüzünden ve gözlerinden okumak mümkündür.  Zekat vermekle malımız daha fazlalaşıyor, yardım etmemiz artıyor, dünya da insanları memnun ederek RABBİMİZİN memnuniyetini ve ahiret hayatımızı  kazanıyoruz.Bizler için bundan daha güzel ne olabilir.
ALLAH' ım bizleri de yardım eden kullarından eyle

A'LÂ. 8 BENLİĞİNİ ARINDIRAN/ZEKÂT VEREN, KURTULUŞA GERÇEKTEN ERMİŞTİR.

İlim

 

KASAS .80 KENDİLERİNE İLİM VERİLMİŞ OLANLAR ŞÖYLE DEMİŞTİ: "YAZIKLAR OLSUN SİZE! İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞ YAPAN KİŞİ İÇİN ALLAH'IN VERECEĞİ KARŞILIK DAHA ÜSTÜNDÜR. AMA BUNA, SADECE SABREDENLER ULAŞTIRILIR."

     Bu son ibadetimiz olan ilmi okuduklarımdan ve benim anladıklarımdan yola çıkarak izah etmeye çalışacağım. Amel ve ilim  bir arada yürümesi gereken ve ayrılmayan ikili. Sebebi: Bir konunun doğru olarak bilinmesi için o konu hakkında bilgileri toplamak ve toplanan bilgiler ışığında icraata geçirmek. İşte toplanan bilgiler ilim icraat ise amel.  Bildiklerimizle yani ilmimizle amel etmemiz gerekliliği burada ortaya çıkıyor. Akıllara şu soru gelebilir "eğer ben ilmi öğrenmezsem yapmam gereken amellerden sorumlu olmam" böyle bir şeyin olması mümkün mü sizce. Bu konuyla ilgili çok Hadis-i Şerifler var. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin " İlim Çin de olsa bile arayıp bulun "  demesi bize ilmi öğrenmemiz gerçeğini ne güzel izah ediyor. 

 YÛSUF 101 "RABBİM, SEN BANA MÜLK VE SALTANATTAN BİR NASİP VERDİN. OLAYLARIN VE DÜŞLERİN YORUMUNDAN BANA BİR İLİM ÖĞRETTİN. EY GÖKLERİ VE YERİ YARATAN! BENİM DÜNYADA DA ÂHİRETTE DE VELÎ'M SENSİN. BENİ MÜSLÜMAN/SANA TESLİM OLMUŞ OLARAK ÖLDÜR VE BENİ BARIŞSEVER HAYIRLI KULLAR ARASINA KAT."

Bizim yapmamız gereken, muhakkak okumak ve ilim öğrenmek. İlim sayesinde  CENAB-I ALLAH' ın bizleri neden yarattığı, yani yaradılış gayemizi , ONA karşı kesinlikle yapmamız gereken  ibadetlerimizi ruhumuzun ta derinliklerinde hissederek ona layık şekilde yapabilmemizi, ONUN bizlere ve tüm yarattıklarına karşı sevecen davranışlarını bizlerin de aynı şekilde kullarına davranış göstermemizi, yerine  getirmemiz gereken emirlerini harfiyen öğrenmemizi, kemale erip olgunlaşmamızı, RABBİMİZİ çok daha iyi tanımamıza olanak sağlayacaktır. İlim bizleri tüm fena ve helak edici davranışlardan uzaklaştırıp, iyi güzel huylar edinmemize, YÜCE KİTABIMIZI  daha iyi anlamamıza  ve bu sayede yaratılmışlara karşı davranışlarımızı olumlu etkilememize neden olur. 

RÛM 22 GÖKLERİN VE YERİN YARATILMASIYLA DİLLERİNİZİN VE RENKLERİNİZİN FARKLI OLMASI DA O'NUN AYETLERİNDENDİR. BUNDA, İLİM SAHİPLERİ İÇİN ELBETTE İBRETLER VARDIR.

Bu sayede cennetimizi kazanmamıza olanak sağlamış oluruz. İlim öğrenmeye karar veren ve onun için araştırmalar yapan bir kişinin zaten vaktini tümüyle  bu güzel uğraşı almış olacağından kötü düşüncelerden, hal ve hareketlerden de hali ile uzaklaşmış olacaktır. Hele de öğrendikleri ile amel etmeye yani onları fiiliyata dökmeye başladığında alınan haz hiç bir şeye değişilmez. İslam alimlerimizin birleştiği önemli konulardan biri ölen bir kimsenin Amel defterinin üç şekilde kapanmayacağı bunlar: Hayırlı evlatlar bırakmak, insanların faydalanabileceği cami, okul, çeşme v.s. gibi hayırlar bırakmak ve ilim bırakmak. Durum böyleyken ilim öğrenip bunları başkalarının faydalarına sunmak ve onlardan gelecek hayır duaları düşünmek bile ilim öğrenmenin ne derece güzel olduğunun kanıtı değil midir? RABBİM bizleri de ilim öğrenip ilminle aydınlanan kişilerden ve CEMALİNİ görenlerden eyle. AMİN   

ÂLİ İMRAN 18 ALLAH, KENDİSİNDEN BAŞKA TANRI OLMADIĞINA TANIKTIR. MELEKLERLE İLİM SAHİPLERİ DE ADALET ÖLÇÜSÜNE SARILARAK TANIKLIK ETMİŞLERDİR Kİ, O AZÎZ VE HAKÎM OLANDAN BAŞKA HİÇBİR İLAH YOKTUR.

TAKVA'NIN ÖDÜLÜ : ADN CENNETLERİ

13/23-24: ADN CENNETLERİ (TAKVA SAHİPLERİ) İÇİNDİR. ORAYA ATALARINDAN, EŞLERİNDEN, ÇOCUKLARINDAN SALİH (İYİ) OLANLAR İLE BİRLİKTE GİRECEKLERDİR. MELEKLER İSE HER KAPIDAN YANLARINA SOKULACAKLAR: « SELAM SİZE SABRETTİĞİNİZ İÇİN. NE GÜZELDİR ŞU SONSUZLAR YURDU.» DİYECEKLERDİR

Sabır

TÂHÂ .132 AİLENE NAMAZI EMRET, KENDİN DE ONA SABIRLA DEVAM ET! BİZ SENDEN RIZIK İSTEMİYORUZ. SENİ BİZ RIZIKLANDIRIYORUZ. SONUÇ TAKVANINDIR!

YÜCE ALLAH  sabırlı olmamızın bizler için çok hayırlı olacağını bir çok Ayet'lerinde belirtmiştir. Her seferinde yazdığım gibi bildirdiği her şey biz kullarının iyilikleri içindir. Yaşamımız boyunca türlü şekillerde sabrımız denenmektedir. En basit olarak bir vasıta dahi beklerken sabırsızlık, birilerini beklerken sabırsızlık, okulun, askerliğin,nişanlılığı, çocuk beklemede,falan filan hep sabırsızlık içerisine gireriz aslında her zamanın kendine göre bir geçme süresi, her hastalığında bir iyileşme süresi olduğunu gayet iyi bilmemize rağmen hala sabır göstermemekte direniyoruz. İnşallah bu makaleyi okuduktan sonra bu hissimize engel olmanın yollarını arar buluruz. Aslında her müşkülatımızda olduğu gibi her şeyin yolu CENAB-I HAKK'A sığınmak ve ONA  yalvarmak ve ONDAN istemektir. Bunu idrak edip davranışlarımızı ona göre ayarlamamız gerekir.     

BAKARA. 177 YÜZLERİNİZİ DOĞU VE BATI YÖNÜNE ÇEVİRMENİZ HAYIRDA ERGİNLİK/DÜRÜSTLÜK DEĞİLDİR. HAYIRDA ERGİNLİK/DÜRÜSTLÜK O KİŞİNİN HAKKIDIR Kİ, ALLAH'A, ÂHİRET GÜNÜNE, MELEKLERE, KİTAPLARA, PEYGAMBERLERE İNANIR; AKRABAYA, YETİMLERE, ÇARESİZLERE, YOLDA KALMIŞA, YOKSULLARA, ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞMAK GAYRETİNDE OLANLARA MALI SEVE SEVE VERİR, NAMAZI KILAR, ZEKÂTI ÖDER. BÖYLELERİ SÖZ VERDİKLERİNDE AHİTLERİNE VEFALIDIRLAR; BOLLUK VE BEREKET ZAMANI KADAR, ZORLUK, SIKINTI VE ŞİDDET ZAMANINDA DA SABIRLIDIRLAR. İŞTE BUNLARDIR ÖZÜYLE SÖZÜ BİR OLANLAR. VE İŞTE BUNLARDIR KORUNAN TAKVA SAHİPLERİ.

Sabrımız YÜCE ALLAH tarafından çeşitli şekillerde sınanır. Bunların en önemlilerinden biri hepimizin az veya çok yakalandığı hastalıklar gelmektedir. Önemli olan hastalığın sebeplerinden önce nereden ve neden geldiğinin bilinmesidir. Bunun RABBİMİZİN tarafından ve bir sınav niteliğinde olduğunu, derdini verenin dermanını da vereceğini ama sabır gösterip, tevekkül edip çaresini arayıp bulduktan ve tedavisini yaptırdıktan sonra RABBİMİZDEN isteneceğini bilmekten başka ne doğru olabilir ki. "Sabır acı ama meyvesi tatlıdır." Yine mallarımızın yitirilmesi, yakınlarımızın vefat etmesi, tabii afetler, üzüntüler hasretlikler işte bunlar hep sabır ve metanet isteyen ve yüce ALLAH' ın bize verdiği  bu olaylarla karşılaştığımızda sabır gösterip, gerekeni yapıp  ALLAH' a dua ederek beklediğimizde sonucunu muhakkak bizler için hayırlı kılacaktır. Aşağıda okuyacağımız Hz.Eyyüb (A.S.)ın hayatı bizlere örnek teşkil edecek cihettedir.ALLAH' ım ne olur bizleri Peygamberlerini denediğin zor sınavlardan geçirme  sonumuzu hayırlı kıl.  

BAKARA.155 BİZ SİZİ KORKU, AÇLIK, MALLARDAN, CANLARDAN VE MAHSULLERDEN YANA EKSİLTME İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. SABREDENLERE MÜJDELE.
AL-İ İMRAN.186 YEMİN OLSUN Kİ, MALLARINIZ VE CANLARINIZ HUSUSUNDA MUTLAKA İMTİHAN EDİLECEKSİNİZ... SABREDER, TAKVAYA SARILIRSANIZ İŞTE BU, İŞ VE OLUŞLARIN EN ZORLULARINDANDIR.

Eyyûb (a.s.)'dan Kur'an'da dört yerde bahsedilir ve sabır örneği olarak takdim edilir (En-Nisa, 4/163; El-En'am, 6/84; El-Enbiya, 21/83; Sâd, 38/41). Tevrat'ta da "Eyûb" adıyla müstakil bir kitap, Hz. Eyyûb'un kıssasına tahsis edilmiştir.
    İslam kaynaklarına göre havran bölgesinde yaşayan ve çok zengin olup, sayısız malı-mülkü, birçok oğlu kızı bulunan Eyyûb (a.s.), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmiştir. Sabah-akşam ümmeti ve ALLAH'a ibadetle meşgul olan Hz. Eyyûb, RABBİ'nin bir imtihanına maruz kalmış, bütün servetini, çocuklarını kaybettiği gibi şeytanın kendisine musallat olması neticesinde kalbi ve dili hariç bütün vücudunda çıbanlar çıkmış, iltihaplı yaralar açılmış, yaralarına kurtlar dolmuş ve vücudu bozulup kokmaya başlamıştı. Bu durumda kocasına hizmete sebat eden eşi "Rahmet" hariç hiç kimse onun yanına yanaşmadığından cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmış, fakat hiçbir zaman sabrını ve CENAB-I HAKK'a bağlılığını kaybetmemiştir.

Farklı rivayetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sıkıntılı dönemden sonra sabrıyla imtihanı kazanan Eyyûb (a.s.) CENAB-I HAKK'ın lütfu ve emriyle ayağını yere vurmuş, fışkıran su kaynağından yıkanıp içerek eski sıhhati ve güzelliğine kavuşmuştur. Ayrıca kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsan edilmiştir.
    Genellikle kabul edildiğine göre bu imtihana uğradığı sırada yetmiş yaşında olan Hz. Eyyub, şifa bulduktan sonra yirmi yıl daha yaşamış, diğer bazı rivayetlere göre ise hastalığından önceki kadar daha ömür sürmüştür. Kendisinden sonra Bişr adındaki bir oğlu, kavmine peygamberlik yapmıştır.

Muhsin Olma

EN-NAHL, 97 "ERKEK OLSUN, KADIN OLSUN KİM MÜ'MİN OLDUĞU HALDE SALİH AMEL İŞLERSE BİZ ŞÜPHESİZ ONA ÇOK GÜZEL BİR HAYAT YAŞATIRIZ VE ONLARI ELBETTE İŞLEDİKLERİNİN EN GÜZELİ İLE DE MÜKAFÂTLANDIRACAĞIZ." 

BAKARA.195: ... GÜZEL DÜŞÜNÜP GÜZEL İŞLER YAPIN. ÇÜNKÜ ALLAH, GÜZELLİK SERGİLEYENLERİ (MUHSİNLERİ) SEVER.

    Dikkat edersek Ayet-i Kerime'lerde hep güzel düşünülüp güzel davranılması gerekliliğinden, böyle davranıldığında CENAB-I ALLAH' ın bizlerle beraber olacağından bahsetmektedir. O halde birlikte yaşayan toplumlar nihayetinde güzellikler içerisinde geçireceğimiz ve her an asıl dünyamıza gidebileceğimizi düşünebilseler de birbirimize iyilikle yaklaşsak, yapılan kötülükleri dahi iyilikle savarak, hem RABBİMİZ' in emirlerine uymuş hem de geçici ve kısa süre kalacağımız bu dünyada bir takım hoşluklar yaşayarak bize ayrılan belli süreyi tamamlayıp ahiret hayatımız için ve Takva Ehli olabilmemiz için gerekli olan Muhsin Olma özelliğini de kazanmış oluruz. "Takva sahibi aynı zamanda muhsindir. Muhsin hiçbir karşılık beklemeden ALLAH rızası için hep ihsanda bulunandır. Her işinde iyilik ile güzellik sergiler ve sevgi doludur. Ama maalesef günümüz de bu özellikleri taşıyan kişilere dahi inanmama gibi bir olgu içerisine düşer olduk. Sebep; çıkar düşkünlüğümüz maddesellik, dünyevilik.

ANKEBÛT.69: ... ALLAH, GÜZEL DÜŞÜNÜP GÜZEL DAVRANANLARLA MUTLAKA BERABERDİR.
LUKMAN.22: GÜZEL DÜŞÜNÜP GÜZEL DAVRANARAK KENDİNİ ALLAH'A VEREN KİMSE, ŞÜPHESİZ Kİ EN SAĞLAM KULPA SARILMIŞ OLUR...
ÂLİ İMRAN.148: ALLAH DA ONLARA HEM DÜNYA NİMETİNİ VERDİ, HEM DE AHİRET SEVABININ EN GÜZELİNİ. ALLAH, GÜZEL DÜŞÜNÜP GÜZELLİK SERGİLEYENLERİ SEVER.

 

    İnanıyorum deyip inanmama veya bir anda yine  nefsine yenik düşüp gerçekte sadece ve sadece SENİN rızanı kazanıp şu veya bu sebeplerden dolayı maddesel veya manevi olarak yardıma ihtiyacı olanlara el uzatılmasının bu dünya nimetleri için veya bir anlık hoş görünmekten dolayı olabileceğini düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Ama kişilerin ne düşündüğünü neden yapıldığını SEN biliyorsun YÜCE RABBİM SEN biliyorsun ki bir gün o inanmayanlar senin karşına çıkıp hesap verecekler ama muhsin kişi olanların ve olmak isteyenler ise onların bu düşüncelerinden dolayı üzülmekten başka ellerinden bir şey gelmez. Hz. Mevlana'nın "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" sözüne sadık kalıp derinliğine inersek hareketlerimiz hoş görülü, samimi, sevecen, saygılı ise düşüncelerimizin de o denli olması gerekmektedir. Aşağıda ki Ayet-i Kerime de belirtiği üzere CENAB-I HAK bizlere iyi ve doğru yolu göstermiş tercih bize ait yapılması gereken yolun seçimi. İyi olup YARADAN' a sığınmak bizler için en iyi seçim olacaktır. 

NİSA.9: SANA NE GÜZELLİK VE İYİLİK GELİRSE ALLAH'TANDIR. SANA NE ÇİRKİNLİK VE KÖTÜLÜK DOKUNURSA KENDİNDENDİR.
 

    İnsanlar birbirleriyle hep güzel geçinmeli ve dostluklar kurmalı, kötülüklerden uzaklaşıp, günü geldiğinde yaptığımız her iyilik ve kötülüğün karşımıza getirileceği mizan kurulduğunda her şeyin apaçık anlatılacağı haklı, haksız yüzlerinden belli olacağı güne bizleri yüzümüz ak olarak çıkartacak ameller işleyelim işleyelim ki dönüşü olmayan yolda pişmanlık duygularına kapılmayalım çünkü orası geri dönüşü olmayan, her şeyin inceden inceye hesaplandığı ALLAH katıdır. Orada her şey açık ve nettir. Orada haksızlık yoktur. O halde bizleri yaratan ve önümüze akla hayale gelemeyecek en güzel nimetleri sunan, amellerimizin iyiliklerine göre de ahiret hayatımızın da düşünemeyeceğimiz ve hayal bile edemeyeceğimiz güzellikler vaad eden ve vaadine de hiç bir zaman muhalefet etmeyen YÜCE ALLAH' ın vermiş olduğu lütuflardan bizler neden onun kullarına vermekte tereddüt edelim ki biz verdikçe O bize daha çok verecektir ama bu dünya ama ahiret hayatımızda.  

KASAS.77 "ALLAH'IN SANA VERDİKLERİ İÇİNDE ÂHİRET YURDUNU ARA, DÜNYADAN DA NASİBİNİ UNUTMA. ALLAH'IN SANA GÜZEL DAVRANDIĞI GİBİ SEN DE GÜZEL DAVRAN/ALLAH'IN SANA LÜTUFTA BULUNDUĞU GİBİ SEN DE LÜTUFTA BULUN. YERYÜZÜNDE FESAT İSTEYİP DURMA, ÇÜNKÜ ALLAH FESAT PEŞİNDE KOŞANLARI SEVMEZ."

    O halde bizlerinde Muhsin kişiler saflarına katılabilmemiz için yapmamız gereken şeyler zor olmamakla beraber nefsimize yenik düşüp bir türlü fiiliyata geçiremediğimiz, muhtaç ve yoksullara iyilik ve güzellikle yardım edilmesine, insanlara çirkin ve kötülük yerine, mutlaka iyilik ve güzellik üzere davranışlar sergilenilmesine, konuşurken bile kullanılan sözlerin çok önem taşıdığını. kötülüğün söz ile dahi ifadesini CENAB-I ALLAH sevmez, sözde de güzellik ve iyiliği açıklayan kelimeler kullanılmasına, kötü söz, sövme, kalp kırma çok çirkin davranışlardan olup kaçınılmasına, böyle bir hata yapılmışsa, mutlaka pişmanlık duyularak önce o şahıstan özür dilenmesine, sonra da Allah'a tevbe edimesine yani kısacası güzellikler sergilenmesine uyulduğu takdirde İnşallah Ahiret Yurdunda ki yerimiz Cennet olur. RABBİM biz aciz kullarına CEMALİNİ görmemizi nasip eyle ve cennetinde bizler de yer  ver.Amin.

FUSSILET.34. GÜZELLİKLE ÇİRKİNLİK/İYİLİKLE KÖTÜLÜK BİR OLMAZ! KÖTÜLÜĞÜ, EN GÜZEL TAVIRLA SAV! O ZAMAN GÖRÜRSÜN Kİ, SENİNLE ARASINDA DÜŞMANLIK BULUNAN KİMSE, SIMSICAK BİR DOST GİBİ OLUVERMİŞTİR.
 

Ahde Vefa

BAKARA.124: " ...VERDİĞİ SÖZÜ TUTMAYANLAR ZALİMDİR. " YERİNE GETİRİLMEYECEK SÖZLER DE SARFEDİLMEMELİDİR.

    Ahde vefanın kelime anlamı, verilen sözde durma, yerine getirme anlamını taşır. O kadar önemlidir ki CENABI-I HAK bu konuda bir çok ayetler indirmiştir. Neden önemli, neden takva ehli olabilmek için bu ibadetimizi de yerine getirmemiz şart. Bizler Elhamdülillah müslümanız bu dünya ve ahiret hayatımızın sıkıntısız ve rahat geçmesini istiyor isek bir dizi şartları yerine getirmek, ALLAH'ın emir ve yasaklarına uymak mecburiyetindeyiz yani Yüce Kitabımızda belirtilen uyarılara uymak zorundayız. Neden uymamız gerekli aklımın erdiği elimin yazdığınca izah etmeye çalışacağım. Diyelim ticaretle uğraşıyor ve geçimimizi bununla sağlıyor, ailemizi de kazandığımız gelirle geçindiriyoruz. Yaptığımız işler için gerekli olan malları borç yaparak alıyor ve belli bir süre sonra ödeyeceğimize dair söz veriyor veya senet yapıyoruz. Malları aldığınız kişi de sizin yaptığınız şekilde sizden gelecek miktara güvenerek başka yerlere borçlanıyor mecburen çünkü genel olarak zamanımızda  çark böyle işliyor.

