AKLIMIN ERDİĞİ, ELİMİN YAZDIĞINCA TAKVA EHLİ    
   
KİŞİLERİN DEĞİL YÜCE ALLAH 'IN SİSTEMİNİ ÇOK İYİ ÖĞRENİP YAŞANTIMIZI ONA GÖRE YÖNLENDİRELİM Kİ BU DÜNYA VE EBEDİ HAYATIMIZDA HUZUR BULALIM.CENAB-I ALLAH İNSANLARIN YARADILIŞ VE OLUŞ SIRLARINI  ZARİYAT SURESİ  56. AYET-İ KERİME'SİNDE ŞÖYLE AÇIKLIYOR
 
"BEN CİNLERİ VE İNSANLARI, ANCAK BANA İBADET ETSİNLER DİYE YARATTIM."
 
ŞİMDİ BU AYET-İ KERİME'DE İBADETİN NASIL OLMASI GEREKTİĞİ KONUSUNA BİRAZ DEĞİNELİM. HEMEN HEMEN HEPİMİZİN BİLDİĞİ GİBİ TEMEL OLARAK İBADET İMANIN VE İSLAMIN ŞARTLARINDAN MÜTEŞEKKİLDİR. ESAS OLAN BUNLARI YAPMANIN DIŞINDA TAKVA EHLİ OLABİLMENİN DE ŞARTLARINI TAŞIMAMIZ VE HAYATIMIZI ONA ONLARA GÖRE YÖNLENDİRMEMİZ GEREKİR.
  İNSANLARIN YÜCE ALLAH'TAN KAYNAKLANAN YARADILIŞ VE OLUŞ SIRLARI
 
Arkadaşlar öncelikle varoluş nedenimizi çok iyi araştırmamız ve hayatımıza buna göre yön vermemiz lazım.  YÜCE ALLAH bunu 
Zariyat suresi  56. Ayet-i Kerime'sinde şöyle açıklıyor.
 
"BEN CİNLERİ VE İNSANLARI, ANCAK BANA İBADET ETSİNLER DİYE YARATTIM."

Yaşantımız boyunca vecibelerini yerine getirebilmek için farzların dışında kesinlikle yapmamız gerekenleri yapmayıp, görmemiz gerekenleri görmemezlikten gelip, işitmemiz gerekenleri işitmeyip sonra senden beklenti içerisine giriyoruz. İşte bütün bunlardan ve yaşayıpta aklıma gelmeyen nicelerde dolayı şimdi bu Ayet-i Kerime'de ibadetin nasıl olması gerektiği konusuna biraz değinelim. Hemen hemen hepimizin bildiği gibi İbadet imanın ve islamın şartlarından müteşekkildir. Esas olan bunları yapmanın dışında Takva Ehli olabilmenin de şartlarına taşımamız ve hayatımızı ona onlara göre yönlendirmemiz gerekir.

Takvada 10 Temel İbadet ismiyle açıklamaya çalışılanlar hepimizin yapması gereken ve yapabileceğimiz hiçte zor olmayan sonuçta bizler için hayırlı olabilecek ibadetler. Bu duruma göre Takva ehli ne demektir?

  Kısaca ve öz olarak Yüce ALLAH' ın rızasını kazanmak için onun yasaklarına uymak, onun men ettiği şeylerden uzak durup sakınmak, başkalarına yardım etmekte birbirimizle yarış haline girerek birlik, beraberlik, ve huzur ortamı sağlamak diye tanımlayabiliriz. Zaten herkes kendini cezalandıracak hal ve hareketlerden sakınması gerektiği bilinci ile hareket etmekle hem kendi ahiretini, hem anne-babasının ve ailesininde hesap gününde bağışlanmasını sağlayabilecek duruma gelmiş olmaz mı?

Takvada 10 Temel İbadet nedir? Kısaca anladıklarımızı,bildiklerimizi  Allah'ın izni ile elimizin yetip, kıt aklımızın erdiğince açıklamaya çalışalım.Din alimlerimizin birleştikleri konu Ahiret hayatımızı kazanmamızın temel ilkesi nefsi terbiyeden geçer. Nefsi terbiye ise TAKVA EHLİ olabilmektir.

ZARİYAT.15-16- ŞÜPHESİZ Kİ TAKVA SAHİPLERİ RABLERİNİN KENDİLERİNE VERDİĞİ SEVABI ALMIŞ OLARAK CENNET BAHÇELERİNDE VE PINAR BAŞLARINDA BULUNACAKLARDIR. ÇÜNKÜ ONLAR BUNDAN ÖNCE İYİLİK YAPIYORLARDI.