SAFF. 23.... YAPMAYACAĞINIZ ŞEYİ NEDEN SÖYLÜYORSUNUZ? YAPMAYACAĞINIZ ŞEYİ SÖYLEMEK ALLAH KATINDA BÜYÜK BİR GÜNAHTIR.

AHZÂB. 23 İNANANLARDAN ÖYLE ERLER VARDIR Kİ, ALLAH'A VERDİKLERİ SÖZDE SADAKATLE DURURLAR. ONLARDAN BAZISI ADADIĞINI YERİNE GETİRDİ, BAZISI DA BEKLİYOR. SÖZLERİNİ ASLA DEĞİŞMEDİLER.

    Ödeme zamanı geldiğinde siz şu veya bu sebeplerden dolayı verdiğiniz sözü yerine getiremiyorsunuz. Bu durumda karşı tarafta ödemeyi yapamayacak, belki de çalışanlarına ücretlerini ödeyemeyecek duruma gelecektir. Ortaya çıkan tablo doğrudan doğruya kul hakkı değil mi dir. YÜCE ALLAH' ın gönderdiği Ayetlerde anladığım kadarı ile yine bizlerin iyiliği için yani günahların en büyüklerinden olan kul hakkı ile karşısına çıkmamızı engellemek açısından ahde vefanın bu derece önemli olduğunu belirtmiştir. Acaba kaçımız sözümüzde duruyor aktimizi zamanında yerine getiriyoruz. Çocuklarımıza dahi verdiğimiz sözü yerine getirmemiz gerektiğini unutmamamız lazım önemli olan karşımızdakinin çocuk olması değil bizim verdiğimiz sözdür. burada vurgulanmak istenen yapamayacağımız işlere söz vermekten kaçınmak, böylece başkalarını da güç durumda bırakmamak gerektiğidir.          

FETİH. 10 O SENİNLE EL TUTUŞUP SÖZLEŞENLER VAR YA, ONLAR GERÇEKTE ALLAH İLE BEY'ATLEŞİYORLAR. ALLAH'IN ELİ ONLARIN ELLERİNİN ÜSTÜNDEDİR. KİM AHDİ BOZAR, DÖNEKLİK EDERSE KENDİ ALEYHİNE DÖNEKLİK ETMİŞ OLUR. VE KİM ALLAH'A VERDİĞİ SÖZDE VEFALI DAVRANIRSA, ALLAH ONA BÜYÜK BİR ÖDÜL VERECEKTİR.
 

Oruç

BAKARA .183  EY İMAN SAHİPLERİ! ORUÇ SİZDEN ÖNCEKİLER ÜZERİNE YAZILDIĞI GİBİ SİZİN ÜZERİNİZE DE YAZILMIŞTIR. BU SAYEDE KORUNMANIZ UMULMAKTADIR.

Oruç YÜCE ALLAH' ın bizlere  emrettiği ve bizlerinde ONUN rızasını kazanmak için yapmamız gereken ve her yönüyle şahsımıza, aile fertlerimize, topluma maddi, manevi kazançlar sağlayan bir ibadet şeklidir. Düşünün bir kere oruç ayı başlamadan günlerce önce bizleri saran hazırlık döneminden tutun ki bittikten sonra dahi edinilen bir takım güzel alışkanlıklardan dolayı hala kendimizi oruçlu zannedip davranışlarımızı ona göre ayarlıyoruz. Aslında olması gereken de bu şekli. Nasıl mı? CENAB-I HAK yapmamız gereken ibadetlerin hepsinde devamlılığın söz konusu olmasına özen göstermemizi emretmekte, ancak böyle olur ise kullarının rahata ereceğine işaret etmektedir. Otuz gün ALLAH' ın izni ile oruçlarımızı tutuyor, teravihlerimi kılıyor hayır ve hasenatlarımızı zekat ve fitrelerimizi veriyor, bayramımızı yapıyoruz.  

BAKARA .185 RAMAZAN O AYDIR Kİ; İNSANLARA KILAVUZ OLAN, İYİ-KÖTÜ AYRIMIYLA HİDAYETTEN KANITLAR GETİREN KUR'AN, ONDA İNDİRİLMİŞTİR. O HALDE BU AYA ULAŞANINIZ ONU ORUÇLU GEÇİRSİN. HASTA OLAN VEYA YOLCULUK HALİNDE BULUNAN, TUTAMADIĞI GÜN SAYISINCA BAŞKA GÜNLERDE TUTSUN. ALLAH SİZİN İÇİN KOLAYLIK İSTER; O SİZİN İÇİN ZORLUK İSTEMEZ. TUTULMAMIŞ OLAN GÜNLERİ TAMAMLAMANIZI, SİZİ DOĞRU YOLA KILAVUZLADIĞI İÇİN ALLAH'I YÜCELTMENİZİ İSTER. VE SİZİN ŞÜKRETMENİZ UMULMAKTADIR.

Otuz gün boyunca Hatm-i Şerif okumalar, cami cami, evliya evliya dolaşmalar, mezarlık ziyaretleri gibi güzel ameller işleyip güzel huylar edindik, birtakım yasaklardan kendimizi uzak tuttuk nihayetinde bayram geldi hamdolsun  1-2-3 sonra sonra bizler normale dönüyoruz yani Ramazan öncesindeki dünya hayatına yine yasaklara ve mekruhlara, kalp kırmalara, dedikodulara, fitne fesatlara sanki yapmadığımız günlerin acısını çıkarırcasına hücum ediyoruz. Asıl olan bu değil otuz gün boyunca elde edilen güzel alışkanlıkları tüm yıla yaymak olduğunu hala anlayamıyor muyuz. O günlerde malımızın zekatını, tuttuğumuz oruçların fitrelerini verdik verilen miktarlar nasıl olsa bir yıl boyunca verdiğimiz kimselere yeter, yaptığımız akraba,eş dost, kabir, hasta ziyaretleri de bir sene idare eder seneye ALLAH KERİM.

BAKARA..184 SAYILI GÜNLERDİR. SİZDEN KİM HASTA OLUR VEYA YOLCULUK HALİNDE BULUNURSA TUTAMADIĞI GÜN SAYISINCA BAŞKA GÜNLERDE TUTAR. ORUCA ZORLUKLA DAYANANLAR ÜZERİNE DÜŞEN, FİDYE OLARAK BİR YOKSULU DOYURMAKTIR. KİM BİR MECBURİYETİ OLMAKSIZIN İÇİNDEN GELEREK İYİLİK YAPARSA BU ONUN İÇİN DAHA HAYIRLI OLUR. VE ORUÇ TUTMANIZ, EĞER BİLİRSENİZ, SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.

Orada burada, çadırlarda, iftar yemekleri verdik tamam bitti çünkü doyurulacak aç, yoksul kalmadı otuz gün yedikleri içtikleri onbir ay idare eder onları  Sonra devam yine dünya işleri dediğimiz, hiç bir zaman önüne geçemeyeceğimiz, o ayaklar altına alıp ezemediğimiz,kör kuyulara atıp kaybedemediğimiz taşlar atarak bir türlü öldüremediğimiz nefsimize yenik düşmeye devam, çok para kazanmaya devam,  kalp kırmaya devam, akrabadan eşten dosttan uzaklaşmaya devam ama bunları yaparken hep kendimize haklı sebepler bulmaya, kendimizi haklı çıkartmak içi kılıflar hazırlamaya da devam ediyoruz ama unuttuğumuz bir şey var. YÜCELER YÜCESİ ALLAH' ın her şeyi bilen ve gören olduğu.

 Ben Oruç tutmayı  şekli ile olduğu kadar edinilen alışkanlıkların harfiyen seneye yayılması gerekliliği üzerinde durmaya çalışıyorum. RABBİM Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizle gönderdiği Yüce Kitabı Kuran-ı Kerim'de yapmamız gereken ibadetlerin hiçte zor olmadığını zaten bildiriyor yapmamız gereken şey yasaklara uymak verilen emirleri yerine getirmek ve böylece sonsuza dek sürecek asıl alemimizin huzur içerisinde geçmesini sağlamak. Zaten biz kullarının da istediği bu değil mi? Ama hala bize verilen nimetleri yine bize veren RABBİMİN kullarından saklıyor kıskanıyoruz O ki belki de hiçbirini hak etmediğimiz halde önümüze sürdüğü güzellikleri ve bizleri vesile etmesine, bizlerin sevap kazanmasına fırsat vermesine rağmen hala nefsimize yenik düşüyor kaçacak yollar arıyoruz. ALLAH' ım bizleri karşına yüzleri kararmış olarak çıkan kullarından eyleme sana hizmet etme fırsatını  bizlere ver YA RABBİ.       

Adalet ve Dürüstlük

MÂİDE [İ:110.8, R:5.8] EY İMAN EDENLER! ADALET VE DÜRÜSTLÜĞÜN TANIKLARI OLARAK ALLAH İÇİN KOLLAYIP GÖZETLEYENLER OLUN! BİR TOPLULUĞUN ÇİRKİNLİK VE KÖTÜLÜĞÜ SİZİ ADALETSİZ DAVRANMAYA ASLA İTMESİN. ADALETLİ OLUN! BU, TAKVAYA/KORUNUP SAKINMAYA DAHA UYGUNDUR. ALLAH'TAN SAKININ. ALLAH, YAPMAKTA OLDUKLARINIZDAN HABERDARDIR.

Adalet: hak edene hakkını vermek, doğruluktan  ayrılmamak ve Allah'ın emrini, emrettiği şekilde uygulamaktır. Devamlı üzerinde durulan konular güzellikler, hoşluklar yasaklar hep biz kulların iyilikleri üzerine kurulmuş. Yapıp yapmamakta serbest bırakılmışız burada önemli olan yolların öğretilmesi ve bizlere bunları idrak edebilmemiz için verilmiş olan akıl ve his sonrası sonrası onları kullanarak ahiret için yaşam tarzımızı bu dünyada belirleyebilmek. İşte belirleyebilmemizi sağlayacak olan diğer bir ibadetimizde adaletli ve dürüst davranabilmek. Diyelim her hangi birisine haksızlık yapıldığına tanık oluyorsunuz. Tanık olduğunuz olayda haksızlığa uğrayan kimsenin haklı olduğunu siz biliyorsunuz ama onunla sizin aranızda bir kırgınlık söz konusu ( Aslında takva ehli kimselerde kırgınlığın söz konusu olmamasına gerektiğini Af edici ve Dileyici Olmak konusunda yer vermiştik.) 

NİSA [İ:98.58, R:4.58] ŞU BİR GERÇEK Kİ, ALLAH SİZE EMANETLERİ, ONLARA EHİL OLANLARA VERMENİZİ VE İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZDE ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDİYOR. ALLAH SİZE BU ŞEKİLDE NE GÜZEL ÖĞÜT VERİYOR. ALLAH SEMÎ'DİR, ÇOK İYİ DUYAR; BASÎR'DİR, ÇOK İYİ GÖRÜR.

Şayet kırgın olmanıza rağmen onun haklı olduğunu diğer kişiye anlatabiliyorsanız hem adaleti sağlamış, hem de dürüst davranmış olursunuz. Burada kişinin  senin kırgın olduğun zat değil haksızlığa uğrayan  biri olduğunun göz önüne alınmış olmasıdır.  YÜCE RABBİMİZİN dünyada adaleti ve dürüstlüğü sağlamak için gönderdiği Peygamberler ve Kitaplar aracılığı ile sonuçta yine bizlere yol göstermiş ve huzurlu bir yaşam ve gelecek için bizlere yön vermiştir. Bizlerin hataları Kitabımızı yeterince incelemeyip içimize sindirerek okumayıp gerektiği şekilde hareket etmememizden kaynaklanmakta ve sonuçta da bir çoğumuz bunalıma girmekte huzuru başka yönlerde aramaktayız. Oysa her şeyin bu dünyadan ibaret olmadığını bir anlayabilsek veya anladığımızda haraketlerimizi ona göre yönlendirebilsek ahiret hayatımızın zeminini de güzel hazırlamış olmaz mıyız? RABBİM bizleri doğruluktan ve adaletten ayrılmayan kulları arasında eylesin İnşallah.

Af Edici ve Dileyici Olma

ÂL-İ İMRÂN.134-135: O TAKVA SAHİPLERİ Kİ... ÖFKELERİNİ YUTARLAR, İNSANLARIN KUSURLARINI AFFEDERLER... ONLAR ÇİRKİN BİR İŞ YAPTIKLARINDA YAHUT ÖZBENLİKLERİNE ZULMETTİKLERİNDE, ALLAH'I HATIRLAR, GÜNAHLARI İÇİN AF DİLERLER. GÜNAHLARI ALLAH'TAN BAŞKA KİM AFFEDER Kİ?...
6/54: ... İÇİNİZDEN HER KİM BİLGİSİZLİKLE BİR KÖTÜLÜK İŞLER DE, ARDINDAN TÖVBE EDİP HALİNİ DÜZELTİRSE, HİÇ KUŞKUSUZ ALLAH ÇOK AFFEDİCİ, ÇOK MERHAMETLİDİR.

Takva Ehli olmanın zor olmadığını, gerekli olan şartları  yaşam içerisinde yaparak dünya ve ahiretimizi en iyi şekilde düzenleyebilmek için CENAB-I ALLAH'IN bizlerin iyiliği için koymuş olduğu kurallar olduğunu geçen konularda birazda olsa anlatmaya çalıştım. İşte bunlardan bir tanesi de  Af Edici ve Dileyici Olma. Ayeti Kerime 'de okuduğumuz gibi bizlere haksızlık dahi yapıldığında bunu içimize atarak her şeyde olduğu gibi sonucunu belirlemek için ALLAH' A havale etmek gerekmektedir. Bize yapılan haksızlıklar veya hatalar karşısında yapanlara karşı kin tutmamamız gerekmektedir. YÜCE ALLAH içtenlikle yapacağımız dualarımızı, af dilemelerimizi, tevbelerimizi geri çevirmeyeceğini, bunlardan sadece kul hakkının hariç tutulacağını bizlere bildiriyor.

ARAF 199: " SEN AFFETMEYİ ESAS AL " GÖRDÜĞÜ KUSURLARI VE KABAHATLERİ ÖRTÜCÜ OLMAK VE HİÇ KİMSENİN KUSURUNU VE AYIBINI YÜZÜNE VURMAMAKTIR. ÂLİ İMRÂN 159'DA CENÂBI ALLAH, PEYGAMBER EFENDİMİZE HİTABEN ŞÖYLE BUYURMUŞTUR: " ALLAH'IN RAHMETİ SAYESİNDE ONLARA YUMUŞAK DAVRANDIN. EĞER SEN KABA VE KATI YÜREKLİ OLSAYDIN, HİÇ ŞÜPHESİZ ETRAFINDAN DAĞILIR GİDERLERDİ. ARTIK SEN ONLARI BAĞIŞLA; ALLAH'TAN DA GÜNAHLARININ BAĞIŞLANMASINI DİLE..."

Durum böyle iken O' ki alemlerin RABBİ olup her şeyi ve bizleri yaratmasına karşılık  tüm suç ve günahlarımızı bağışlarken bizler kim oluyoruz da O' nun yarattıklarını affetmiyoruz. Bizlere sormaz mı bunun hesabını. Yapılan iyiliğin sonucunu nasıl her şeyi gören ve bilen CENAB_I HAK'tan bekliyor isek yine bizlere yapılan kötülüklerin cezasını da O'ndan beklememiz gerekir. Kişi bizi kırmış olsa dahi biz onu kırmadan yaptığı işin hatalı olduğunu bizleri üzdüğünü yani yaptığının kırıcı olduğunu "gece karanlığı imiş gibi" söylemek gerekir.  Her zaman af dilemek, bilerek ve bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızdan dolayı, tövbe etmek, seni yüceltmek bizlerden, af etmek YÜCE ALLAH' ım senden olur. Bizlere Rahmet kapılarını kapatma, yüzüne bakacak yüzümüz olsun. Şu an sana yalvarıyor senden af ve merhamet diliyoruz bizleri bağışla RABBİM. Amin    

BU GÜN ALLAH'IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN NE YAPTIN?
 
       YAŞAM GAYEMİZ DÜNYA HAYATINDA İYİ AMELLER İŞLEYEREK YÜCE ALLAH'IN RIZASINI KAZANMAYA ÇALIŞARAK AHİRET HAYATIMIZI
  Hemen hemen hepimiz  YÜCE RABBİMİZ' in rızasını kazanmak için çok çeşitli yollar olduğunu ve bizlerin  rıza kazanmakla sonsuza dek sürecek olan ahiret hayatımızın  huzur içerisinde geçeceğini biliriz.Peki bunun için neler yapıyoruz, neler yapmıyoruz?
Farz ibadetlerimizin dışında aşağıdakilerle kendimizi sorgulayalım bakalım her gün ALLAH' ın rızasını kazanmamız için yapmamız gereken kulluk görevlerimizden hangisini yapabiliyoruz. veya yapmak için çaba sarf ediyor muyuz, yoksa önümüze çıktıkça mı yapıyoruz veya arayış içerisine girip muhakkak birini veya bir kısmını muhakkak yapıyor vicdan rahatlığı ile uyuyabiliyor muyuz. Birde aksi olarak bütün bunları bilmemize rağmen hastaya, yaşlıya, yetime, öksüze, hele cenazeye hiç dayanamam diğerlerini de işte yorgunluk, zamansızlık, soğuk, sıcak etkiler,tepkiler, mazeretler buluyor muyuz? Halbuki: Bunlardan bizlerinde başına gelmeyeceğinin garantisi var mı hiç düşünüyor muyuz?    
Bugün Allah (C.C.) rızası için fakir doyurdun mu? 
Bugün Allah (C.C.) rızası için küsleri barıştırdın mı? 
Bugün Allah (C.C.) rızası için kaç kişi ile selamlaştın? 
Bugün Allah (C.C.) rızası için düşküne sadaka verdin mi? 
Bugün Allah (C.C.) rızası için kaç yardıma muhtaca el uzattın? 
Bugün Allah (C.C.) rızası için sofrana, evine misafir davet ettin mi?
Bugün Allah(C.C.) rızası için akraba ziyaretlerinde bulundun mu?     
Bugün Allah (C.C.) rızası için sana yapılan haksızlıkları affettin mi?    
Bugün Allah (C.C.) rızası için tartıda, terazide kul hakkını gözettin mi?   
Bugün Allah (C.C.) rızası için tanıdık tanımadık cenaze takip ettin mi?   
Bugün Allah (C.C.) rızası için küçükte olsa birilerine hediye verdin mi?       
Bugün Allah (C.C.) rızası için yerdeki taşı, poşeti çalı, çırpıyı topladın mı?   
Bugün Allah (C.C.) rızası için tanıdık, tanımadık hasta ziyaretinde bulundun mu?
Bugün Allah (C.C.) rızası için elinden geldiğince ağaç dikip, yeşillikleri suladın mı?  
Bugün Allah (C.C.) rızası için ilim öğrenmeye veya bildiklerini öğretmeye çalıştın mı? 
Bugün Allah (C.C.) rızası için başıboş hayvanları elinden geldiğince besleyebildin mi? 
Bugün Allah (C.C.) rızası için çocuk yuvalarına uğrayıp sevgiye susamışları sevindirdin mi?
Bugün Allak (C.C.) rızası için otobüste, trende,  vapurda yaşlıya, hastaya, yorguna  yer verdin mi?
Bugün Allah (C.C.) rızası için insanların senden istediklerini yerine getirip onların gönüllerini aldın mı?
Bugün Allah (C.C.) rızası için huzur evlerini ziyaret edip yaşlıların ellerini öperek hayır dualarını aldın mı?
Bugün Allah (C.C.) rızası için hiç bir şey yapamadın ise gıybet veya dedikodu yapmayıp sükut etmeyi denedin mi?

Bu gün ALLAH rızası için fakir doyurdun mu?

TEVBE .60 SADAKALAR/ZEKÂT MALLARI ALLAH'TAN BİR FARZ OLARAK SADECE ŞUNLAR İÇİNDİR: FAKİRLER, DÜŞKÜNLER, SADAKALARLA İLGİLENMEYE MEMUR EDİLENLER, KALPLERİ YAKINLAŞTIRILIP ISINDIRILACAK OLANLAR, ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YİTİRMİŞ OLANLAR, BORÇLULAR, ALLAH YOLUNDAKİLER, YOLDA KALMIŞ KİŞİ. ALLAH ALÎM'DİR, HAKÎM'DİR.

     Hep kendi çevremizde kendi çerçevemizde yaşarız, fakir fakir semtlerde zengin kendi çevresinde fakir çoğunlukta gıpta ile bakar zengin yaşamlarına eşitlik der, onların giydikleri, yedikleri, gezdikleri, içtikleri yani tüm yaşantıları hep düşüncelerinde hayallerindedir. Halbuki bütün bunlar, yaşanan her şey  HAK TEALA' nın bizleri denemesi, sınavı değil midir? Acaba fakir fakirliğinden şikayet edecek mi, zengin fakire kol kanat gerecek mi. Ne güzellikler vermiş aslında zengin fakirin karnını doyuracak ona isyan etme fırsatı vermeyecek şükre yöneltecek sevap alacak, kendisi verilen görevini yerine getirmişliğin mutluluğunu tadacak, sevap alacak. Nasıl güzel değil mi? güzelden de öte doyurduğu fakirin gözlerinde RABBİN' in memnuniyetini görecek rızasını görecek. Daha ne olabilir ki.

      Şimdi şöyle bir girişimde bulunalım.  Kendimizden fakiri muhakkak vardır yeter ki bulma niyeti ile aramasını bilelim YÜCE ALLAH ( C.C.) karşımıza çıkartacaktır. Hemen bu makaleyi okuduktan sonra bul kendi fakirini ve doyur karnını, seyret onun sevincini rencide etmeden göstermeden baktığını. Zaten yüreğin bir başka atar, huzur hissedersin tüm benliğinde. RABBİM yeri ve zamanı gelince sana fazlası ile verecektir bundan emin ve mutlu olarak ayrıl diğer karnı doyurulacak kimseye ve zamana, kendinde geçmişin de, geleceğin de pay alsın edilen dualardan bizlerde faydalanalım.

 

 

YÜCE ALLAH ( C.C.) bizleri fakir doyuran kullarından eylesin inşallah.     
 

HAC .28] KENDİLERİNE AİT BİR TAKIM YARARLARA TANIK OLSUNLAR. KENDİLERİNE RIZIK OLARAK VERDİĞİ KURBANLIK HAYVANLAR ÜZERİNDE BELİRLİ GÜNLERDE ALLAH'IN ADINI ANSINLAR. İŞTE BUNLARDAN YİYİN, SIKINTI İÇİNDEKİ FAKİRİ DE DOYURUN.

Bu gün ALLAH rızası için küsleri barıştırdın mı?

HZ. PEYGAMBER'İMİZ ( S.A.V. )  ŞÖYLE BUYURUR:

"BİR KİŞİNİN KARDEŞİNİ ÜÇ GÜNDEN FAZLA KÜS BIRAKMASI HELÂL DEĞİLDİR. İKİ MÜMİN KARŞILAŞTIKLARI ZAMAN BİRİSİ YÜZÜNÜ ŞU TARAFA, ÖBÜRÜ ÖTE TARAFA ÇEVİRİR. HALBUKİ BU İKİ MÜ'MİNİN HAYIRLISI ÖNCE SELÂM VERMEYE BAŞLAYANDIR." (TECRİD-İ SARİH TERCEMESİ, XII 145

          Hepimiz yeri geldiğinde veya bir konuşma esnasında " Yaşam dediğin nedir ki göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor şu üç günlük dünyada neyi paylaşamıyoruz ki bir birimizi yiyip duruyoruz " deriz. Ama öyle bir an gelir ki sanki bu sözleri bizler söylememiş ve hareketleri bizler yapmamış gibi karşımızdakini başlarız paylamaya. Sözler, sözler ve kırgınlıklar, darılmalar vs. Ama nedense hep kendimiz haklı çıkarız karşımızdaki haksızdır acaba öylemi ? Sakin kafayla düşünüp bütün bu olanların Katipler tarafından doğrunun ve yanlışın yazıldığı ve Yüce RABBİMİZ tarafından bilindiği hiç aklımıza gelmez.Oldu mu? yakıştı mı ? Hani bir müslümana  üç günlük dünyada üç günden fazla küslük yoktu. Unutuldu ve yine nefsimize yenik düştük.
         Şimdi biliyoruz ki iki arkadaş, dost, akraba her kim ise belki de nedenini dahi kendilerinin bile unuttuğu veya sudan sebeplerden dolayı darılmışlar, görüşmüyorlar ve biz bunlara seyirci kalmışız olmaması lazım gelen bir olay. Onlar nasıl küslüklerinden dolayı günah işliyor iseler bizlerde en az onlar kadar günaha giriyoruz. Hemen girişimler ve barıştırmalar olmalı. Bizler millet olarak kırgınlığımız çabuk geçer sıcak kanlılığımızdan ileri gelir bu ama nedense bu gibi durumlarda barışmaya her iki tarafta yaklaşmaz kibirden dolayı halbuki kibir büyük düşmanlarımızdandır. İşte bu durumda önce barışmaya yanaşan kazanıyor kibrini yendiğinden. Yenemedi iki tarafta işte o zaman barıştırma diğer kişilere kalıyor ki sevap hanesine bir not düşülmesi için. Arkadaşlar düşünelim vardır muhakkak çevremizde böyle kimseler hemen şimdi veya sabah en yakın zamanda sıkıştıralım ellerini onların ne pahasına olursa olsun belki onlarda arayı bulacak birilerini bekliyorlardır. Bu neden siz olmayasınız.
 
ALLAH ( C.C.) Bizleri küslerden değil küs barıştıranlardan eylesin İnşallah.   

Bu gün ALLAH rızası için kaç kişi ile selamlaştın?

NİSA .86   BİR SELAM İLE SELAMLANDIĞINIZDA, ONUN DAHA GÜZELİYLE YAHUT AYNISIYLA KARŞILIK VERİN. HİÇ KUŞKUSUZ ALLAH HASÎB'DİR, HERŞEYİ GÜZELCE HESAPLAMAKTADIR.

 PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.S) ŞÖYLE BUYURMUŞLARDIR:

"İMAN ETMEDİKÇE CENNETE GİREMEZSİNİZ: BİRBİRİNİZİ SEVMEDİKÇE, OLGUN BİR ÎMANA SAHİP OLAMAZSINIZ. SİZE, YAPTIĞINIZ TAKDİRDE BİRBİRİNİZİ SEVECEĞİNİZ BİR ŞEYİ HABER VEREYİM Mİ? ARANIZDA SELÂMI YAYINIZ!..." (MÜSLİM, ÎMAN, 93). "ŞÜPHESİZ Kİ, ALLAH KATINDA İNSANLARIN EN İYİSİ, ÖNCE SELÂM VERENDİR" (EBÛ DAVÛD, EDEB, 133) HADÎSİNDEN İSE, SELÂM VERMEDE ACELE ETMENİN DAHA SEVAP OLDUĞU ANLAŞILMAKTADIR.

        Selam almak ve selam vermek insanları birbirlerine yaklaştırdığı gibi içerisinde ALLAH (C.C.) Kelamı geçtiği için bir başka güzel oluyor. Selamın feyzini bilip onu kalbinin derinliklerinde hissederek  vermek verdiğin kişiye karşı olan insanlık görevini yapmanın yanında insanların birbirlerine olan dayanışmalarına da zemin hazırlar. Düşünün bir kere yolda yürüyorsunuz ve karşınızdan biri geliyor size doğru ama dalgın dalgın yürüyor bir boşluk içerisinde kendinden bezgin ve türlü düşüncelere dalmış belki de aklından kötü şeyler geçiriyor işte o an sizin vereceğiniz bir selamla kendine geliyor.Yüce RABBİM' in adı anılıyor karşıdan gelen tanımadığı biri tarafından ve bir anda o karamsar düşüncelerden sıyrılıyor kendine geliyor belki yaşamına yeni bir yön vermek için siz vesile oluyorsunuz verdiğiniz selamla. Böyle misaller çoğaltılabilir. Siz siz olun selamı vermekten ve almaktan çekinmeyin sadakanıza sadaka katın ALLAH ( C.C.) ismi geçen her kelime gibi selamda bizlere O 'nun rızasını kazandıracaktır İnşallah. Haydi yine etrafımızda Selam verilip alınacak o kadar çok kişiler var ki ne duruyoruz o güzel cümleyi söylemeye başlayalım gördüklerimize kimseyi bulamazsan da kurda, kuşa, böceğe,ağaca,toprağa veya kendine "Selâmün aleyküm"(Selâm sizin üzerinize olsun, Allah her türlü kazâdan ve beladan korusun!) dediğinde "Ve aleykümü's-selâm ve rahmetullahi ve berekatüh" (Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de Üzerinize olsun!)diye cevap gelecektir İnşallah yeri ve zamanı geldiğinde sende duyacaksın şimdilerde olmazsa da sonraları muhakkak Yüce RABBİM' in izni ile.
 

 

ALLAH 'ım bizleri her daim selam veren ve alan kullarından eylesin İnşallah.

Bu gün ALLAH rızası için düşküne sadaka verdin mi?

BAKARA .271 SADAKALARI AÇIKLARSANIZ BU DA GÜZELDİR. AMA ONLARI GİZLER VE YOKSULLARA BU ŞEKİLDE VERİRSENİZ, BU SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR; GÜNAHLARINIZDAN BİR KISMINI ÖRTER. ALLAH, HABÎR'DİR, YAPMAKTA OLDUKLARINIZDAN GEREĞİNCE HABERİ VARDIR.

HADÎD .18 ŞU BİR GERÇEK: SADAKA VEREN ERKEKLERLE SADAKA VEREN KADINLAR, BİR DE ALLAH'A GÜZELCE BORÇ VERENLER İÇİN KARŞILIKLAR KAT KAT YAPILIR. ONLAR İÇİN, ONUR VERİCİ BİR ÖDÜL DE VARDIR.

TEVBE .104 BİLMEDİLER Mİ Kİ, ALLAH'TIR KULLARINDAN O TÖVBEYİ KABUL EDEN, O SADAKALARI ALAN. VE ALLAH'TIR, O TEVVÂB, O RAHÎM...

        Teşbihte hata olmaz diye bir söz vardır. Hepimiz hata yapıyor olabiliriz nihayetinde insanız, şaşarız önemli olan  düzelmek, doğruyu bulabilmek ama doğru içinde uğraşı vermek. Doğrular kişilere göre değişse de temel de inananlar için hedefin sadece Rıza kazanmak olduğunun bilinci ile hareket etmek değil midir? diyerek konumuza girelim. " Veren el alan elden daima üstündür." denilmekte çünkü verirken ALLAH' ın (C.C) rızasını kazanacağını sonucunda da muhakkak mükafatının görüleceğinin bilinmesi gerekir Yüce Kitabımızın ZİLZÂL Suresi .7 Ayetinde  "ARTIK, KİM BİR ZERRE MİKTARI HAYIR ÜRETMİŞSE ONU GÖRÜR." deniyor .O halde inanan kişiler olarak YÜCE RABBİM tarafından bizler  vesile edilerek ihtiyaç sahibine  sadaka vermeye memur edilip mükafatından yararlandırılmak istendiğimizi anlamamız ve açılan elleri boş çevirmememiz gerekir. Sonuçta yine kazanan biz oluyoruz hayrın karşılığı fazlası ile hayır olarak gelecektir bundan kimsenin kuşkusu olmaması gerekmektedir.
    Haydi sadaka sevabından pay almaya gönüllü olalım ve bilelim ki verdiğimizin fazlası ile bize geri döndürülecektir HAK TEALA tarafından.
 

 

RABBİM bizleri sadaka alan değil veren kullarından eyle ki SENİN rızana nail olalım.

Bu gün ALLAH rızası için kaç yardıma muhtaca el uzattın?

       Dikkat ettiniz ise makalelerimdeki  konularımızı hep değişik yönleri ele almaya çalışıyorum bu konumuzu da değişik yönleri ile anlatmaya çalışacağım YÜCE RABBİM' in bu muhtaç kuluna ihsan ettiğince.
       Yine muhtaç denildiğinde bizler çoğunlukla sadece para, mal veya eşyadan yoksun olan kimseler aklımıza gelir doğrudur bunlar zaten herkes tarafından bilinen yönleri ile muhtaç olanlardır. Peki sizce çarşı veya pazar dönüşü yorgunluktan bitap düşmüş yaşlı kimseler, genç ve güçlü kimselerin yardımına muhtaç değil midir? Yolda hasta düşmüş elinden tutup bir ambulans, bir görevli çağıracak veya hastaneye götürecek birilerini arayan kimseler, aslında hiç güçleri yokken mecburiyetten dolayı elektrik, su, maaş kuyruklarında bekleyen, mecali kalmamış kimseler, yol iz bilmeyen adres soran kimseler, konuşacak birilerini bulamayan, dertlenecek, derdini açsa belki bir derece düşüncelerinden uzaklaşacak park köşelerinden bekleyen yalnızlar gibi misallerinin uzayıp gidenlerimiz muhtaç değiller mi? Birbirlerimizin çeşitli şekillerde muhtacız. Muhtaç olmayan yalnız ve yalnız YÜCE ALLAH ( C.C. ) değil midir? O halde gelin boş zamanlarımızı değerlendirmek adına girelim kuyruklara en öne gelince arkalardan muhtaç olanlara verelim sıramızı tekrar biz onun yerine geçip muhtaç olan birisini bekleyelim. Pazaryerlerinde kollayalım muhtaç olanları yardım etmek için yarışalım birbirimizle. Emin olun bir gün o kişilerin hayır duaları sizlere ulaşacaktır. Bunları yaptığımızda yardım ettiğimiz kimselerin bu dünyada ki muhtaçlıklarını bizleri vesile ederek gideren RABBİM bizlerin Ahiret hayatımızda ki  muhtaçlıklarımızı da onları vesile ederek giderir İnşallah.
 
 
YÜCE ALLAH 'ım bizleri sadece sana muhtaç et, muhtaç durumda olanları da kurtarman için bizleri vesile et İnşallah.         

Bu gün ALLAH rızası için sofrana, evine misafir davet ettin mi?

PEYGAMBER SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEMİN, ŞÖYLE BUYURDUĞUNU, KULAKLARIM DUYDU, GÖZLERİM GÖRDÜ VE KALBİM DE EZBERLEDİ:
"ALLAH ( C.C. ) VE ÂHİRET GÜNÜNE İNANAN KİŞİ, MİSAFİRİNE HEDİYESİNİ SUNSUN."
"HEDİYESİ NEDİR, EY ALLAH' IN RESÛLÜ?" DİYE SORDULAR.
ŞÖYLE BUYURDU:
"BİR GÜN VE GECESİDİR. MİSAFİRLİK ÜÇ GÜNDÜR. BUNDAN FAZLASI SADAKA SAYILIR.
KİM, ALLAH' A ( C.C. ) VE ÂHİRET GÜNÜNE ÎMAN EDİYORSA, YA İYİ SÖZ SÖYLESİN, YA DA SUSSUN!"
EBÛ ŞURAYH RADIYALLAHU ANH. BUHÂRÎ.

     Misafir: İşte yine rıza kazanmanın ve bereketin bir başka yolu hem de ne güzel yol. Bakın şimdilerde bir kısmımız bu yoldan kaçar olduk, saklanır olduk hem de hiç kimsenin göremeyeceğini bilemeyeceğini zannettiğimiz aslında çok ama çok yanıldığımız şekilde kaçar olduk. Kaçtığımızda neler kaybediyoruz bir bilebilsek aslında biliyoruz da elimizdeki yiyecekleri veya parayı kaybedeceğimizi zannediyoruz. Öyle ya aileden olmayan birisi gelecek benim elimdeki lokmamı yiyecek hele hele bir kaç gün kalacak olursa masraf daha da artacak, temizlik yorgunluk da cabası. Be hey gafil haydi gelen misafire senin evde olmadığını veya bir şekilde işin olduğunu söyleyip gelmemesini sağladın  inandırdın diyelim. Ya her şeyi bilen ve gören, bütün rızkımızı veren YÜCE ALLAH yaptıklarının farkında değil mi? Sana verdiği rızkın bir kısmı atlattığın misafire ait olduğunun farkında değil misin. Halbuki o gelen kişi on kısmetle gelir bir kısmetini yer dokuz kısmetini bırakarak gider.
      Onu sana gönderen yine senin sebeplenmen, sevap ve rıza kazanman için göndermedi mi? Ama sen nereden anlayacaksın ki hala küçük hesaplar peşindesin, günü kurtarmaya uğraşıyorsun oysa YÜCE RABBİN gönderdiği misafir belki de senin her iki dünya için kurtarıcın olacaktı ama dünya malı daha tatlı geliyor. Lütfen hemen komşun mu olur, akrabanız mı olur eş dost arkadaş her kimi ise çağırın misafirliğe ziyanı yok elinizde ne var ise ağırlayın onunla açık yüreklilikle ve sadece ALLAH' ın ( C.C. ) rızası için önüne koyacağınız sirke bile olsa ona bal şerbeti gibi gelecektir üzerine güzel sohbetler bundan ala sevap kazanma olur mu.
RABBİM bizleri misafirlerini ağırlayanlardan eylersin inşallah ki rızana nail olalım.

Bu gün ALLAH rızası için akraba ziyaretlerinde bulundun mu?

ŞUARA 214 EN YAKIN AKRABA VE HISIMLARINI UYAR

İSRA 26 AKRABAYA HAKKINI VER. ÇARESİZE, YOLDA KALANA DA. FAKAT SAÇIP SAVURMA

NİSA 36 ALLAH'A KULLUK EDİN. O'NA HİÇBİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAYIN. ANA-BABAYA, AKRABAYA, YETİM VE ÖKSÜZLERE, ÇARESİZLERE, YAKIN KOMŞUYA, UZAK KOMŞUYA, YANINIZDAKİ ARKADAŞA, YOLDA KALMIŞA, SİZE BAĞIMLI OLANLARA İYİ VE GÜZEL DAVRANIN. ALLAH, KASILIP BÖBÜRLENEN ŞIMARIKLARI SEVMEZ

    RABBİM bizlerin dünya ve ahiret hayatımızın rahat geçmesi için gönderdiği tüm emirlerini özüne inerek inceleyecek olursak yarattıklarının üzerine kol kanat gerdiği ve yine bunun için biz kullarını vesile ederek yerimizin huzurlu olmasını kendimize bıraktığını görürüz. Yukarıda bir kısmını ilave ettiğim Ayeti Kerime'lerde bildirdiği gibi akrabaya yardımı emrediyor. Şimdi şöyle bir düşünüyoruz etrafımızda gerçekten bizden kötü durumda, şu veya bu şekilde yardıma muhtaç olan akrabalarımız yok mudur? onlara el uzatmamız gerekiyor gerçekten ama o anda nefsimiz ön plana çıkarak engeller çıkartıyoruz kendi kendimize ne gereği var yardım edersek bizde o duruma düşebiliriz veya dünya işlerine dalıp bugün, yarın diyor belki iş işten geçmiş bir takım şeyleri veya ziyaret edeceğimiz kişileri kaybetmiş oluyoruz. Şimdilerde moda bir söz var " Acıma acınacak hale düşersin" aslında "Acı ve yardım et ki ileride senin düşmeyeceğin ne malum aynı duruma." Bizleri akrabamıza yardım etmeyi vesile eden YÜCE ALLAH (C.C.) aynı duruma düşer isek başkalarını da bizleri kurtarmaya vesile etmez mi?
Hemen hemen hepimiz duymuşuzdur "Sılay-ı Rahim" yani "Akrabaya dönmek" bu cümlenin gereğini yerine getirelim lütfen bizlere verilen tüm emirler yine bizlerin yararına olmaktadır.
 
 
YÜCE RABBİM bizleri eşsiz, dostsuz akrabasız bırakma onları ziyaretten mahrum kalıp senin katında hesaba çekilmekten bizleri alıkoy.

Bu gün ALLAH rızası için sana yapılan haksızlıkları affettin mi?

YÂSÎN [İ:41.54, R:36.54] O GÜN HİÇBİR CANLIYA, HİÇBİR ŞEKİLDE HAKSIZLIK EDİLMEZ. SİZLER, SADECE YAPIP ETTİKLERİNİZİN KARŞILIĞI OLARAK CEZALANDIRILIRSINIZ.

MÜMİNÛN [İ:74.62, R:23.62] BİZ HİÇBİR BENLİĞE YARATILIŞ KAPASİTESİNİN ÜSTÜNDE GÖREV YÜKLEMEYİZ. BİZİM KATIMIZDA, HAKKI SÖYLEYEN BİR KİTAP VARDIR. ONLARA HAKSIZLIK EDİLMEZ.