İnfak ve Sevgi - Namaz - Zekât - İlim - Sabır - Muhsin Olma - Ahde Vefa - Oruç - Adalet ve Dürüstlük -

Af Edici ve Dileyici Olma

İnfak ve Sevgi

BAKARA 215. SANA (ALLAH YOLUNDA) NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR.
DE Kİ: MALDAN HARCADIĞINIZ ŞEY, EBEVEYN, YAKINLAR, YETİMLER, FAKİRLER VE YOLCULAR İÇİN OLMALIDIR.
ŞÜPHESİZ ALLAH YAPACAĞINIZ HER HAYRI BİLİR.

Kısaca ve öz olarak İnfak: Sevdiğimiz şeylerden ihtiyaç sahiplerine verebilmektir, sahip olduklarımızdan ihtiyaç sahipleri için pay ayırarak vermedir. Bu verme, insanlığa hatta tüm canlıların yararına yöneliktir. Zengin, yoksul ayrımı yapmadan bütün iman edenler için konulmuş eğitici ve erdirici en mükemmel ibadetlerdendir. İnfak; Allah'a olan sevginin, güvenin ve teslimiyetin bir ifadesidir. Paradan, maldan yapıldığı gibi güzel söz söylemek güler yüz göstermek de bir infaktır. Ayrıca dertli bir insanı teselli etmek, güçsüz yaşlı birine yardım etmek, hasta ziyaretleri ile moral vermekte bir infak şeklidir. Zekât, sadaka ve fitre miktarı tayin edilmiş sınırlı bir yardımdır. Oysa infak, sahip olunanlardan gönlün dilediği kadar ayırdığı sınırsız bir vermedir. Bütün yapılan iyiliklerin ALLAH katında değerlendirileceğini bilmek yapılanların değerini kat kat artırmaktadır.

Şöyle bir düşünelim: Sıcak bir yaz günü siz elinizde soğuk meşrubatınızı almışsınız ve rüzgar esen gölge bir yerde istirahat ediyorsunuz, o anda önünüzden tanıdık olmayan bir cenaze geçiyor üç beş kişi ile şimdi o rahatınızı bozup cenazeyi takip etmek, onun defni için yardım etmek yakınlarının acılarını paylaşmak var birde rahatınızı bozmayıp istirahate devam etmek.Eğer birinci şıkkı yapabiliyor ve bunda sadece ALLAH'IN rızasını kazanmayı hedefliyorsak  istirahatimizden infak etmiş oluyoruz. Başka bir şekli ele alalım soğuk ve yağmurlu bir gün ve siz sıcacık evinizde çayınızı yudumluyorsunuz ama çevrenizde hastaneler var ve orada yatan hastalar belki hiç ziyaretçisi gelmeyen, birileriyle konuşmak dertleşmek ihtiyacında olan, şayet YÜCE RABBİM' in rızası için onları ziyaret gayesi ile abdest alıp yola koyulursanız sizce buda bir infak olmaz mı? Çünkü sevdiğiniz sıcacık yuvanızdan çıkıyor soğuk ve yağmurlu bir havada tanımadığınız kişilerin ziyaretine koşuyorsunuz. Buna dair Hadis-i  Şerifler var.
     
    Rasûlüllah şöyle buyurmuştur:
       "Aziz ve Celil olan ALLAH kıyâmette":
-Ey Âdemoğlu! Ben hasta oldum da sen beni ziyaret etmedin! buyurur. Kul:
-Ya Rabbi! Sen âlemlerin Rabbi olduğun halde ben sana nasıl hasta ziyareti yapabilirim? diye sorar. ALLAH:
-Sen bilmez misin ki, benim filanca kulum hasta olmuştu da sen onu ziyaret etmemiştin. Yine bilmez misin ki eğer sen onu ziyaret etseydin, muhakkak beni onun yanında bulacaktın (yani, benim sevabımı ve ikramımı onun yanına bulacaktın) buyurdu" (Müslim, Birr vasıla, 43).
      Başka bir hadis-i şerifte de, Hz. Peygamber (s.a.s): "Hasta ziyareti yapan kişi, (hastanın yanından) dönünceye kadar, kendisini cennete ulaştıracak bir yol üstündedir" (Müslim, Birr ve sıla, 39) buyurmuştur.
Şu halde, ziyaretler, özellikle hasta ziyareti, müslümanı Allah rızasına ulaştıracak ahlâkî davranışlardan biridir. Bu sebeple hasta ziyareti, vazgeçilmez bir görevdir. Bu önemli vazifeyi yerine getirmeli ve başkalarına da tavsiye etmelidir.

   Hemen hemen her gün yaşlı  kimseler görürüz hepimiz, ayakları vücutlarını yıllardır taşımaktan sanki isyan eder hale gelmişler gibi ağır ağır yürürler, belleri bükülmüş elleri titreyerek artık bedenlerini taşıyamaz halde. Düşünürüz ALLAH' ım günün birinde bizde böyle olacağız diye ama kaçımız onların gençlik hikayelerini, askerlik anılarını, dertlerini dinlemek için gayret sarf ederiz,.hepimizin bunlara ayıracak zamanı vardır muhakkak. Birbirimize güler yüzlü, tatlı dilli olalım, selamlaşalım, saygılı davranalım ve sevgili olalım birbirimize düşkünlerimize az çok yardım edelim çevremizde muhakkak bizden daha ihtiyaç sahibi bulmak mümkündür. Araştıralım ama maddi veya manevi verilenlerden sonraki gülen gözleri görmekten alınan hazı tatmak anlatılmaz bir duygu olmalı. Yaptığımızda İNFAK  olayını doyasıya yaşayacağınızdan emin olun.   

BAKARA 272. (YA MUHAMMED!) ONLARI DOĞRU YOLA İLETMEK SANA AİT DEĞİLDİR.
LÂKİN ALLAH DİLEDİĞİNİ DOĞRU YOLA İLETİR.
HAYIR OLARAK HARCADIKLARINIZ KENDİ İYİLİĞİNİZ İÇİNDİR.
YAPACAĞINIZ HAYIRLARI ANCAK ALLAH'IN RIZASINI KAZANMAK İÇİN YAPMALISINIZ.
HAYIR OLARAK VERDİĞİNİZ NE VARSA; KARŞILIĞI SİZE TAM OLARAK VERİLİR VE ASLA HAKSIZLIĞA UĞRATILMAZSINIZ.

"Komşusu aç yatarken kendisi tok yatan bizden değildir". Bu Hadis-i Şerifi hemen hemen hepimiz biliriz ama gereğini kaçımız yaparız neden hepimiz yapmama eğilimi gösteriyoruz belli gelir düzeylerine sahip kişiler belli bölgelerde her kes kendi köşesinde bu  olmamalı bizim anlayışımız bizim anlayışımız ben onları görmüyorum nasıl olsa zihniyetindeyiz. Lütfen biraz duyarlı olalım göreceğiz ki RABBİM bize istediğimizin daha fazlasını verecektir. Birbirimizi sevelim, sevelim ki bizde sevgi görelim. RABBİM bizleri senin istediğin gibi infak eden ve sevgi yüklü kullarından eyle.

SEBE 39. DE Kİ: RABBİM, KULLARINDAN DİLEDİĞİNE BOL RIZIK VERİR VE (DİLEDİĞİNDEN DE) KISAR. SİZ HAYIRA NE HARCARSANIZ, ALLAH ONUN YERİNE BAŞKASINI VERİR. O, RIZIK VERENLERİN EN HAYIRLISIDIR.

Namaz

A'RAF.170- KİTABA SARILANLARA VE NAMAZI KILMAYA DEVAM EDENLERE GELİNCE, BİZ O İYİLERİN ECRİNİ HİÇBİR ZAMAN YİTİRMEYİZ.

Namazın nasıl kılındığını diğer bölümlerde görmüştük burada farklı şekilde ele alıp manevi haz üzerinde durmak istiyorum.Namaz, namaz ve yine namaz dinin temel direği yapılmasının kesinliği ALLAH tarafından farz kılınan namaz. Her yönüyle bizlere huzur veren ibadet şeklimiz. Divan'a durup ellerimizi kaldırdığımızda karşımızda YÜCE RABBİN olduğunu bilmek ona olan sadakatimizi, şükürlerimizi sunmak için bundan iyi fırsat olur mu? Günde  5 vakit onu övmek onunla dualarda dahi birlikte olmak huşu içerisinde içimiz titreyerek yapmamız gereken ibadetimiz.

ALLAH' ım bizlere SENİ,  karşına durduğumuzda  rüku da,secde de selam da tesbihat ta  ruhumuzda hissettir, hissettir ki  içimiz titresin RABBİM bunun için bizlere şevk ver aşk ver biliyoruz çoğumuz sana layıkı ile Namazımızı eda edemiyor türlü düşüncelere saplanıyoruz bu bizim senin rızanı kazanmak için kıldığımız namazı haşa hafife aldığımızdan değil, bir takım vesveselerden dolayı olduğunu bilmeni istiyor SENDEN af diliyoruz. 

FATIR.29- ALLAH'IN KİTABINI OKUYAN, NAMAZI KILAN VE KENDİLERİNE VERDİĞİMİZ RIZIKTAN GİZLİ VE AÇIK OLARAK VERENLER, KESİNLİKLE BATMA İHTİMALİ OLMAYAN BİR TİCARET UMARLAR.