      YÜCE ALLAH ( C.C. ) bizlere hiç şekilde haksızlık edilmeyeceğini bildirmekte iken kulları kullarına şu veya bu şekilde haksızlık edebilmekte ama bilerek veya bilmeyerek. Durum böyle olunca insanız ve bir takım hisler taşımaktayız üzülürüz veya haksızlık karşısında öfkelenir karşımızdaki kişinin kalbini kırabiliriz kırılan kalp ve işlenen günah halbuki bize yapılan haksızlığın cezalandırılmasını her şeyi bilen ve gören RABBİM' e bırakmış olsak hem günah işlememiş oluruz hem de sabır göstererek nefse hakimiyet duygumuzu öne çıkarmış oluruz kanaatindeyim. Yapılan haksızlığa tepki kırıcı söz veya fiille değil de nasihat şeklinde olmuş olsa belki de kişiyi kazandığımız gibi başkalarına da yapacağı haksızlıkların önüne de geçmiş olmaz mıyız?
     Affedici olmak: Ne güzel bir şey takva ehli olabilmenin şartlarından birisi inşallah RABBİM bizleri de müttaki kullarından eyler. Sonra düşünün bir kere YÜCE ALLAH ( C.C. ) her defasında " Bana dua edin, duanıza icabet edeyim" yani duanızı kabul edeyim demiyor mu? Biz kulların en büyük dileği nedir Tevbe ederek bağışlanmak dilemek değil midir. RABBİM her dileğimizi yerine getireceğine göre Affedici olmuyor mu? O halde O Kİ ALEMLERİN YARATICISI olarak affettikten sonra bizler aciz kulları olarak yapılan haksızlıklara karşı neden affedici olmayalım. Olalım ve sonucunu RABB' İMİZE bırakalım.
 
 
YÜCE ALLAH' ım bizleri haksızlığa uğrayanlardan eylem, insanız şaşarız belki nefsimize yenik düşer karşımızdakini kırmak durumunda kalırız.

Bu gün ALLAH rızası için tartıda, terazi de kul hakkını gözettin mi?

 ŞUARA 182 "DOĞRU-DÜZGÜN TERAZİ İLE TARTIN."

 İSRA 35 ÖLÇTÜĞÜNÜZ ZAMAN TAM VE DÜRÜST ÖLÇÜN. HİLESİZ TERAZİYLE TARTIN. BU, HEM HAYIRLI HEM DE SONUÇ BAKIMINDAN GÜZELDİR.

 HÛD 85 "EY TOPLUMUM! ÖLÇÜYÜ VE TARTIYI TAM BİR DÜRÜSTLÜKLE YAPIN. İNSANLARIN EŞYALARINI TIRTIKLAMAYIN. YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK YAPARAK DOLAŞMAYIN."

 MUTAFFİFÎN 1 AZAP VE KAYGU, TARTIDA VE ÖLÇÜDE HİLE YAPANLARA OLSUN;

     Kul hakkı: Kelimenin tam anlamı ile tüylerimizi diken diken eden bir kelime tüm günahları affeden YÜCE ALLAH (C. C.) kul hakkını sadece hakkına girilen kulla helalleşerek affedileceğini belirtmektedir. Durum böyle olunca tartıda, ölçüde üç kuruşluk bir menfaat için belki de bir daha hiç göremeyeceğin kişilerin hakkını yemek durumuna düşmek ne kadar kötü yine dünya menfaati kişisel çıkarlar uğruna harcanacak ahiret hayatı değer mi acaba geçici zevkler uğruna.Tabi bu sadece tartı terazi derken sırf ölçü birimi olarak algılamamak lazım olayı yani " Kardeşim ben ne bakkalım ne kumaş satan tüccarım onun için benim öyle bir derdim yok" denilebilir. Hayır durum bildiğin, düşündüğün gibi değil. Diyelim memursunuz ama kişilere farklı davranıyorsunuz tanıdık geldiğinde veya üst düzey kişilerin işlerine öncelik verdiğinizde, işçisiniz bir şeyler imal ediyorsunuz yine aynı şekilde kendine veya tanıdıklarına yaptıklarına kaliteli ve itinalı tanımadıklarına şişirme, meyve sebze üretiyorsunuz, veriyorsunuz haddinden fazla gübreyi hormonu, yediriyorsun millete, şoförsünüz taksimetreyi doğru tutmuyorsunuz, falan filan yani her meslek erbabı için geçerli bu olay yaptığımız her olumsuz hareket kul hakkını yemek olduğu gibi YÜCE ALLAH ( C.C.) rızasını kazanmak adına bunun tam tersi şekilde hareket edersek neler kazanacağımızın farkına bir varabilsek hiç durmaz hareketlerimizi düzeltirdik. Varsın bizden gitsin üç beş gram yerine RABBİM  bizlere fazlasını verir. Dostumu kırmayayım onun işine öncelik vereyim derken YÜCE ALLAH' ın dostluğunu kaybetmek de olduğumuzun farkına varırsak kul hakkı yemeden büyük yolculuğa çıkarız inşallah.
 
 
YÜCE RABBİM bizleri kul hakkı yemeyen kullarının hakkını gözetenlerden eylersin İnşallah.
 
Bu gün ALLAH rızası için tanıdık, tanımadık cenaze takip ettin mi?
 
PEYGAMBERİMİZ (S.A.S) HASTALARIN ZİYARET EDİLMESİNİ, CENAZELERİN TAKİP EDİLMESİNİ, ZİRA BUNLARIN "AHİRETİ" HATIRLATACAĞINI SÖYLEMİŞTİR (BUHÂRÎ, CİHÂD 171;
Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudun, uyanmadın olacak
Kim bilir nerede, nasıl
Kaç yaşında bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında
 
      Şairin dediği gibi bir gün nasıl olsa bizlerde o musalla taşına istesek de istemesek de uzanacağız, sonra eller üzerinde belki binlerce kişi ile belki de dört beş kişi ile başlayacağız ahiret yolculuğuna. Ama önemli olan kişilerin çokluğundan ziyade iman ve imanlı kişilerle yolcu edile bilinmek değil midir? Bakıyoruz cenaze gidiyor iyi kötü amelleri ile ve bizlere takip etmemiz halinde ALLAH' ın rızasını kazandırmak kendisini de asıl adresine bırakabilmemiz için bir kenarından  tutmamızı bekliyor belki de. Tereddüt etmeye gerek yok bir ucundan tutup gerekli sevabı almamız ve hatta vaktimiz müsait ise mezarlığa kadar gidip defin işleminde bulunmamızın  bizlere ALLAH' ın  rızasını kazandıracağı gibi  insanlık görevini tamamlamanın verdiği huzuru ile geri dönmemizi sağlayacaktır.
     YÜCE RABBİMİZ' in rızasına nail olmanın ve dolayısı ile sevap kazanmanın, derece yükseltmenin aslında sanıldığı kadar zor olmadığını, bunları yapmanın aynı zamanda insanlık görevimiz olduğunu unutmamamız gerektiğinin hepimiz tarafından bilinmesi gerekir. Yoksa bir yakınımızı kaybettiğimizde camide onun namazının başkaları tarafından kılınışını kenardan seyretmenin bize ne faydası olabilir ki. Yapmamız gereken hiç bir dua dahi bilmiyor isek edilen dualara eşlik etmek adına içimizden amin demek dahi görevimizi bir nebze olsun yerine getirmemizi sağlamaz mı?
 
YA RABBİM bizleri iman üzere yanına al imanlı kişilerin taşımasını, takip etmelerini sağla, vuslata ermemizi nasip eyle AMİN.

 

Bu gün ALLAH rızası için küçükte olsa birilerine hediyeler verdin mi?
 
 
PEYGAMBERİMİZ BAŞKA BİR HADİSTE DE "HEDİYELEŞİNİZ Kİ BİRBİRİNİZE SEVGİNİZ ARTSIN" BUYURUYOR.
 
 
HZ. AİŞE PEYGAMBERİMİZ İÇİN "ALLAH RASÛLÜ HEDİYEYİ KABUL EDER VE KARŞILIĞINI VERİRDİ" BUYURUYOR.
        

"HEDİYELEŞİN, ZİRA HEDİYE, KALPTEKİ KUŞKULARI GİDERİR. KOMŞU KADIN, KOMŞUSU KADINDAN GELEN (HEDİYEYİ) HAKİR GÖRMESİN, BİR KOYUN PAÇASI OLSA BİLE."

TİRMİZÎ, VELA VE'L-HİBE 6, (2131).

      Hediyeleşmek yani yine vermek, gönülden vermek ama karşılığını verdiğimiz kimseden değil  verdirenden istemek RABBİM 'den istemek malın mülkün verdikçe çoğalacak çoğaldıkça daha çok dağıtılacak ve sevap kazanılacak derecesi yükselecek. Yoksa bizlerden istedikleri, yapmamızı gerekli gördüğü emirlerinin YÜCE ZATINA ne faydası olabilir ki faydası yine biz kullarına değil mi? Yine biz kullarının iyiliğini düşünmüyor mu?

     Dostlar hediye vermek sevginin, hoşgörünün, duygusallığın bir ifadesidir.Ama hediyeni belli günlerde veya sadece sevdiğin, tanıdığın kişilere değil daha fazla sevap olacağın düşüncesi ile daha fazla iyilik yapmanın vereceği güzel duyguyu tadabilmek ve belki de hiç göremeyeceğin kişilere verebilmek hediyeni ama az ama çok, ama küçük ama büyük. Biliyor musunuz ? Yeri geldiğinde elinizdeki tesbihi vermek bile hediye olmaz mı. Sen parmaklarınla da çekebilirsin zikrini, tesbihatını bir şey kayıp etmezsin ama YÜCE ALLAH' ın rızasını kazanmak niyeti ile hediye ettiğin tesbih sana neler kazandıracak bir bilebilsen. 

 

ALLAH' ım bizleri karşılık beklemeden hediye veren kullarından eyle ki senin de bizlere vereceğin hediyelerine nail olalım. Amin 

   Bu gün ALLAH rızası için yerdeki taşı, poşeti çalı, çırpıyı topladın mı?

      Sadaka vermenin bir başka yolu sadece maddesel olarak verilenler değil bu tür yapılanlarda her şeyde olduğu gibi ALLAH Rızasını gözettiğimiz takdirde sadaka olacaktır Rabbimizin izni ile. Yollarda bulunan taş, poşet, çalı, çırpı, şişe kırıkları veya benzeri şeyler insanlara zarar verebilir düşüncesi ile toplanması halinde sevap hanemize artı olarak yazılacaktır. Aslında zaten bunları atmamamızın insanlık görevi olduğunun bilincinde olmamız gerekir ama başkalarının yaptığı bu olumsuz davranışlar bizlerin sevap kazanmamıza vesile olacaktır. Allah (C.C.) ne güzel dengeler yaratmış birilerinin yaptıkları olumsuz hareketlerden diğerleri sevap kazanacak.
       Ama onları yerden toplarken dikkat etmemiz gereken en önemli şey atan kişiler hakkında kesinlikle bir şeyler söyleyip kul hakkına girmemeye özen göstermemiz olmalıdır. Her ne kadar o kişilerin yaptıkları davranışlar hatalı ise de Yüce Rabbim tarafından biliniyor olması ve bizimde o kişiler hakkında sonucu O' na bırakmamız gerekir. Elimizden geldiğince çevre temizliğine de dikkat ettiğimizde müslümanlığın vecibelerinden birisi olan temiz olmayı da yerine getirmiş oluruz. 
 
YA RABBİM bizleri ruhta ve maddede temiz kıl, kıl ki tüm insanlığa örnek teşkil edelim. Amin.
 

Bu gün ALLAH rızası için tanıdık, tanımadık hasta ziyaretinde bulundun mu?

ALLAH RESÛLÜ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM BUYURDU:
"KİM BİR HASTAYI, YA DA BİR MÜSLÜMAN KARDEŞİNİ ALLAH İÇİN ZİYARET EDERSE, BİR SESLENİCİ ONA ŞÖYLE SESLENİR:
"HOŞ YAŞAYASIN! GİDİŞİN DE HOŞ OLDU! CENNETTE DE KENDİNE GÜZEL BİR KONAK HAZIRLADIN!"
EBÛ HUREYRE RADIYALLAHU ANH. TİRMİZÎ.
 
272. ALLAH RESÛLÜ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM BUYURDU:
"BİRİNİZİN, ELİNİ HASTANIN ALNINA, YA DA ELİNE KOYUP, ONUN NASIL OLDUĞUNU SORMASI, HASTA ZİYARETİNİN TAMAMINDANDIR.
 
 ALLAH RESÛLÜ SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM BUYURDU:
"BİR HASTANIN YANINA VARIRSANIZ, SİZE DUA ETMESİNİ SÖYLEYİN, ÇÜNKÜ ONUN DUASI MELEKLERİN DUASI GİBİDİR."
ÖMER RADIYALLAHU ANH. İBN MÂCE.

 

Bu konuyu takva ehli bölümünde incelemiştik ama bir daha ele almakta yarar gördüm. Hepimiz zaman zaman hasta oluruz. Grip, nezle vs. gelip geçicilerin dışında kalıcı veya bedende ve ruhta iz bırakarak gidenlere ne demeli. RABBİM kimseyi böyle zorlayan sınavlardan geçirmesin. Geçirirse de bir sebebi vardır hikmetinden hiç bir zaman sual olamayacağımızın hepimiz tarafından bilinmesi gerekmektedir.Bu kesin hükümdür. Nereden veya neden geldi bu hastalıklar gibi anlamsız sorgularla kendimizi rahatlatmaya, boş sözler söylememeye çok dikkat etmek gerekir. Her şeyin YÜCE ALLAH ( C.C. ) tarafından bir plan dahilinde meydana getirildiğinin bilinmesi gerekmektedir.
        Şimdi asıl konumuza gelelim. Öncelikle kendimizi bir anlığına hasta olarak hayal etmekle başlayalım neler hissederiz, ne acı çekeriz hiç düşündünüz mü acaba ? Derdinizi birilerine anlattığınızda sanki bedeninizi ve ruhunuzu saran tüm acılar yok olacakmış gibi gelir. Yakınlarınız sizinle başından beri birlikte olduğundan onlara anlatmanın pek yararı olacağını zannetmediğinizden veya onları daha fazla üzmenin yersiz olduğunu düşündüğünüzden hep kapıdan girecek birilerini, tanıdık,tanımadık simaları bekler durursunuz. Şimdi rolleri tersine çeviriyor ve kapıdan girenin yani hastayı ziyaret edenin kendiniz olduğunu düşünelim. Hasta olan kişi bir anda size tüm dertlerini dökecek veya nazını yapacaktır. Sizden gelecek tüm teselli edici sözlere açıktır yani teselliye muhtaçtır. İşte size ALLAH' ın (C.C.) Rızasını kazandıracak an gelmiştir. Birtakım teselli edici sözlerden sonra hastanın yüzündeki, gözlerindeki ifadeyi yakalayabilirsiniz. Belki de onun gülen gözlerinde, yüzünde YÜCE RABBİN sana olan Rızasını okuyabilirsiniz.
 

 

YÜCE ALLAH' ım ne olur bizleri çaresiz dertlerle imtihan etme edersen de isyan ettirme günahlarımıza kefaret olarak say RABBİM. Bizleri hiçbir dünyevi menfaat beklemeden ziyaret edenlerden eyle.Amin
 

Bu gün ALLAH rızası için elinden geldiğince ağaç dikip, yeşillikleri suladın mı ?

KIYAMET KOPARKEN BİLE AĞAÇ DİKİNİZ.
 
        Ağaç dikmenin, yeşilliği korumanın günümüzde önemini daha iyi kavramamıza rağmen bir türlü nefsimizi yenip dünyevi çıkarlarımız uğruna onları koruyamadığımız gibi katletmeye de devam ediyor hem bizlerin ve gelecek nesillerin dünya hayatını, yine kendimizin de ahiret hayatını söndürüyoruz.  Bu katletmekten her ferdin kendini göre payı vardır diye düşünüyorum. En azından hemen hemen hepimiz bir kağıt üzerine yazdıklarımızı  beğenmeyip yırttıklarımız veya kağıt peçeteyi, havluyu fazlası ile kullandıklarımız olmamış mıdır. İşte bunlar ağaçların birer dalları değiller miydi?
        Kendimize gölge bir yerler ararken belki de şimdi geçtiğimiz yerlerde  istediğimiz gibi gölgesinden faydalanabileceğimiz hatta dinlenirken üzerinde böceklerin, karıncaların rızklarını arayıp bulduğu, dallarında kuşların yuva yapıp cıvıldaştığı bir ağaç vardı ama onu işte düşüncesizce yazıp attığımız veya toz bezi ile silebileceğimiz halde kağıt havlu ile sildiğiimiz mobilyaların yüzünden yok olmuş olamaz mı?
       Oysa CENAB-I HAK onları bizlere emanet olarak vermişti ama bizler doğayı katlediyor ve emanete ihanet ediyoruz. O halde lütfen hepimiz üzerimize düşen insanlık görevimizi yapıp bizlere emanet olarak yaratılanlara gereken özeni gösterelim, bizlerden sonrakilere daha güzel bir şekilde bırakarak ALLAH' ın ( C.C. ) Rızasını kazanalım. Bakın ağaç veya bir çiçek yetiştirmenin hazzına varabilmenin en güzel yolu YÜCE RABBİN bizleri vesile ederek onu büyütmesi ve bizlerinde büyürken adım adım izlememiz olacak. Her geçen gün uzayıp göğe yükselmesi ile birlikte üzerine yuva yapacak kuşların, böceklerin, altında dinlenecek insanların sevapları senin hanene yazıldıkça bu dünya ve ahiret hayatında rahatlamana sebep olacaktır. Elimizden geldiği kadar çevremizdeki yeşillikleri korumaya hiç değilse diplerini havalandırarak, sulayarak ALLAH' ın ( C.C. ) rızasına nail olalım.
       
       RABBİM senin adının anıldığı her iş, her güzel şey bizlerin menfaati doğrultusundadır. Ne olur senin rızanı kazanmaktan bizleri
mahrum bırakma. Sana muhtacız RABBİM. Amin
 
Bu gün ALLAH rızası için ilim öğrenmeye veya bildiklerini öğretmeye çalıştın mı?
 
 
SEBE' [İ:58.6, R:34.6] KENDİLERİNE İLİM VERİLENLER, RABBİNDEN SANA İNDİRİLENİN, HAKKIN TA KENDİSİ OLDUĞUNU, HAMÎD VE AZÎZ OLAN ALLAH'IN YOLUNA KILAVUZLADIĞINI GÖRÜRLER.

 RÛM [İ:84.22, R:30.22] GÖKLERİN VE YERİN YARATILMASIYLA DİLLERİNİZİN VE RENKLERİNİZİN FARKLI OLMASI DA O'NUN AYETLERİNDENDİR. BUNDA, İLİM SAHİPLERİ İÇİN ELBETTE İBRETLER VARDIR

 ANKEBÛT [İ:85.43, R:29.43] BUNLAR BİZİM, İNSANLARA VERMEKTE OLDUĞUMUZ ÖRNEKLERDİR Kİ İLİM SAHİPLERİNDEN BAŞKASI ONLARA AKIL ERDİREMEZ.

ANKEBÛT [İ:85.49, R:29.49] HAYIR, O, KENDİLERİNE İLİM VERİLENLERİN GÖĞÜSLERİ İÇİNDE AYAN-BEYAN AYETLERDİR. BİZİM AYETLERİMİZİ, ZALİMLERDEN BAŞKA KİMSE İNKÂR ETMEZ.

              Bildiğiniz gibi tüm evrende olan her şey CENAB- I ALLAH' ın bilgisi dahilinde meydana gelmiştir. O her şeye Kadir' dir. Şu ana kadar tüm yazdıklarımda O' nun Yüce İzni ile olmuştur yazacaklarımda olacaktır inşallah.
            
             Dostlarım Cebrail ( A.S ), Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ( S.A.V.) Efendimiz' e YÜCE ALLAH 'ın ilk emri olan "İkra" Oku diye hitap etmiştir. YÜCE ALLAH (C.C.) emirlerini biz kullarına  Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa ( S.A.V.) aracılığı ile gönderdiğini bildiğimizden bu emri bizler içinde geçerli olacaktır. İlim öğrenmek çok okumak veya ilim sahiplerinden alarak bizlerin gayretlerimiz ve dualarımız ile YÜCE RABBİM tarafından verileceğini  ama bunun içinde bütün gücümüzle bulmaya çalışmamız gerekmektedir. Öğrendiklerimizi bilmeyen veya bilemeyen kişilere aktarmak işte yapmamız gereken bu. İlmi bulmak bizlere verilen emirdir. Öğrenileni öğretmek, bildiklerimiz ile amel etmek sonra ALLAH 'ın (C.C.) rızasını istemek. RABBİM İnşallah bizleri de İlim sahibi olan kullarından eylersin
 
ALLAH 'ım cümlemizin de benim de hatalarımı hatasız, günahlarımı da sevap olarak işlememe yardım et. Bizler beşeriz şaşarız bizleri şaşırtma RABBİM senden başka dayanacak, güvenecek neyimiz var ki.
 
Bu gün ALLAH rızası için başıboş hayvanları elinden geldiğince besleyebildin mi?
 
 
 

YÂSÎN [İ:41.73, R:36.73] O HAYVANLARDA BUNLAR İÇİN BİRÇOK YARARLAR VAR, İÇECEKLER VAR. HÂLÂ ŞÜKRETMİYORLAR MI?

 TÂHÂ [İ:45.54, R:20.54] YİYİN, HAYVANLARINIZI YAYIP OTLATIN. KUŞKUSUZ BUNDA, AKLI BAŞINDA İNSANLAR İÇİN İBRETLER VARDIR.

EN'AM [İ:55.142, R:6.142] HAYVANLARDAN YÜK TAŞIYANI DA YAYGI/DÖŞEK YAPILANI DA YARATAN YİNE O'DUR. ALLAH'IN SİZE VERDİĞİ RIZIKLARDAN YİYİN, ŞEYTANIN ADIMLARINI İZLEMEYİN! ÇÜNKÜ O SİZİN İÇİN AÇIK BİR DÜŞMANDIR

 

      YÜCE ALLAH ( C.C.) Yerdeki, gökteki, her yerde yarattığı her şeyi biz insanların emrine vermiş. verirken de onları biz kullarına emanet etmiş, bizlerin insiyatifine, insafına bırakmış, onlara karşı iyi veya kötü davranışlarımızdan dolayı muhakkak hesaba çekileceğimizi bildirmiştir. O halde neden verilen emirlere karşı gelmek gibi bir cürüm işleyeli ki. Bizlerin bir yerlerimizin ağrıması durumunda çaresizlik ve acı içerisinde kıvranırken YÜCE ALLAH ( C.C.) tarafından bizlere verilen çarelerden yararlanabiliyor isek neden   sorumlulukları bizlere verilmiş olan ve onların da bizler gibi birer canlı olduğunu bizler gibi dişlerinin, başının veya herhangi yerlerinin ağrıyabileceğini düşünemiyoruz. Bırakın düşünmeyi bazen onlara belki de çektiği acılardan daha fazla ızdırap çektiriyoruz. Doğal yaşam alanlarından uzaklaştırıp, genleri ile oynayıp, sırf kendi zevkimizi tatmin etmek, hatta ve hatta insanlarda bulamadığı daha doğrusu aramak istemediğinden dolayı bulamadığı yakınlığı dostluğu o güzelim hayvanları sırf kendi amaçlarına uygun olarak alıştırıp yaşamlarını kendi istekleri doğrultusunda sürdürmelerini sağlayanlara ne demeli. Yazlıklarda geçirilen tatillerde arkadaşlık ve dostluklarına ihtiyaç duyulan ve normal yaşama dönüldüğünde o hayvanları başıboşluğa terk eden zihniyetler bunun hesabını verebileceklerini düşünmüyorlar mı? Aşırı yüklerin altında sadece az bir yiyecekle çalıştırılan hayvanların bedellerini ödemeyecekler mi?. Yerleşim bölgelerinde sokak köpek ve kedilerin veya kuşların da karınlarının doymasına ihtiyaç duyacaklarını bunun için de bizlerin yardımlarımıza muhtaç olduklarını, belki de onlara gereken ihtimamı göstermemiz halinde YÜCE RABBİM bizlere onları vesile ederek cenneti vermeyeceğini kim bilebilir ki. Bizler yine her yaptığımız eylemde olduğu gibi o güzel hayvanlara yapacağımız yardımları da sadece YÜCE ALLAH' ın ( C.C.) Rızasını kazanmak gibi bir amaca yöneltirsek bizlerin her iki cihanda da mutlu kılacaktır İnşallah..
      
YA RABBİM bizleri yarattığın tüm canlılara yardım eden ve SENİN Rızanı kazanan kullarından eyle. Amin   
 
 
 
 
Bu gün ALLAH rızası için çocuk yuvalarına uğrayıp sevgiye susamışları sevindirdin mi?

FECR 17 DOĞRUSU ŞU Kİ, SİZ YETİME İKRAMDA BULUNMUYORSUNUZ

 BAKARA 215 SANA, NEYİ İNFAK EDİP VERECEKLERİNİ SORUYORLAR. DE Kİ: "İNFAK ETTİĞİNİZ MAL VE NİMET; ANA-BABA, YAKINLAR, YETİMLER, YOKSUL VE ÇARESİZLERLE YOLDA KALAN İÇİN OLMALIDIR. HAYIR OLARAK YAPTIĞINIZI ALLAH EN İYİ BİÇİMDE BİLMEKTEDİR."

NİSA 36 ALLAH'A KULLUK EDİN. O'NA HİÇBİR ŞEYİ ORTAK KOŞMAYIN. ANA-BABAYA, AKRABAYA, YETİM VE ÖKSÜZLERE, ÇARESİZLERE, YAKIN KOMŞUYA, UZAK KOMŞUYA, YANINIZDAKİ ARKADAŞA, YOLDA KALMIŞA, SİZE BAĞIMLI OLANLARA İYİ VE GÜZEL DAVRANIN. ALLAH, KASILIP BÖBÜRLENEN ŞIMARIKLARI SEVMEZ.

      Sevgili dostlar: Şu ana kadar sayfamda yazılanların her bir bölümü için kitaplar yazılabilir, İnşallah RABBİM' in İzni ile bölümleri sık sık genişletmeye çalışacağım. Ama önemli olan nokta okuduklarımızı fiiliyata geçirebilecek miyiz çünkü bildiklerimizle amel etmek mecburiyetindeyiz ve din alimlerinin söyledikleri gibi bildiklerimizden ve bilip de yapmadıklarımızdan dolayı sorguya çekileceğiz. O zaman hiçbir şey öğrenmeyim ve hesaptan kurtulurum diye bir durumumuzda olamaz çünkü ilim öğrenmek ve öğrendiklerimizi de diğer kişilere anlatmak zorunluluğumuz var diyerek bazı açıklamalarda bulunduktan sonra konumuza dönelim
    "Sevgi" O kadar güzel ve derin bir mana ifade ediyor ki yine sırf bu kelime üzerine kitaplar yazılabilir. Şayet bana sihirli bir kelime söyle deseler bunu söylerdim bir anahtardır bir sayılmanın, saygınlığa giden yolun başlangıcıdır. Güzelliklere açılan kapıdır, ruhun derinliklerine inen hoşluktur. Ama bütün bunların yaşanabilmesi içinde sevginin en büyüğü YÜCE ALLAH' a karşı duyduğumuz olmalıdır ki diğerlerini bize O versin. Yüce Kitabımızda o kadar çok bahis konusudur ki sevgi ama bunların içerisinde konusu olan şimdilik yetim ve öksüzleri kapsayan bölümü üzerinde duralım. Bir yetimin başını okşamanın çok çok sevabı olduğunu  Peygamberimiz  Hz. Muhammed Mustafa ( S.A.V.) Efendimiz' in Hadis-i Şerif' inden biliyoruz.Ama bunu dışarıda,sokaklarda her önümüze gelene soramayacağımızdan aramanın bir anlamı olur mu sizce. Barındıkları yerlerine gitmek onları gerçek sevgi ile kucaklamak hal hatırlarını sormak, karınca kararınca ufak ta olsa hediyeler götürmek çok mu zor olur. Tabi ki hayır bunlar hepimizin yapabileceği türden şeyler ama her nedense bu tür şeylere vakit ayırmakta güçlükler çekiyoruz, veya türlü mazeretler buluyoruz. Ne olur işte gerçek sevgiyi tattırmak ve tatmak için bu tür barınaklara gidelim  ama bir gün iki gün değil devamlı olmak kaydı ile yapalım sevgi güzelliğini tattıralım o miniklere ve bizlerde o gülen gözlerde ki parıltıları görelim sevap kazanalım bolca. CENAB-I HAKK  biliyor ki yaptığımız her hareket Kendisinin Rızası kazanmak içindir. Muhakkak bizleri mükafatlandıracaktır. İnşallah. Bizler de Rızasını kazanmak için elimizden gelen gayreti gösterelim ki gerçek yolculuk valizimiz dolsun.
 

 

YÜCE ALLAH' ım ne olur bizleri Senin Rızanı kazanmak için Öksüz,yetim ve muhtaç olan kullarına yardım edebilmek ve onlara sevgi demetleri sunmak gibi bir güzellikle görevlendir. AMİN.    
 
Bu gün ALLAH rızası için otobüste, trende,  vapurda yaşlıya, hastaya, yorguna  yer verdin mi?
 
  Düşünmek lazım bunları acaba kaçımız yapabiliyoruz yada yapmamak için gözlerimizi bu tür kişilerden kaçırıyoruz oturduğumuz yerden uyuyor görüntüsüne bürünüyoruz saklanmaya çalışıyoruz o muhtaç gözlerden kendimizi saklıyor gizliyoruz. Ama unuttuğumuz bir şey var "Allah her şeyi bilen ve görendir." O ndan nasıl gizleneceksin böyle bir olanak var mı seni beni tüm kainatı yaratandan kaçmak gizlenmek varmı biz ne yapıyorsak O nun rızasını kazanmak ve dünyaya geliş nedenimizi bilerek o yolda yürümek için yapmıyormuyuz
 
Bu gün ALLAH rızası için insanların senden istediklerini yerine getirip onların gönüllerini aldın mı?
   
Bu gün ALLAH rızası için huzur evlerini ziyaret edip yaşlıların ellerini öperek hayır dualarını aldın mı?
Bu gün ALLAH rızası için hiç bir şey yapamadın ise gıybet veya dedikodu yapmayıp sükut etmeyi denedin mi?

 

İMANIN VE İSLAM' IN ŞARTLARINI YERİNE GETİRMEKLE GÖREV TAMAMLANIYOR MU?

YÜCE ALLAH  AKIL, MANTIK VE DÜŞÜNME YETENEĞİNİ SADECE BİZ İNSANLARA BAHŞETMİŞ, DİĞER TÜM YARATTIKLARINI DA BİZLERİN EMRİNE VERMİŞ, DÜŞÜNCE YETENEĞİMİZLE TEKNOLOJİYİ DORUKLARA TIRMANDIRIYORUZ. ACABA BU DURUMDA DİNİ İNANÇLARIMIZ VE MANEVİ DUYGULARIMIZ DEJENERASYONA UĞRUYOR MU? SADECE İSLAM IN VE İMANIN ŞARTLARINI YAPAN  VEYA ONU DAHİ YAPMAYAN SADECE KELİME-İ ŞAADET İLE YETİNEN MÜSLÜMANLARDAN MI  OLUYORUZ ?                  

BÜRÛC 11 İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞLER YAPANLARA GELİNCE ONLAR İÇİN, ALTLARINDAN IRMAKLAR AKAN CENNETLER VARDIR. BÜYÜK BAŞARI İŞTE BUDUR.

A'RAF 42 İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞLER YAPANLAR -Kİ BİZ, HER BENLİĞE ANCAK YARATILIŞ KAPASİTESİ ÖLÇÜSÜNDE GÖREV YÜKLERİZ- İSE CENNETİN DOSTLARIDIR. SÜREKLİ KALACAKLARDIR ORADA.
BİR SEVGİ OLUŞTURACAKTIR.

 
  YÜCE ALLAH akıl, mantık ve düşünme yeteneğini sadece biz insanlara bahşetmiş, diğer tüm yarattıklarını da bizlerin emrine vermiş, verdiği tüm  yeteneklerimizle teknolojiyi doruklara tırmandırıyoruz, kendi özgüvenimizi geliştiriyoruz, kendimize büyük paylar çıkartıyor, bütün bunların RABBİMİZİN izni olmadan yapamayacağımızı bazen aklımıza bile getirmiyoruz. Kendimizi o kadar çok kaptırmışız ki nefsimize. Acaba kendimize çok güvenmek dini inançlarımızı ve manevi duygularımızı dejenerasyona uğratmıyor mu? İslamın ve imanın şartlarını yerine getiren  veya onu dahi yapmayan sadece Kelime-i Şahadet ile yetinen müslümanlardan mı  oluyoruz ? İmanın ve islamın şartlarını çok hafife alıyor, dünya hayatının toz pembeliğine kendimizi kaptırmış sürükleniyoruz. Namaz, oruç vs. ne kadar zor geliyor insan oğluna ama sorulduğunda  bunlardan hesaba çekileceğimizin bilincindeyiz.
     ALLAH affeder diyor geçiştiriyoruz. ONUN emirlerini yerine getirmeden ne yüzle af diliyoruz dünya alemlerine dalmış gidiyorken  yinede affından hiç bir zaman umut kesmememiz gerekir. Akla şu soru geliyor  lnanıyor isek neden yapmıyoruz, yok eğer inanmıyor isek neden inanmış görünüp hem kendimizi hem başkalarını aldatıyor, yapmama durumuna çeşitli bahaneler, mazeretler bulmaya çalışıyoruz küçük beyinlerimizle küçük beyinlerimizle diyorum CENAB-I ALLAH'ın bizlere verdiği emirleri kesinlikle yapmamız gerekirken bahane veya
mazeretler bulmaya kimsenin hakkı olamaz.
 
MERYEM 60 TÖVBE EDEN, İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İYİ İŞ YAPAN MÜSTESNA. BÖYLELERİ CENNETE GİRECEKLER VE HİÇBİR ŞEKİLDE HAKSIZLIĞA UĞRATILMAYACAKLAR.
MERYEM 96
İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞLER YAPANLARA GELİNCE, RAHMAN ONLAR İÇİN
Yapacağımız, yapmayacağımız veya özüne inerek yapılmayan  ibadetler bizlerin geleceği olan cennet veya cehennemi kazanmamızı sağlayacaktır.Diyelim ki: Bir çok kitaplar okuduk, araştırmalar yaptık hep eskilere dayalı eserlerde dinimizi anlamaya, bulmaya çalıştık kelimelerin anlaşılamadığından ( veya işimize öyle geldiğinden )dolayı zorluklar yaşadık ve bıraktık incelemeleri. Halbuki o okuduğumuz eserler gönül gözü açılmış ALLAH dostlarının  şaheserleri olup yaklaşık 1400 yıllık süreç içerisinde doğru ve yanlışları anlatarak bizlere yön veren kişilerdi. Eğer biraz bu dünya işlerinden vakit ayırıp, bilgisayarı, yabancı dilleri, v.s. gibi en zor şeyleri dahi öğrenip onlara vakit ayırabiliyor isek neden esas görevimizi öğrenmek için çaba sarf etmiyor doğruyu bulmaya çalışmıyoruz  Ahiret hayatının varlığına inanmıyoruz, inanıyor isek neden hafife alıyoruz.Doğruyu bulmak için çaba sarf etmiyoruz. Şimdi iman ve islamın şartlarına baktığımızda ama görerek baktığımızda hiç de zor olmadığını hatta yapıldıkça dünya zevklerinin ne   kadar sönük kaldığı görülecektir.
 
ÂLİ İMRAN 19 ALLAH KATINDA DİN İSLAM'DIR/BARIŞ VE ESENLİK İÇİN ALLAH'A TESLİM OLMAKTIR. KİTAP VERİLMİŞ OLANLAR, KENDİLERİNE İLİM GELDİKTEN SONRA, ARALARINDAKİ KISKANÇLIK/DOYMAZLIK/AZGINLIK/DENGE NOKTASINDAN SAPMA/YALANCILIK/ZULÜM/KİBİR/ZİNAKÂRLIK YÜZÜNDEN İHTİLAFA DÜŞTÜ. KİM ALLAH'IN AYETLERİNE NANKÖRLÜK EDERSE, ALLAH, HESABI ÇABUCAK GÖRECEKTİR.

 Hele namazda ellerimizi kaldırıp ALLAH-U EKBER denildiğindeki yani ALLAH' IM  tüm dünya hayatını arkama alıp seni karşımda görüyorum  demek olur ki bunun hazzı hiç bir şeye değişilmez birde bütün bunları inanarak ve bilinçli yapıyor isek Cennet hayatı olmaz mı? Birde konuyu diğer yönüyle inceleyelim diyelim siz YÜCE ALLAH' A inanıyorsunuz ama iman ve islam esaslarının sonradan geldiğine onun için yapmanın gerek olmadığını veya bazı nedenlerden dolayı dinden soğuduğunuzdan yapmıyorsunuz toplum baskısı, saygın kişiliğiniz, el alem ne,der çevrem beni dışlar gibi dünya tutkularından dolayı ahiret hayatının olmayacağını kendinizi inandırmışsınız. Peki elbet bir gün HAK VAKİ OLACAK yani ölümü tadacağız siz burada sürdüğünüz hayatla ahiret yolculuğuna çıkacaksınız, islam ve iman esaslarına göre yaşamış olanlarda o şekilde yaşantısı ile çıkacak yolculuğuna. Şimdi bakalım eğer durum sizin düşündüğünüz gibi değil ise haliniz ne olur o secdeye koymadığınız alnınız, oruç tutmadığınız ağzınız, vücudunuz, ruhunuz benliğiniz dünya nimeti olarak vazgeçemediğiniz, dünya hayatı sizlere neye malolur hiç düşündünüz mü ?

  

    O halde zararın neresinden dönülürse kar sayılacağı, herşeyin inceden inceye hesaplanarak yaşadığımız bu yeryüzü yaşantımızda artık temkinli olup şartlara haiz yaşayıp TAKVA EHLİ olmak için çabalamanın zamanıdır.

CENAB-I HAKK' dan yapamadığımız ibadetlerimizi yapmış olarak, yaptığımız yanlışlıkları doğru olarak kabul etmesini niyaz ederim.  

HİÇ BİTMEYECEK ZANNETTİĞİMİZ ÖMÜR
 
FÂTIR 11 ALLAH SİZİ BİR TOPRAKTAN, SONRA BİR SPERMDEN YARATTI; SONRA SİZİ ÇİFTLER HALİNE GETİRDİ. O'NUN İLMİ DIŞINDA, BİR DİŞİ NE HAMİLE OLUR NE DE DOĞURUR. YAŞAYAN BİR VARLIĞA DAHA ÇOK ÖMÜR VERİLMESİ DE ONUN ÖMRÜNDEN BİRAZ AZALTILMASI DA MUTLAKA BİR KİTAP'TA YAZILIDIR. BU, ALLAH İÇİN GERÇEKTEN ÇOK KOLAYDIR.
 
 
 
Çocukluğumuza,  gençliğe adım attığımız ve buluğ yani artık aklımızı başımıza toplamamız gereken zamana, olgunluk ve nihayet yaşlılık dönemlerine bakıyoruz bir film şeridi gibi nasılda geçmiş geride kalan zaman. Hiç yaşanmamış gibi akıp gitmiş üzüntüleri, sevinçleri, gülüşleri, ağlamaları ibadetle veya eğlenerek. Bu dünyada geçecek olan süreyi bir cümlede toplamışız "Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için hemen ölecekmiş gibi ahiret için çalışalım." Peki şimdi şöyle bir kendimizi tartıyoruz. Elimizde bir terazi olsa bir kefesine bu dünya için yaptıklarımızı diğerine ahiret için yaptıklarımızı koysak hangisi ağır basar acaba. Bu bir vicdan muhasebesi yoruma her zaman açık kendimizi aldatmadan acaba kaçımız doğruyu söyleyebiliriz. Doldurmamız  gereken terazinin   A kefesi mi Yoksa B kefesi mi her nedense biz hep yakına bakmışızdır hayatımız boyunca şu anda ağırlık bu dünya içindir çoğumuzca diye tahmin ediyorum. Namazlarımızı kılıp oruçlarımızı tutuyor belki hacca da gitmiş olabiliriz ama bunlar direkt olarak bizimle ilgili konular ya diğerleri, başkalarına yardım konuları, ahiret kefesinin ne kadarını dolduruyor. Sevmek diyoruz, saygı diyoruz bunların olmadığı bir yerde, sadece kendimiz için yaşamak, ömrü bu yolda tüketmek hangi iman ve islami esaslara uyar.
 
 
 

FÂTIR 37 FERYAT EDİP DURURLAR ORADA: "RABBİMİZ, ÇIKAR BİZİ DE ÖNCEDEN YAPTIĞIMIZDAN BAŞKA ŞEY YAPALIM. BARIŞA VE HAYRA YÖNELİK İYİ BİR İŞ YAPALIM." SİZİ BİZ, ÖĞÜT ALANIN ÖĞÜT ALACAĞI BİR SÜRE ÖMÜRLENDİRMEDİK Mİ? UYARICI DA GELDİ SİZE. HADİ, TADIN BAKALIM AZABI! ZALİMLER İÇİN HİÇBİR YARDIMCI YOK ARTIK.

 
Hep beklentiler içerisinde geçmiş zaman öyle ki yaptıklarımızı hatırlamaya başladığımız yaştan beri hep beklemişiz bir şeyleri ama hiç düşünmemişiz ki beklediklerimiz bizlere zaman denilen sayaçla birlikte gelecektir ve o sayaç bir gün bize ömrün bitiminide beraberinde getirecektir. Ama nasılsa bunu hiç düşünmüyor aklımıza bile getirmiyoruz. Ömrün birgün biteceğini,  ahiret ve hesap gününü belli zamanlarda bir anlık fasılalarla hatırlıyor hemen unutuluveriyor, tekrar dünya yaşamına dönüyoruz.Halbuki her şey o kadar açık bir şekilde anlatılmış ki YÜCE ALLAH tarafından "... dönüş yalnız banadır." peki O' na dönüş ne zaman olacak, bu ömür dediğimiz süreç ne zaman son bulacak bu hepimiz için merak konusu olmuştur. Halbuki burada önemli olan zamanın ne zaman dolacağı değil ne ile doldurulacağı. İşte bizlerin bilmesi gereken konu burası yoksa ne zaman dolacağı CENAB-I HAKK tarafından bilinmektedir onun için orası bizi ilgilendirmiyor vakti zamanı yalnızca O bilir. Bizlerin bilmesi gerektiği konuları açık bir şekilde bildirmiş olup çok çok kısa sürecek olan kısıtlı ömür çerçevesi içerisine yerleştireceğimiz resim ya korkunç bir sonu ya da güzel bir manzarayı tasvir edecektir. Bu çerçeveyi güzel resimlerle, yani güzel amellerle dolduralım ki sonsuzluk diyarında hep o güzellikler içerisinde yaşayalım.
 

Son olarak şunları yazmak istiyorum zamanın nasıl hızla akıp geçtiğini anlamak için son 24 saatinizi düşünün veya bir mezarlık ziyaretinde bulunup hem sevap kazanın hem de mezar taşlarındaki  doğum ölüm tarihlerini okuyun göreceksiniz ki çok genç yaşta olan da var yaşlı olanda o halde ömür dediğiniz nedir ki göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süreç değil mi?  Önemli olan bu süreci hayırlı işler, güzel ameller ve ibadetlerle doldurabilmektir. YÜCE RABBİM hepimize hayırlı ömürler nasip etsin. AMİN.

 
 

ÖLMEKTEN KORKUYOR MUYUZ?

ÂLİ İMRAN 185 HER BENLİK ÖLÜMÜ TADACAKTIR. HAK ETTİĞİNİZ KARŞILIKLAR SİZE, KIYAMET GÜNÜ, EKSİKSİZ BİR BİÇİMDE MUTLAKA VERİLECEKTİR. ATEŞTEN UZAKLAŞTIRILIP CENNETE SOKULAN KESİNLİKLE KURTULMUŞ OLACAKTIR. İĞRETİ-SEFİL HAYAT ALDATICI BİR YARARLANMADAN BAŞKA ŞEY DEĞİLDİR.

 

Bu soru zaman zaman aklımıza gelir veya başkaları tarafından sorulur. Acaba korkuyor muyuz. Hemen hepimiz  "ölümden korkulur mu nasıl olsa hepimiz bir gün tadacağız" diye tepki veririz. Ben ise korkuyorum neden mi?Diyelim eşinizi dostunuzu görmeye ve yanlarında bir kaç gün geçirmeye gidiyorsunuz tabi hazırlık yapmak gerekiyor valizler, bavullar hazırlanıyor giyecekler, takılar v.s. yolda yemek üzere yolluklar, yiyecekler. Veya yazlığa, kışlığa gidilecek günler hatta aylar önceden  büyük bir heyecan ve telaşla notlar alınıyor, kazaklar, veya mayolar, kayak takımları, olta takımları, arabanın bakımı her şey mükemmel olmalı eksik bir şeyler kalmasın sakın ha oralarda rezil olmayalım başkalarına karşı bir kaç gün geçireceğimiz tatil burnumuzdan gelmesin. Hazırlıklar tamam yola çıkış ve hedefe varış ne için gelecekte !!! yaşanacak günlere ve dünya hayatında daha zinde olabilmek için. Hazırlıklar tamam unutulan bir şey yok tatil için her şey mükemmel gidiyor çünkü alınması gerekenler valizlere yerleştirilmiş ve hedefe kendimizden emin varılmış, kimseye rezil olmadan yerleşmiştik. Öyle ya eksiklerimiz olsa millet ne der oralarda. 
             
SEBE' 1 HAMD, GÖKLERDE VE YERDE BULUNANLAR KENDİSİNE AİT OLAN ALLAH'ADIR. ÖLÜM ÖTESİ ÂLEMDE DE HAMD O'NADIR. HAKÎM'DİR O, HABÎR'DİR.

ENBİYA 35 HER CANLI, ÖLÜMÜ TADACAKTIR. BİZ BİR İMTİHAN OLARAK SİZİ ŞER İLE DE HAYIR İLE DE DENİYORUZ. SONUNDA BİZE DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ.

 

Dışarı da yağmur yağarken korunmak için şemsiyemizi  açmamız, soğukta kalın, sıcakta ince giyinmemiz falan filan. Her duruma, her şarta göre hazırlık yapılması gerekmektedir gelecek misafirler için yemek hazırlığı,  nişan,düğün, askerlik, sınav hazırlıkları, hazırlık hazırlık hep hazırlık  Şu ana kadar yazdıklarım üzerinde, yaşadığımız dünya için geçerli idi ve bu misaller bizlerin sosyal durumumuz veya yaşantımızla ilgili olarak çoğaltılabilir. Şimdi gelelim esas meseleye yani benim ölüm korkumun sebebine:Dünya hayatında varılacak hedefe göre bir takım hazırlıklar yapılıyor hep. Nedeni başkalarına karşı rezil veya mağdur olmayalım diye peki Şairin dediği gibi " Nerede, nasıl, kaç yaşında " olacağı belli olmayan büyük yolculuğa yani AHİRET  yolculuğuna acaba gereği gibi hazırlanıyor muyuz, valizlerimiz her an dolu mu? Acaba günah valizimiz mi  daha ağır sevap valizimiz mi, kendimizi test etmek açısından önceki makalemizde belirttiğimiz "BUGÜN ALLAH RIZASI İÇİN NE YAPTIN ?" konularını bir daha gözden geçirirken bunlara ilaveten farz görevlerimizi yerine getirebiliyor muyuz, kul hakkına azami ölçüde dikkat ediyor muyuz ?
      
MÜNÂFİKÛN 10 SİZDEN BİRİNE ÖLÜM GELİP DE, "EY RABBİM, YAKIN BİR SÜREYE KADAR BENİ GECİKTİRSEYDİN DE İÇTENLİĞİMİ BELGELEMEK İÇİN BİRŞEYLER VEREREK İYİLİK VE BARIŞ SEVENLER OLSAYDIM!" DEMESİNDEN ÖNCE, SİZE RIZIK OLARAK VERDİKLERİMİZDEN DAĞITIN.


CÂSİYE 21 KÖTÜLÜKLERE CESARETLE DALANLAR SANIYORLAR MI Kİ, BİZ KENDİLERİNİ, İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞLER YAPANLARLA AYNI TUTACAĞIZ. HAYATLARI VE
ÖLÜMLER ONLARLA AYNI MI OLACAK?! NE KÖTÜ HÜKÜM VERİYORLAR BUNLAR!

TAKVA EHLİ olma yolunda ne kadar mesafe kat ediyoruz, sevgi ve saygının değer yitirdiği günümüzde başkalarına yapacağımız maddi veya manevi yardımlarımızdan, ibadetlerimizden kazanacağımız sevaplar  veya elim yazmaya gitmiyor ama her tür kötülüklerden, yasakların yapılması halindeki işleyeceğimiz günahların bizlerin ahiretteki  yerimizi belirleyeceği bir gerçektir. Bizlerin günah valizleri ile dolu bir yolculuğa çıkmamızın nelere malolacağının bilincine varmamız ve davranışlarımızı ona göre ayarlamamız kendi geleceğimiz açısından önemli değil mi. Biz insanlar her nedense çoğu konularda ön yargılı davranıyor sadece önümüze yani yakın geleceğe bakıyor, hayatımıza ona göre yön veriyoruz. Halbuki gelecek sadece sonsuza dek sürecek olan ahiret katında olacak. Bu dünyada yapacağımız her türlü iyilik veya kötülük bizlerin yerini belirler. Durum böyle iken günahlarla dolu bir valizle yolculuğa çıkıp varılacak yol üzerinde geçeceğimiz Sırat köprüsü başında "Bütün Ümmetim geçmeden Ben buradan ayrılmam" diyen Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa ( S.A.V.) Efendimiz'in yüzüne nasıl bakacağız. Bu dünyada tatile gittiğimizde yaşanan aksiliklerden dolayı insanlara rezil olma korkusu yaşamamak için bin türlü hazırlık yaparken sevap valizimiz boş, günah valizimiz dolu olarak, bizleri doğru yola iletmek için türlü güçlükler yaşamış olan O Mübarek kişinin yüzüne günahkar olarak nasıl, bakacağız.
    
EN'AM 93 YALAN DÜZÜP ALLAH'A İFTİRA EDEN VEYA KENDİNE BİR ŞEY VAHYEDİLMEDİĞİ HALDE "BANA VAHYEDİLDİ" DİYEN KİŞİ İLE, "ALLAH'IN AYET İNDİRDİĞİ GİBİ BEN DE İNDİRECEĞİM" DİYEN KİMSEDEN DAHA ZALİM KİM VARDIR! BİR GÖRSEN O ZALİMLERİ ÖLÜM DALGALARI İÇİNDEYKEN. MELEKLER ELLERİNİ UZATMIŞ, "ÇIKARIN CANLARINIZI!" DİYE! BUGÜN ZİLLET AZABIYLA CEZALANDIRILACAKSINIZ; ÇÜNKÜ ALLAH'A KARŞI GERÇEK DIŞI ŞEYLER SÖYLÜYORSUNUZ VE ÇÜNKÜ O'NUN AYETLERİNE KARŞI BÜYÜKLÜK TASLIYORDUNUZ.
Peygamberimizin YÜCE ALLAH' IN emirlerini tebliğ etmekte iken çektiği sıkıntılar sırf  bizlere doğru yolu buldurmak ve cennetimizi kazandırmak için değil miydi. Bizler günahkar kullar olarak yanından nasıl geçip gideriz. Bir sürü yalan dolanlarla riyakarlıklarla kul hakları ile menfaat sağlamak sadece bir göz açıp kapatıncaya kadar sürecek olan bu dünya hayatı için sürecek olan aldatıcı güzellikler için değer mi ? Kendimizi aldatıp yalancı sarhoşluğun içerisinde hayal alemine dalmak sonsuzluk hayatımızı zehir etmemize neden olacaktır. Peygamber Efendimiz' in önünden yüzümüz karararak, başımız önümüzde geçtik peki Bizleri yaratan, türlü nimetler sunan, yarattığı her şeyi bizlerin emrine veren YÜCE RABBİMİZ' İN karşısına nasıl çıkar ne yüzle CEMALİNİ görmeyi arzularız, ne yüzle vuslata ermemizi isteriz. İşte beni korkutan  bu dünyanın sonu ahiretin başlangıcı  olan ölümün böyle sonuçlanmasından korkuyorum, korkuyorum, korkuyorum. YA RABBİM bizleri SENİN CEMALİNİ yüzü ak olanların gördüğü gibi görmemizi nasip eyle. Bizlere Habib'im dediğin  Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa ( S.A.V.) Efendimiz'inde  yanında yer. SENDEN af ve mağfiret diliyoruz AFFET ALLAH'IM BİZLERİ.

 

AMELİYAT ANILARIM
YAPMAYA ÇALIŞTIĞIM SAYFAM YARDIM AMAÇLI OLUP ANJiO VE BY-PASS OLMUŞ BİR KİŞİ OLARAK BU OPERASYONU GEÇİRECEK VEYA YAKIN ZAMANDA GEÇİRMİŞ OLAN KADERDAŞLARIMA BENİM GİBİ BİLİNMEYENE YOLCULUK ETMEK YERİNE EN AZINDAN BAZI ŞEYLERİ BİLEREK HAZIRLIKLI OLUP HADDİM OLMAYARAK RUH SAĞLIĞINIZI DA BİRAZ OLSUN KORUMAK AMAÇI İLE YAPTIM.
 
SONUÇLARI BENİ DEĞİL SADECE KİŞİLERİ BAĞLAR. YUKARIDA DA YAZDIĞIM GİBİ AMACIM SADECE YAŞADIKLARIMIN BAŞKALARI TARAFINDAN YAŞANMAMASI .ZATEN HERKESİN HAYATI KENDİ SORUMLULUĞUNDA DEĞİLMİDİR?
ANJiO VE BY-PASS HAKKINDA BULDUĞUM TÜM BİLGİLERİN UZMAN KİŞİLER TARAFINDAN KALEME ALINMIŞ OLMALARIYDI. AMELİYATLARIN NASIL BİR ŞEY OLDUĞU, NEDENLERİ AMELİYAT SONRASI YAPILMASI GEREKENLER VS.ÜZERİNE YAZILMIŞ ÇOK GÜZEL BİLGİLERDİ. AMA BUNLAR ZATEN HASTANE ÇIKIŞINDA ANLATILIP DÖKÜMAN OLARAK VERİLİYORDU ARAYIP AMA BULAMADIĞIM ŞEY İSE BU AMELİYATI OLAN BİR KİŞİNİN AMELİYAT ÖNCESİNDE, NARKOZDAN UYANIŞINDA, YOĞUN BAKIMDA VE SONRASINDA NELER YAŞAYIP VE NELER HİSSETTİLERİ İDİ. AMA BİR TÜRLÜ BULAMADIM EĞER YAZILMIŞ OLSA İDİ VEYA BEN BULMUŞ OLSA İDİM BELKİ BU DEVREYİ DAHA KOLAY ATLATIRDIM MAALESEF BULAMADIM. GERÇİ BENDE DUYGULARIMI VE YAŞADIKLARIMI YETERİNCE ANLATAMAYABİLİRİM ÇÜNKÜ NE BİR EDEBİYATÇIYIM NE DE BİR YAZARIM SADECE ANJİO VE BYPASS AMELİYATI OLMUŞ BİR HASTAYIM.
 
NELER YAŞADIĞIMI DİLİMİN DÖNDÜĞÜNCE ANLATMAK İSTEDİM BELKİ BU SAYEDE OPERASYONU GEÇİRECEK VEYA YAKIN ZAMANDA GEÇİRMİŞ OLAN KADERDAŞLARIM BENDEN DAHA HAZIRLIKLI OLARAK ZORLUKLARA DAHA KOLAY GÖĞÜS GERMEYE ÇALIŞIRLAR
 
**YALNIZ ŞUNU HATIRLATMAKTA FAYDA GÖRÜYORUM
GEÇİRDİĞİMİZ VEYA GEÇİRECEĞİMİZ BU OPERASYON NE KADAR BÜYÜK VE BİZLERDE İLK ZAMANLAR NE KADAR RUHSAL ÇÖKÜNTÜ VEYA BENİM GÖRÜP İZLEDİĞİM KADARİ İLE BAZI HASTALARDA GEÇİCİ ŞUUR KAYBI DAHİ YARATACAK OLSA BİLE ALLAH'IN İZNİ İLE VE EHİL ELLERDE GELECEK ÇOK GÜZEL OLUYOR. SONUÇ OLARAK
SAĞLIKLI BİR YAŞAM ÇEKİLEN VE ÇEKİLECEK IZDIRAPLARA DEĞER.**
 
ÇOK YOĞUN OLDUKLARINI BİLMEME RAĞMEN BELKİ MAUSLARI BENİM SAYFAMDA DA GEZEBİLİR DÜŞÜNCESİ İLE SAYGIDEĞER DOKTOR VE HASTANE YETKİLİLERİNDEN DE
ÖZELLİKLE RİCADA BULUNUYORUM ŞÖYLE Kİ:
 
BENİMLE AYNI GÜN VEYA DAHA SONRA AMELİYAT OLACAK OLAN KİŞİLERLE ÖNCE GAYET NORMAL OLARAK SOHBET ETMEME RAĞMEN AMELİYAT SONRASINDA BAZI ARKADAŞLARDA ŞUUR KAYBI GÖRDÜM BIRAKIN BENİ AİLESİNİ BİLE TANIYACAK DURUMDA DEĞİLLERDİ. BİZLERİ ALLAH'IN İZNİ İLE FİZİKSEL OLARAK SAĞLIĞIMIZA KAVUŞTURMANIZ DIŞINDA BİRAZDA AŞIRI DERECEDE BOZULAN RUH SAĞLIĞIMIZI DA DİKKATE ALIP, TAHMİNİME GÖRE KENDİLERİNİ HAZIRLAYAMAMIŞ OLMALARINDAN KAYNAKLANMIŞ OLABİLİR DİYE DÜŞÜNDÜĞÜM VE ŞUUR KAYIPLARI OLAN BÖYLE KİŞİLER DAHA RAHATLATILAMAZMI? O YÜZDEN BİR İKİ GÖRÜŞME DE AMELİYATIN NASIL OLABİLECEĞİ YÖNÜNDE UFAK BİLGİLENDİRMELER OLSA ÇOK DAHA GÜZEL OLUR KANISINDAYIM. ( YAZIM ANLATANLAR İÇİN DEĞİL )
 
ŞUNU BİLMENİZİ İSTERİM Kİ KESİNLİKLE İŞİNİZE KARIŞMAK GİBİ BİR DÜŞÜNCEM YOK YALNIZCA HASTANE ÇIKIŞINDA KENDİMİ CAMİ AVLUSUNA BIRAKILMIŞ BİR BEBEK GİBİ HİSSETTİĞİMDEN BÖYLE YAZMA İHTİYACINI DUYDUM. TABİİ BÖYLECE BELKİ BENİM GİBİ OLANLARINDA HİSLERİNE TERCÜMAN OLMUŞ OLDUM. SAYGILARIMLA

Sabah saat 9.00 hemşirem elinde yine yeşil gömlekle geliyor güler yüzüyle. Bütün ailem ve yakınlarımı odamda bırakıp dilimde yine dualarımla, birlikte asansör ve ameliyathane. İçerisi karanlık sadece masa aydınlık 3 genç yine güler yüzlerle beni karşılıyorlar. Masaya yatıyorum bana bir elimden bir kolumdan iğne yapacaklarını, başıma ağrı geldiği an söylememi istiyorlar ve haklarını helal etmelerini istiyorum hepside gülerek helal ediyorlar ameliyat masasında hatırladığım en son şey kulaklarıma giren şiddeti bir uğultu o kadar.

UYANIŞ

                 Allah’ım gözlerimi açıyorum ama nefes alamıyorum bir takım sesler duyuyorum kendi sesimi onlara duyuramıyorum çünkü sesim çıkmıyor. Hani otellerde kat görevlilerinin çamaşır toplamak için kullandıkları çukur arabalar vardır ya işte kendimi onun içerisinde zannediyorum. Tavanda spot ışıklar var ama ben bir tanesini yirmi tane görüyorum ellerimi kollarımı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyorum. Sesimi duyurmaya çalışıyorum, kafamı sağa sola sallıyorum nefes alamadığımı anlamalarını istiyorum sesleniyorlar ; Amca kafanı sallama su istiyorsan veremeyiz nefes almaya çalış diyorlar ama alamıyorum Ya Rabbim çıldıracağım. ( Hani çoğumuz görmüşüzdür bazı rüyalarda bir yerlerde kalırsınız birilerine sesinizi duyurmak istersinizde bağırırsınız ama sesiniz çıkmaz duyuramazsınız işte onun gibi bir şey) Ne kadar zaman geçti bilmiyorum düşünmeye başlıyorum eğer nefes alamasam şu ana kadar ölmüş olurdum demek ki alabiliyorum ama neden sesim çıkmıyor o anda yanıma gelen kişinin elimi tutuğunu ve sıkmamı istediğini duyuyorum ama sıkamıyorum veya ben öyle zannediyorum. Yine aradan ne kadar geçti bilmiyorum tavandaki spotların sayısının azaldığını, görmemin yavaş yavaş normale döndüğünü hissediyorum işte o anda kendimi çukur bir arabada değil karşımda, sağımda ve solumda baygın yatan hastalar gibi yarıdan itibaren hafif kaldırılmış bir karyolada ve karşımda güler yüzlü hemşirelerin bulunduğu yoğun bakım ünitesinde yattığımı anlıyorum.

                  Duvardaki saat 15.00 i gösteriyordu demek ki ben yaklaşık altı saattir dünyadan bir haberdim. Karşıdaki hastaları incelemeye başladığımda başuçlarında birer monitör, ağızlarında hortumlar, ( ki işte bu hortumdan dolayı sesim çıkmıyormuş) ,boyunlarında takılı renkli küpelere benzer şeyler, sağ kollarında serumlar, sol ellerinde yine ince hortumlar, yerde kavanoza benzeyen ve içinde belli seviyeye kadar kan dolu bir kaba giren yine içi kanlı aşağı yukarı bahçe hortumu kalınlığında diğer ucu ise üzerimize örtülü pikelerin altında olan hortum ( aslında kalbin ve akciğerin altından olmak üzere iki tane olup ileride birleşen bu hortum ameliyat sonrası içeride kalan kanın dışarı atılması ve sonradan olabilecek iç kanamaları gözetlemekte kullanılıyormuş ) karyolalarının yanlarında ise takılı idrar torbaları görüyorum. İşte o anda onlarda olanların bende de olduğunu anlıyorum ağzımızdaki hortumun solunum cihazına bağlı olduğunu aslında onunla nefes aldığımızı çünkü ameliyat esnasında kalbe ve damarlara yapılacak müdahale için akciğerlerin söndürülüp kalple birlikte cihaza bağlandığını sonradan öğreniyorum.

Bu bölümde yazdıklarım benim mantık yürüterek belirlediklerim. Doğruları Operatör      Doktorum şu şekilde sıralayıp bana büyük bir yardımda bulunmuştur.

Açık kalp cerrahisi geçirmiş hasta ameliyathaneden yoğun bakım ünitesine alındığında başta kalp, akciğer ve böbrek fonksiyonları olmak üzere tüm vücut sistemleri çok yakından takip edilmek zorundadır, ayrıca hem ameliyatın hem de uyutucu (anestezik) maddelerin etkileri nedeniyle hasta bazı fonksiyonlarını (nefes alıp vermek gibi) tam olarak yerine getiremediğinden yetersiz kalan bu fonksiyonlar dışarıdan desteklenmek zorundadır. Bu nedenlerle yoğun bakımda yatmakta olan hastanın üzerinde bir çok ekipman bulunmak zorundadır. Bunlardan başlıcalarını şöylece sıralamak mümkün:

1. Hastanın nefes alıp vermesine yardımcı olmak üzere soluk borusunda bir tüp bulunur (endotrakeal tüp, entübasyon tüpü) ve bu tüp solunum cihazına bağlanır (ventilatör)

2. Gerekli ilaçların hızla yapılabilmesine olanak sağlamak üzere hastanın boynunda toplar damarına giren ve kalbe dek ulaşan bir ince boru (santral ven kateteri, intraduser) ve ayrıca kollarındaki yüzeyel toplar damarlarına giren daha ince başka borular (intraket, branül) bulunur

3. El bileğinde atar damarına giren bir başka boru daha bulunur (arter hattı), buradan hem hastanın kan basıncı (tansiyon) takip edilir hem düzenli laboratuvar tetkikleri için kan örnekleri alınır

4. Hastanın göğsüne yapıştırılan elektrotlara takılan kablolar hasta başındaki monitöre bağlanır ve buradan kalp atımlarının hızı ve düzenliliği izlenir. Bu monitöre ayrıca diğer kateterlerden gelen kablolar bağlanarak hastanın vücut fonksiyonları eşanlı olarak takip edilir

5. Göğsünde kalbin ve akciğerlerin üzerine dek uzanan bir başka hortum veya hortumlar daha bulunur (dren) ve vücut dışında içinde steril su bulunan bir şişeye bağlanır. Bu hortumların amacı kalp ve akciğer etrafında birikmesi muhtemel kan ve sıvıların dışarıya boşalmasını sağlamaktır. Bu hortumlar düzenli olarak kontrol edilmelidir çünkü kan pıhtısıyla tıkandıkları takdirde ameliyat sahasından sızan kan kalp ve akciğer etrafında birikerek onların çalışmasını bozar. Böyle bir durumda hastanın tekrar ameliyata alınarak bu kanın boşaltılması gerekebilir

6. Drenlerin hemen yanından, bir ucu kalbin üzerine tutturulmuş ince bir kablo çıkar (pace teli). Bu telin amacı kalp ritminde bozukluk veya yavaşlama olduğunda kalp ritmi oluşturucu cihaza (pace-maker) bağlamak yoluyla kalp ritmini düzenlemektir

7. Hastanın böbrek fonksiyonlarını yakından takip edebilmek amacıyla idrar yoluna bir başka hortum (üriner kateter, sonda, Foley kateteri) konur ve bir torbaya bağlanır

8. Hastanın parmağında kandaki oksijen doygunluğunu eşanlı ölçen bir prob (pulse oksimetre) takılıdır ve doğrudan monitöre bağlanır

Tüm bunların dışında hasta yatağına monte edilen hassas sıvı pompaları (infüzyon pompası), yatak yaralarının açılmasına engel olan özel havalı yatak, gerektiğinde kullanılmak üzere başka bir çok cihaz (defibrilatör, intraaortik balon pompası, hemodinami monitörleri, aspiratörler, kan gazı cihazı, elektrolit cihazı, vs), hastadan elde edilen bilgilerin kaydedilip analiz edildiği bilgisayarlar ve pek çok ilaç, serum, yedek malzeme yoğun bakımda hastanın yakınında ve kolay ulaşılabilecek bir yerde bulunur.

Her monitörden ikaz sesleri geliyor duyulan sesler üzerine hemşireler ( Yeri gelmişken gerçekten söylüyorum hemşirelerin, hizmetlilerin, doktorların hakları ödenmez Allah onların daha doğrusu işlerini haklarıyla yapanların daima yar ve yardımcıları olsun bu arada ameliyatımı olduğum hastanenin tüm personeli bu duayı hak edenlerdendi.) ne olur nefes alın nefes alın demeye başlıyorlardı işte o anda anladım ki bu solunum cihazına bağlılığımız doğru şekilde nefes alıncaya kadar devam edecekti aldığımız oksijen miktarı yeterli gelmezse cihaz ikaz veriyordu ve monitörde görülebiliyordu bunu geçte olsa anlamış düzgün nefesler alıp vermeye başlamıştım. Bu durum devamlı kontrol altında olduğumuz hemşirelerin de gözlerinde kaçmamış olacak ki solunum cihazından çıkartılacağımı söylediklerinde çok ama çok sevinmiştim ve nefes borumun bilmem neresine kadar inen hortumdan,o ızdıraptan kurtulacaktım. Şükürler olsun Allah’ım.

İki hemşire geliyor ellerinde daha ince hortumlar ve kaplarla. Kabı boynuma tutuyorlar. Diğerinin ağzımdaki boruyu çıkartması ile birlikte öksürük ve balgam, ince hortumla boğazın yıkanması ağzıma takılan oksijen maskesi çok ama çok rahatlıyorum. Belki de rahat nefes almanın ne kadar güzel olduğunu anlıyorum. O esnada karşıda yatan hastaların birinin monitöründe anormal bir şeyler olduğunu gören hemşirelerin yerlerinden fırlamaları ile hastanın ayaklarının yükseğe kaldırılıp boynumuzda takılı olan küpeye benzer dediğim ( ki yine sonradan öğrendiğime göre ani müdahale kalp durması vb. gibi gerektiren durumlarda boyundaki damardan direkt kalbe bağlanan hortumlardan yapılan iğnenin anında kalbe ulaşıp hastayı hayata döndürülmesi içinmiş ) yerden yapılan iğneden iki üç saniye içerisinde ( Tabi Öncelikle Allah’ın izni ile ) nöbetçi doktordan alınan direktifler doğrultusunda hemşirelerin olağan üstü çabaları sonucu her şeyin normale dönmesini görmek beni o kadar çok etkilemişti ki anlatamam.

O ana kadar kesinlikle uyumamamız için devamlı uyarılıyor ve takip ediliyorduk ayılmamızdan belli bir zaman sonra verilen sudan içebilecektik ama yavaş yavaş çünkü hızlı ve zamanı gelmeden içilen su mide bulantısı yaparmış. Bu arada şunu belirtmek istiyorum yasaklar nihayetinde bizim iyiliğimiz için bunu idrak ettikten sonra her şey daha kolaylaşıyor kanısındayım bu normal yaşamda da böyle değil mi?  Bu arada bilmeden veya mantık yürütülerek yapılan şeylerin sonuçları bazen ters etki yapabiliyordu nitekim ben ameliyattan önceki gece kendimce “Eğer bu gece uyumazsam yoğun bakımda uyur daha çabuk atlatırım” diye düşünmüş ve çok büyük hata işlemiştim. Uykusuzluğa bazen dualar okuyarak bazen de diğer hastaları seyrederek ve hatta nefeslerini normal alamayan diğer hastaların cihazlarından çıkan düdük seslerine elimle ritm tutarak direnmeye çalışıyordum zaten göz kapaklarım inmeye başladığında dahi hemen hemşirelerde ikaz geliyordu “ Amcacığım sakın uyuma “ Saat 02.00 civarında daha önce birkaç sefer müdahale yapılan karşımdaki hastaya iki ünite daha kan verilmesine rağmen iç kanama durmuyor yukarıda bahsettiğim şişeye devamlı kan doluyordu. Hastaya tekrar müdahale kararı alınıp ameliyathaneye indirildi yaklaşık iki üç saat sonra her şey normale dönmüş şekilde geri getirildi. ( Bu tür olayları anlatmamın nedeni sadece bizlerin ne kadar emin ve gayretli ellerde olduğumuzu bilmenizi istediğim için) Bu arada kollarımızda ve elimizin üzerinde takılı olan iğnelerden dolayı el ve kollarımız normal olarak şişmişti.

Yoğun bakımda normal şartlar altında 24 saat kalmamız gerekiyormuş o yüzden gözüm hep saatte idi ve ne bir ağrı ne bir sızı hissediyordum bence her şey gayet yolunda idi sanki göğsü açılıp damarları değişen ben değildim. Saat 05.00 gibi baş hemşirenin “ Haydi arkadaşlar temizlik zamanı “ komutuyla her hastaya iki hemşire düşecek şekilde ellerinde birer kap,süngere benzer şeyler ve havlularla yanlarımıza geldiler bana baş hemşire gelmişti. Ne olacağını sorduğumda “ Amcacığım sizleri yakınlarınızın yanına bu şekilde nasıl göndeririz “ demesi üzerine kendimi hayatım boyunca ender olarak yaşadığım bir duydu fırtınası içerisinde buldum. Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. Ameliyat esnasında her tarafımıza sarı renkli dezenfektanlar sürülü idi itina ile bizleri temizleyip kuruladılar. Unutamayacağım anlardan biri idi  ( Allah bu güzel insanların her dualarını kabul eder inşallah. İmla hatalarını düzeltmek için okuduğum belki onuncu sefer yine o anı hatırlayıp gözlerim yaşardı.) Saat 06.00 odama indirileceğim öğle saatini iple çektiğim an diğer Doktorumuzun benim ismimi söyleyip bütün tahlil ve testlerin çok iyi olduğunu odama indirilebileceğimi söyleyince çok sevindim.

Ailem servisteki odamda kalmış, akraba ve tanıdıklarım ise beni ancak öğleye doğru göreceklerini düşünerek evlerine gitmişler. Beni hazırlıyorlar önce biraz acı veren sondadan sonra sol elimin üzerindeki aparattan ve sağ kolumda takılı serumlardan kurtarıp şişmiş olan elim için koluma tansiyon aletine benzer bir alet takarak belli aralıklar halinde kolumu sıkıp bırakması sonucu bir müddet sonra şişlikten eser kalmıyordu. Arabayla odama indiriliyorum tabi ki Allah’ın izni ile hayata tekrar döndürülüşüme neden olan bu yerden ve bu insanlardan ayrılmak bana çok değişik duygular tattırıyor.

Yine opr. doktorumuz imdadıma yetişiyor ve yukarıdaki benim yine kendi düşünceme göre tahmin ettiğim aletle ilgili düzeltmeyi gönderiyor.

Bu arada Hocama tekrar teşekkür eder Vatani görevinde BAŞARILAR Dilerim. Allah Bahtını açık etsin herşeyi gönlüne göre versin.

Kolunuza takılan ve inip sönen aparat (tansiyon maşonu) kolunuzdaki şişmeyi gidermek amacı ile kullanılmamaktadır. Ameliyattan sonraki ilk saatler kan basıncınız kolunuzdaki atardamara yerleştirilen bir kateterden izlenir. Hasta yoğun bakımdan servise indirilmeden önce bu kateter yerinden çıkartılır ve tansiyon, kola bağlanan o aparattan ölçülür. Cihaz otomatik bir tansiyon ölçüm aracıdır aslında.

SERVİSE GELİŞ

Beni hemşireler ve ailem sevinçle karşılıyor hemen tekrar oksijen maskesi takılıyor yine gerekli ölçümler ısı tansiyon vb. Kendimi yorgun ve bitkin hissetmeme rağmen konuşma ihtiyacı duyuyorum. Bu arada ailem ne fedakardır onlara söyleyecek yazılacak her güzellik az gelir. Saat 09.00 kahvaltı geliyor ama ben gösterilen ilgiden o kadar doydum ki yemesem de olur. Bir zaman sonra hemşire geliyor ve birlikte yürümemiz gerektiğini söylüyor bir elinde vücudumdaki deliklerden çıkan hortumların bağlı olduğu kavanoz ve diğer kolunda ben karşıya bakmam kaydı ile koridorda ilk adımlarımı atıyorum tarifi mümkün olmayan bir duygu yatağıma nefes almakta güçlük çekerek dönüyoruz ama mutluyum meğer bebeklikte ilk adımlar ne heyecan verici imiş bunu daha iyi anlıyorum. Rahat nefes almamız için akciğerimizin şişmesi öksürmek ve balon şişirmekle zaman içerisinde normale dönecekmiş bu arada unutmadan yazayım belli aralıklarla tansiyon ve ısı ölçümleri devam ederken ilaç tedavim ile sağ ayağımın bileğinden yaklaşık dizime kadar olan bölümün iç kısmından alınmış olan damarın ve göğsümdeki yaklaşık bir karışlık kesilmiş yerlerin pansumanlarının yapılmasına, şişliklerin daha çabuk inmesi için de varis çorabı giydirilmeye başlanmıştı. Zaman zaman hemşireler sırtımıza avuç içleri ile vurarak öksürmemizi ve balgam çıkartarak rahat nefes almamızı sağlıyorlardı ( Sigara içenlerin halleri daha da içler acısı idi. )

Beni en çok düşündüren şey vücudumdaki ve boynumdaki hortumlar çıkartılırken acı duyup duymayacağım idi. Nihayet odama indiğimin ikinci günü bunlardan kurtulacaktım. Odama baş hemşire ve yardımcısı her zamanki güler yüzlü tavırları ile girerek haberi verdiklerinde çok sevinmiştim büyük bir ustalıkla önce boynumdaki sonra vücudumdaki hortumları alıp tampon yaparak bir saat sırtüstü yatmamı sonradan kaldırılıp istediğim zaman kimseye bağlı kalmadan yürüyebileceğimi söylediklerinde daha da sevinmiştim. Hiç korktuğum gibi olmamış acı duymamıştım. Allah’ım kimseyi kimseye muhtaç etmesin inşallah. Üçüncü günü lavaboya ilk defa giriyorum çünkü o ana kadar tüm ihtiyaçlarım çok sevgili eşim, kızım ve hemşireler tarafından karşılanıyordu. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım yıllardır olan bıyıklarımın kesildiğini unutmuş ve sanki değişik bir yüzle karşılaşmıştım o arada gözüm yakası açık olan pijamamdan görülen sanki ince bir kravat şeklindeki ve en üst kısmı şişmiş, kesik olan yere iliştiğinde sanki içimden bir şeylerin koptuğunu hissetmiş ağlamaya başlamıştım kendimi durduramıyordum bu duruma üzülen eşim bir müddet aynayı bakmamı yasaklamıştı.

İnanın o ağlamam son olmamıştı her fırsatta ve her şekilde kendimi tutamıyor ağlıyordum, her şeyimle allak bullak olmuştum. Ama böyle olan sadece ben değildim diğer hastalarda hemen hemen aynı şekildeydiler. Belkide bunlar başımıza gelenlerin ve daha neler geleceklerini bilmediğimize karşı bir tepki idi. Bu arada kesilen göğüs kafesimdeki kemiklerin kaynamaları yaklaşık 8 hafta süreceğinden sadece sırtüstü yatmaya devam ediyordum kesinlikle yan dönmem yasaktı. Eşim ve kızım uykuda yan dönme ihtimalime karşı vardiya şeklinde uyuyorlardı. Enfeksiyon tehlikesine karşı ziyaretçilerimin sayısı kısıtlı oluyordu. Zaman zaman şiddetlenen ağrılara karşı ağrı kesici iğnelerin dışında tahliller içinde kolumdan, parmağımdan ve kasığımdan kanlar alınıyordu. Dördüncü günün sabahında viziteye gelen doktorum tahlil ve tetkiklerin çok iyi olduğunu ve istersem çıkabileceğimi söylediğinde o duygu seli yine başlamıştı. Bu duyguları anlatmak o kadar zor ki tarifi imkansız bunları yaşamak lazım diyeceğim ama Allah’ım ne olur bu tür acıları ve dermansız dertleri biz kullarına vermez inşallah. Ama biliyorum ki verirsen de bir sebebi vardır sen sebepsiz bir şey vermezsin.

TABURCU OLUYORUM

Baş hemşiremiz odaya geliyor ve bundan sonrasında neler yapacağımızı beni nasıl bir hayatın beklediğini harika bir sunuşla anlatıyor o kadar güzel motive oluyorum ki sanki ameliyat olan ben değilim. Gerek diğer kader arkadaşlarımla gerekse hemşirelerle vedalaşırken yine duygusallaşmış gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum diğer hastalar da aynı şekilde idi ama inanın bana sanki orada bir şeyler bırakmış olmaktan dolayımıdır nedir bilmiyorum kendimi oraya bağlanmış, ayrılmak istemiyor, sanki dışarıda yine rahatsızlanacakmışım gibi bir hisse kapılmıştım.

Yukarıda belirttiğim gibi evim 4. katta idi ve rahat çıkabilmem için akrabalarım ve komşularım her kata sandalye koyuyorlardı. Allah'ım ilk katı çıkıp sandalyeye oturduğum anı hayatım boyunca unutmam mümkün değil nefes alamıyordum her kafadan bir ses geliyor, herkes geçmiş olsun çok iyi görünüyorsun vs. derken ben kendimle uğraşıyordum. Nihayet belli bir müddet sonra biraz toparlanıyor her katta dinlenmek şartı ile odama kavuşuyordum. 1 Hafta sonra kontrol, 2 hafta sonra ise dren dikişlerinin alınması için (Diğer dikişler kendiliklerinden düşüyor )tekrar bu katları ineceğimi düşünmek dahi beni tekrar yormuştu.

İşte gittikçe zor gelecek günler başlıyordu. İnanır mısınız benim için zor olan fiziki acılardan çok ruhsal acılardı insan moral olarak tam manası ile bir çöküntünün içerisine giriyor ( sebebini her defasında yazıyorum geçecek olan birkaç ayda beni nelerin beklediğini bilmediğimden kaynaklanıyordu ) aslına bakılırsa nice hastalar nice dermansız dert çekenler var en azından bizler gerekli şartların uygun olması halinde belli bir süre sonra sağlığımıza kavuşabilecektik ama çok zor oluyordu buna birde yaklaşık 35 yıldır içtiğim ve bir gün dahi bırakmadığım sigara yokluğu da eklenince bütün yaşantım altüst olmuştu ben bunu maneviyatımı güçlü tutarak ve inanarak zorda olsa atlatmaya çalışıyordum ama inanıyordum ki bu zorlukları aşacağım Çünkü Allah kullarına taşıyamayacağı yükler vermezdi. Yukarıda yazdığım gibi tekrar yineliyorum eğer bizleri aşağı yukarı nelerin beklediğini bilse idim çok daha iyi olacaktım bundan eminim.

Esasında, hastaneden çıkarken yapmamız gereken şeyler nasıl anlatılıp, döküman veriliyor ise ameliyat olmadan öncede kendimizi hazırlamamız açısından narkozdan uyanma, yoğun bakım, takılan cihazlar ve sonrası hakkında ufakta olsa bizlerin bilgilendirilmeleri ile sonraki günlerimizde moral açısından faydalı olabilir, kendimizi daha iyi hazırlayabilirdik. Belki bu arada korkarak erteleyenler veya vazgeçenler olabilir ama inanın hiç bir acı her an yaşanacak bir kriz korkusu veya daha başka rahatsızlıklara sebep olmaktan daha kötü olamazdı.

LÜTFEN DOKTORUNUZUN VERDİĞİ KARARI ERTELEMEYİ VEYA VAZGEÇMEYİ KESİNLİKLE DÜŞÜNMEYİNİZ VE MUHAKKAK TAVSİYELERİNE UYUNUZ İNŞALLAH SAĞLIKLI BİR YAŞAM BİZLERİ BEKLİYOR.

Bir taraftan elimde olmadan dahi olsa ailemi ve akrabalarımı üzmüş olmanın ezikliği ile onlara iyi olduğumu her geçen gün daha iyiye gittiğimi göstermek için hoş görünmek zorunda olduğumu hissediyor diğer taraftan acılarıma katlanmaya çalışıyordum. Çünkü çektiğim sıkıntı ve acılar azımsanacak gibi değildi. Ama herzaman yaptığım gibi Allah'ıma hamd ediyordum beterin beteri vardı.

Hani halk arasında bir söz vardır " Bütün dertler gece başlar "diye insan doğruluğunu böyle durumlarda daha iyi anlıyor. Akşam olduğunda ve sırt üstü yatmaya devam ettikçe sanki ağrılarım ve moral çöküntüm daha fazlalaşıyor gibi geliyordu ama yapacak bir şey yoktu en iyisi her şeyi zamanın akışına bırakmaktı. Zaman geçtikçe yürüyüşlerimi düzenli yaptığım zamanlar ağrılarımın daha azaldığını görmeye başladım her geçen gün daha iyiye gidiyordum ameliyat olduğumdan yaklaşık bir ay sonra bu sayfaya yazmaya başlayabildim ama sürekli değil sadece 10-15 dakika yazabiliyordum gün geçtikçe bu süre artmaya başladı.

Artık sokağa da çıkmaya başlamıştım ilk zamanlar tabi ki ailemin nezaretinde sağolsunlar beni yine desteksiz bırakmadılar. (Bu arada kimsesi olmayıp bu durumda olanlarında Allah'ım yar ve yardımcıları olsun) Mümkün olduğu kadar fazla yorulmamaya yoruldukça parklarda bir başkasının yanında oturup konuşmaya çalışıyor konuştukça kendimi daha iyi hissediyordum. Birde benim avantajım ameliyat olduğum hastanenin yakınında oturmamdı. Yürüyüşlerimi o yöne yaparak diğer hastaları gördüğümde kendime " Bak ben ameliyat oldum hatta aradan şu kadar zaman geçti onlar ise daha işin başındalar onlardan daha şanslıyım " diye moral veriyordum. Ama hastaneye doğru yaptığım yürüyüşlerin sonraları diğer ameliyat olacak olan hastalara moral vermek, onların yaşadıklarını veya yaşayacaklarını bilen biri olarak dertlerine ortak olacak ve sadece Allah'ın Rızasını kazanmak için gönüllü olarak çalışacağım aklıma bile gelmezdi. Şu ana kadar işlerin yolunda gitmesi benimle ilgilenen herkesin görevini tam olarak yaptıklarını sonrasında işin bana düştüğünü farketmiş kendimce moralimi yüksek tutmaya çalışıyordum.

Ama bu kadar acıdan sonra belli bir yere kadar gidiyordu bu sefer başka uğraşılar bulmaya yöneliyordum.Mesela televizyonda sağlık programlarını ( Ağırlıklı olarak kalp ve damar üzerine olanlarını ) izliyor, seyircilerin sorularını dinlediğimde " Ben onu yaşadım sen daha yeni yaşayacaksın "diye yine moralimi tazeliyordum. Böylece iki ay geçti artık ellerimi kolayca kullanıyor çoğu işimi kendim yapabiliyordum hatta araba bile kullanmıştım ama emniyet kemeri göğsümü acıtmıştı bu arada unutmadan dikişlerim hemen hemen dökülmüştü zaman zaman göğüs acılarım şiddetleniyor ama dayanıyordum. Ayak bileklerimdeki şişler hala geçmemişti tahminim daha zaman alacaktı ihtiyacımız olan sadece sabır ve zamandı Allah'tan bunu isteyip beklemekten başka yapacak şeyimiz yoktu.

Her geçen gün iyiye doğru gitmeme rağmen bazen kendimi ruhen çok yorulmuş ve bitkin hissediyor ağlamak istiyordum ayıp değil ya. Ama yinede her şekilde Allah bizlere ikinci bir şans tanımıştı onu çok iyi kullanmamız gerektiğine inanıyorum. Bugün ameliyatımın 69. günü ayağımdaki son dikişte düştü ama için için acılar var yeri gelmişken her dikiş düşerken veya düşmesine yakın sanki o bölgeye iğneler batıyormuş gibi oluyor hatta ben çoğu zaman sıçramıştım. Yine aynı şekilde göğüs dikişlerimde de aynı şeyler olmuştu birde sanki göğsümün içerisinde dikişler vardı ve zaman zaman tıpkı yukarıda anlattığım acılar içeride de oluyordu bir de buna çıkan tüylerin ve uyuşuk olan yerlerde olan değişiklikler eklenince ortaya tuhaf bir acı çıkıyor.

Bu arada sayın doktorlarımızdan özür dileyerek ve haddim olmayarak yazıyorum hiç bir art düşüncem yok sadece benim düştüğüm boşluğa diğer hastalarında düşmesini istemedim yoksa onların işlerine karışmak gibi bir düşüncem de yok. Mesela yukarıda yazdığım dikişler düşerken duyduğum acıyı hiç bir doktor yazmamıştı yine aynı şekilde narkozdan uyanış, yapılan iğneler, ameliyata girerken vücudumuzda hiç bir şey takılı değilken bir bakıyorsunuz çok büyük zorluklar içerisinde uyanıyor ve her tarafınızda bir takım şeylerin takılı olduğunu görüyor veya hissediyorsunuz bunların hepsi olması gereken doğal şeyler ama hasta psikolojisi ile olanları kabullenmek zor oluyor haliyle.

Bu gün 75. gün ve ben Şükürler olsun kendimi kesilen göğsümün içerisinden gelen acılar ( ağrı demiyorum ) dışında fiziksel olarak iyi hissediyor, ( ruhen değil ) yürüyüşlerime her geçen gün artırarak devam ediyorum. Günler geçtikçe bendeki olumlu veya olumsuz değişiklikleri zaman zaman yazmaya devam edeceğim.

80. gündeyim yine göğüs acılarım devam ediyor ve yine ruhsal olarakta rahat değilim. Birden aklıma belkide bu bozukluğumun yıllardır alışkın olduğum namazlarıma başlayarak düzeltebileceğim geliyor bugün Şükürler olsun başlıyorum. ( Secdede göğsüm acıyor ve damarımın alındığı ayağım uyuşuyor. ) Bu arada çevrede gezmeye devam ederken birinin babasınında ameliyat olduğunu ama kesilen göğüs kemiklerinin kaynaması için bizlere önerilen yaklaşık 8 hafta sırtüstü yatmayı beklemeden yan yatmalara başladığından göğüs kafesi eğri kaynamış olmasından dolayı tekrar bir operasyon geçirecekmiş aman ha !

LÜTFEN UYARILARI HARFİYEN YERİNE GETİRİNİZ.

Bu arada hasta yakınları içinde bazı şeyler yazmak istiyorum. İnanır mısınız kendimi o kadar etkilenmiş ve değişmiş hissediyorum ki tarif etmek imkansız eskisinden daha hassas daha alıngan dokunsanız kırılacak bir cam gibiyim sanki. Acaba sadece bu değişmeler bendemi diye düşünüyorum ama bizler gibi ameliyat olan hemen hemen herkes (uzun yıllar önce olanlar bile) aynı şekilde imiş. Madem böyle bir site yapmaya karar verdim bazı araştırmalar yapmam gerekiyordu.

Birde öğrendiğime göre maalesef önceleri sigara ve içki içen arkadaşların çoğu tekrar başlamışlar. Aslında o kadar sıkıntı duyuyorum ki anlatamam sanki bir sigara içmekle tüm sıkıntılardan kurtulacakmış gibi geliyor ama sonradan düşünüyorum çektiğim acılara değer mi ?diye değmez tabi deyip kendimi dışarı atıyorum. Rabbim ne olur ben ve benim gibi senden çare bekleyen kullarına yardım et. Biliyorum ki sen edilen duayı kabul eder açılan elleri boş çevirmezsin.

Bazen düşünüyorum sigarayı bırakmanın ne denli zor olduğu ve bırakmak isteyenler için her türlü desteği sağlamak üzere dernekler kurulmuş, hastanelerde bölümler açılıyor ve sürekli yayınlar yapılıyor yani yılların alışkanlığı için desteğe ihtiyaç duyulurken birde düşünün böyle bir ameliyatla birlikle sigarayı bırakmak zorunda kalıyorsunuz ve hiç bir psikolojik destek alamıyorsunuz ne kadar zor biliyor musunuz anlatamam.

85. Gündeyim sabah akşam ağrı kesici içmeme rağmen göğsümdeki acılar ve arasıra aniden gelen halsizliklerim devam ediyor. Durum böyle olunca kendimden utandığım gibi ailemden daha da çok utanıyorum istedim ki benim ne olacağını bilmeden (sadece ayaktan veya ayaklardan alınan damarların tıkalı olan damarlara takılacağını biliyordum göğüsten alınan damarı dahi nice sonra öğrendim ) birazda zamansız olarak yakalanıp girdiğim bu operasyonda yaşadığım bilinmeyenleri ve gerek hastanelerin yazdıkları gerekse sözle söylenildiğini ve doğruluğunun belkide çoğunluğu kapsayan ama beni bunu dışında bırakan bir takım uyarıları mesela

" İYİLEŞME SÜRESİ YAKLAŞIK 2 AYDIR. BU SÜRE İÇİNDE GÖĞÜS, OMUZ, SIRT, VE KOL AĞRILARI İLE UYUŞMALAR, HALSİZLİK, GECE TERLEMELERİ, İŞTAHSIZLIK OLABİLİR.BU DURUM TAMAMEN GEÇİRİLEN AMELİYATLA İLGİLİDİR VE ZAMANLA DÜZELECEKTİR.AMELİYAT YARALARININ ÇEVRESİNDE MORLUK,KAŞINTI,AĞRI VE HİSSİZLİK OLABİLİR. BUNLAR 2 AY İÇERİSİNDE TAMAMEN KAYBOLACAKTIR."

uyarısının bana uymayıp 3 aya yaklaşmama rağmen ağrılarımın devam etmesinden dolayı kaygılanıp acaba bende başka şeyler mi var ?düşüncesine kapılıp ruhen çöküntüye uğruyor bunu ailemede aksettiriyorum çoğu zaman çok asabi oluyor veya hiç kimseyle konuşmak istemiyorum tabiki bu durum onları da olumsuz yönde etkiliyor. Yaklaşık 2 ayda geçeceği bildirilen acılarım neden hala devam ediyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Her gün yürüyüşlerime bir saatten az olmamak üzere devam ediyorum. Evde ise namaz, televizyon, bilgisayar ve okumak arası dolaşıp duruyorum. Bugün yine birtakım güzel sözler okurken aşağıdaki vecize gözüme takıldı aynen yazıyorum.

"HEKİMLERİN YAPTIĞI EN BÜYÜK HATA RUHU DÜŞÜNMEDEN YALNIZ BEDENİ TEDAVİYE TEŞEBBÜS ETMELERİDİR."

Eflatun

Tıpta ağrı eşiği diye bir ifade varmış; vücud herhangi bir fizik güce ve değişik hastalıklarda içerilerden olan uyarılara karşı, ağrının hissedilmesi ve şiddetinin algılanması kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Sözgelimi, aynı uyarıyı birisi hiç hissetmezken, diğeri ağrıya dayanamadığını söyleyebilirmiş.

102.gündeyim şükürler olsun göğüs acılarım ve moral bozukluğuma rağmen hasta olduğum cuma gününden sonra ilk defa cuma namazımı kıldım.

112.güne kadar göğüs acılarımda bayağı azalma var ama uyuşukluklar devam ediyor. Bunların dışında fazla zorlanmamak şartı ile yürüyüşlerim yapabiliyor, gerekli olan el ve kol hareketlerimi kısıntısız kullanabiliyorum.

117. gün hava dünde çok sıcaktı bugünde iki gündür akşama doğru nefes almakta biraz zorlandım. Durum böyle olunca tabiki panikledim şükürler olsun kalple ilgili sorun yokmuş normal olarak geçirdiğimiz böylesine büyük ameliyat sonunda akciğerin ve diğer organların bir anda düzelmelerini bekleyemeyiz ama hala kalple ilgili bir sürü sorular var aklımda inşallah bunları ben yaşadıkça sizlere zaman zaman aktaracağım biliyorum sabırlı olmamız gerekiyor ama nihayetinde insanız bazen sabırı unutabiliyoruz. Bu arada başımız ağrısa hiç alakası yokken acaba ameliyatla ilgilimi diye şüphe ediyoruz.

Yazmadan geçemeyeceğim ; Öyle bir zamana geldik ki birine selam versen yüzünde acaba bir menfaatimi var ki selam verdi gibi bir ifade beliriyor. Mesela bütün samimiyetimle diyorum ki kardeşim ben sana sadece Allah Rızası için yardım etmek istiyorum başka hiçbir düşüncem yok dememe rağmen hayır illa altında bir menfaat arayacak yok kardeşim yok seni inandırmak için ne yapmam lazım. ( Gerçi benim için önemli olan senin inanman değil Allah'ın bilmesi) Yaşam sadece bu dünyadan ibaret değil ki. Yardımı sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak içinde yapacak insanların olduğunun da bilinmesi gerekiyor. Lütfen biraz duyarlı ve saygılı olalım.

"PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) BUYURDULAR Kİ: "İNSANLARA KARIŞIP ONLARIN EZALARINA KATLANAN MÜSLÜMAN, ONLARA KARIŞMAYIP, EZALARINA KATLANMAYANDAN HAYIRLIDIR."

Şu an yukarıda bahsettiğim gibi diğer ameliyat olacak olan hastalara moral vermek, ve normal şartlarda onların yaşadıklarını veya yaşayacaklarını bilen biri olarak dertlerine ortak olmak ve sadece Allah'ın Rızasını kazanmak için gönüllü olarak her fırsatta hastaneye gitmeye devam ediyorum. Bilirsiniz biz insanların sınırsız duyguları vardır. Aşk, hırs, intikam v.b. Benim hastaneye gidip hiçbir maddi menfaatim olmaksızın ameliyat olacak kişileri ziyaret etmem ve onlara bende ameliyat oldum ve şimdi bu durumdayım diyerek hele de rahatlatıcı bazı şeyleri anlattıkça kendilerinin ve yakınlarının yüzlerindeki memnuniyet ifadelerini görmek herkese nasip olmaz. İşte bende de yukarıda bahsettiğim duygulardan biri olan yardım etme duygusu hakim oldu. İnsanları mutlu görmek benim bu dünyadaki mükafatım ahiret mükafatımızı da her kuluna ve bana da Allah verir inşallah.

KİŞİ, YAPTIĞI HER ŞEYİ, "ALLAH İÇİN"; YANİ ÇEVRESİNDEKİLERDEN VEYA KARŞISINDAKİLERDEN HİÇ BİR ÇIKAR BEKLEMEDEN; SIRF KENDİNDEKİNİ ONLARLA PAYLAŞMAK AMACIYLA YAPIYORSA, BUNUN YARARINI GÖRECEKTİR!.
UNUTULMASIN Kİ, BUGÜN ELİMİZDE NE VARSA, YARIN HEPSİNİ ZATEN YİTİRECEĞİZ!.
DEĞER Mİ EBEDİ HAYATIMIZI CEHENNEM ETMEĞE ÜÇ GÜNLÜK ÇIKAR İÇİN!?
HELE BİR DE, O GÜNKÜ ÇIKARLARIMIZI DÜŞÜNEREK BİLDİĞİMİZ GERÇEKLERİ SÖYLEMİYOR, KARŞIMIZDAKİNİN YANLIŞ YOLDA YÜRÜMESİNE GÖZ YUMUYORSAK?

04 TEMMUZ 2004 PAZAR 124. Gün

Bugün solan çiçeklerin yerine yenilerini dikmek için günlerdir yaptığım yürüyüşler ve hareketlerin dışında sarfettiğim güçten dolayı olacak biraz halsiz düştüm.

3 AĞUSTOS 2004 153. Gün

Yaklaşık 1 aydır başka bir şehirdeki akrabalarımın yanına gittik o yüzden sayfamı güncelleyemedim. Bu arada gittiğim şehirde halsizliğim yeniledi. Gittiğimiz hastanede yapılan tetkikler sonucunda herşeyin normal olduğu görüldü ama halsizliğim devam ediyordu. Yapılacak bir şeyin olmadığını söylediler ve eve döndük. Akrabalarım yediklerimin çok az olduğunu bunun yetersiz olabileceğini söyleyip bana çok sıkı bir şekilde yemek yeme zorunluluğu getirdiler. Allah razı olsun halsizliğim yavaş yavaş geçmeye başladı.

3 ARALIK 2004 9. AY

Son yazdığımdan 4 ay geçmiş önceleri kendimdeki değişiklikleri saat saat anlamaya ve sizlere anlatmaya çalışırken sonraları gün gün, hafta hafta, ay ay şimdi de 4 ay geçmiş Allah'ıma şükürler olsun yıllardır tıkalı damarlarımdan dolayı çektiğim ağrılardan eser kalmadı darısı sizlerin başına sadece bazen sol göğsüm ve damar alınan ayağımın bilek kısmına yakın yerler acıyor, Olacak o kadar bazen de ritim bozukluğu oluyor doktorlarım bunların normal olduğunu ve zaman içerisinde geçeceğini söylüyorlar inşallah.

Hasta ziyaretlerinin ne kadar önemli ve değerli olduğu herkesçe bilinmektedir yalnız dikkat edilmesi gereken çok önemli şey ziyaretlerin çok kısa tutulması ve kesinlikle grip,nezle vs.hastalıkları olanların ayıp olur düşüncesini bir tarafa bırakıp ziyaret etmemeleri gerekir.

LÜTFEN HASTANIZI SEVİYOR,ONUN TEKRAR HASTANEYE YATMASINI İSTEMİYORSANIZ UYARIYI DİKKATE ALINIZ

3 MART 2005

Artık son bölümlerimi yazıyorum herşeyi Allah bilir benim tahminim bundan sonra kalp ile ilgili fazlaca sorunlar olmaz kanısındayım. Bugün tam 1 yıl oldu. Şu ana kadar yazmamamın nedeni kayda değer bir şeyler olmayışındandı. Ama her geçen gün daha iyiye gidiş sürüyor tek takıntım sigara aklımdan bir türlü çıkartamama rağmen şu ana kadar içmedim içmeye de niyetim yok inşallah. Yürüyüşlerime, ilaçlarıma ve perhizime devam ediyor, evde hemen hemen her işi yapıyorum hobi olarak ağaç işleri ile uğraşmayı sevdiğimden dolap ve kitaplık dahi yaptım. Kendimi çok iyi hissediyorum yine hergün hastaneye moral vermeye ve ameliyat hakkında bilgi vermeye devam ediyorum insanları sevindirmek onların ve ailelerinin sıkıntılarını biraz olsun dağıtmak beni çok mutlu ediyor. Bu his anlatılmaz sadece yaşanır Allah'ım inşallah tüm insanlara yardımlaşma duygusunu verir ve herkes mutlu yaşar bu his için ameliyat olmaya da gerek yok biraz düşünce biraz etki yeterli gibime geliyor.Herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle.

TEGABÜN 64/11 DE ŞÖYLE BUYRULMUŞTUR: " ALLAH'IN İZNİ OLMADIKÇA HİÇBİR FELAKET GELİP ÇATMAZ. " ÖLÜM, HASTALIK, KAZA, SIKINTI GİBİ FELÂKETLER, YÜCE YARATICI'NIN BİZLER İÇİN TAKDİR ETTİĞİ OLUŞ SIRLARI GEREĞİDİR.

" HAKKI SEVMEK, HALKI SEVMEKLE OLUR. " İNSANIN ALLAH KATINDA YÜCELMESİ, ANCAK İNSANLARA HİZMETLE MÜMKÜNDÜR

Bizler için yaşam bir imtihan dünya ise imtihan yeri herkese bu zor imtihanda başarılar ve sağlıklı günler dilerim.

Bu yazıyı her hangi bir tıp dergisinden almadım tesadüfen elime geçti tam benim anlayacağım şekilde anlatmış olduğu gibi aktarıyorum

Kalbi incelediğimizde, bunun yalnızca bir pompadan ibaret olmadığını, bir de bu pompanın bastığı kanın yönünü belirleyecek "sübaplar" (kapakçıklar) olduğunu görürüz

Bunlar, kalp kasları tarafından pompalanan kanın, tam gereken anda gereken yönde hareket etmesini sağlamaktadırlar. Dahası, kalp, büyük damarlar yoluyla bir taraftan akciğere, bir taraftan da tüm vücuda bağlanır. Vücuda giden damar, az sonra kendi içinde dallara ayrılır, bu dallar daha küçük dallara, onlar da çok daha küçük dallara ayrılırlar. Kılcal damarlara kadar inen bu ayrışma büyük damarlara, sonra daha büyük damarlara ve sonra çok daha büyük damarlara doğru birleşir. Ve tüm bunlar yeniden kalbe döner. Kalpten de, kanın içindeki karbondioksiti vermek ve yerine oksijen almak için akciğere yollanır.

Tüm bu dolaşım sistemi, yani kalp, damarlar ve akciğer birarada düşünüldüğünde ortaya çıkan şey ise, tam kompleks bir sistemdir. (Buna, kanı temizlemekle görevli olan böbrekleri, kandaki şeker oranını ayarlayan pankreas bezini, kanın kimyasal bileşimini kontrol altında tutan karaciğeri ve kandaki savunma sistemi elemanlarını da eklediğinizde, ortaya ihtişamlı bir yapı çıkar.) Bu kompleks sistemin parçalarının hepsi birbirleriyle uyumludur ve birbirlerine çok düzgün bir biçimde bağlanmışlardır. Birbirleriyle uyumlu olan tüm bu parçalar, ortak bir amaca hizmet etmektedirler. Ve eğer tek bir parça dahi eksik olsa, sistemde aksaklıklar ortaya çıkar. Bu ise dolaşım sisteminin sahibi olan insanın ölümü ile sonuçlanabilecek durumlara sebebiyet verebilir.

Hiçbir kalp, pompaladığı kanı temizleyecek bir akciğer olmadıktan sonra, tek başına herhangi bir bedeni bir dakikadan fazla yaşatamaz. Bu durumda dolaşım sisteminin tek bir anda tüm parçalarıyla var olmuştur. Bu da, kalpteki ve dolaşım sistemindeki kusursuz bir tasarımı yani yaratılmışlığı gösterir ve Alemlerin Rabbi olan Allah'ın eşi benzeri olmayan yaratma sanatını tanıtır.

ANJİO RESİMLERİM 

******************************************************************