Namaz içerisinde okuduğumuz sure ve duaların manalarına şöyle bir baktığımızda dahi ne kadar düşündürücü ve hikmet dolu olduğunu görürüz. Hele de bunları namaz içerisinde bilerek okuduğumuzu düşünün, alabileceğimiz feyzin büyüklüğü ortaya çıkar.Mesela Fatiha Suresi'nin manasına baktığımızda

Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.

CUMUA.9EY İNANANLAR! CUMA GÜNÜ, NAMAZ İÇİN ÇAĞRI YAPILDIĞINDA, ALLAH'I ANMAYA/ALLAH'IN ZİKRİ'NE KOŞUN! ALIŞ-VERİŞİ BIRAKIN! EĞER BİLİRSENİZ BU SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.

Allâhümme Salli
Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
Allâhümme Barik
Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.
Okunan bütün sure ve dualarda zikir yani Yüce ALLAH' ı  anarak onunla her an beraber olup, bütünleşmeyi sağlamak, kalben yaptıklarımızı fiiliyata döküp görevimizi huşu içerisinde bitirdiğimizde alacağımız hazla diğer vakitlerin bir an önce gelmesini bekler durumda olmaz mıyız?

CUMUA.10 NAMAZ KILININCA HEMEN YERYÜZÜNE DAĞILIN VE ALLAH'IN LÜTFUNDAN NASİBİNİZİ ARAYIN! ALLAH'I ÇOK ANIN Kİ, KURTULUŞA EREBİLESİNİZ.

Zekât

BAKARA. 277 İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK DEĞERLER ÜRETEN, NAMAZI KILAN, ZEKÂTI VERENLER İÇİN RABLERİ KATINDA KENDİLERİNE ÖZGÜ ÖDÜLLERİ VARDIR. KORKU YOKTUR ONLAR İÇİN. TASALANMAYACAKLARDIR ONLAR...

YÜCE ALLAH Yüce Kitabı Kuran-ı Kerim'de aklımıza gelecek her konuda, istediğimiz her şeyle ilgili  çok sayıda ayetler göndermiş biz kullarına yararlanalım ve uygulayıp dünya ve ahiret hayatımızı en iyi şekilde kazanalım diye. Bundan güzel şey olabilir mi? Herkesin her konuyu bilmesi mümkün değil eğer öyle olsa idi bunca meslek erbabı olmaz her kes kendi işini kendi görürdü. Ama her şeyi bilen ve gören  Yüce RABBİMİZ bizleri her konuda yetiştirmek uygulandığında doğruyu bulabileceğimizi belirttiğini ama kesinlikle ve sadece kendi rızasını kazanmak için yapılması gerektiğini ne de güzel açıklamış. Bunların bir tanesi de Zekat konusu. Kelime anlamı kısaca bereket, artış ve temizleme demektir.        

      A'RAF. 39 "BİZE HEM BU DÜNYADA GÜZELLİK YAZ HEM DE ÂHİRETTE! DÖNÜP DOLAŞIP SANA GELDİK." BUYURDU Kİ: "AZABIMA DİLEDİĞİMİ ÇARPTIRIRIM. RAHMETİME GELİNCE, O HER ŞEYİ ÇEPEÇEVRE KUŞATMIŞTIR. BEN ONU; SAKINIP KORUNANLARA, ZEKÂTI VERENLERE, AYETLERİMİZE İNANANLARA YAZACAĞIM."

 Biz kullar olarak dünya sahnesinde kimimiz zengin, kimimiz fakir, kimimiz orta halli olarak  RABBİMİZİN hidayeti ile yaşamlarımızı idame ettirmeye, gerçek dünyada sonsuza dek devam ettireceğimiz ahiret yaşamının hazırlıklarını  yapıyoruz. İyiliğin iyilikle, kötülüğün kötülükle sonuçlandığını hemen hemen hepimiz bizlerin veya çevremizden birilerinin başından geçenlerden dolayı tanık olmuşuzdur. Hak nasıl olsan bir gün yerini bulacaktır bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. O halde iyilik ve yardım etmek varken kötülük nedendir. Düşküne yardım etmek, yoksulu doyurmak hepimizin borcu değilmi dir? Yüce ALLAH isteseydi tüm kullarını eşit şekilde yaratır yoksulluk olmaz, hastalık olmaz, her şeyi güllük gülistanlık yaratırdı peki o zaman iyiler ve kötüler nasıl ayrılırdı. Zenginler ellerindeki malların bir kısmını fakirlere vererek hem malının daha fazlalaşmasını dolayısı ile fazla kazanç sağlamayı hem de daha fazla fakire yardım etmeyi sağlar, çok fazla daha sevap kazanırlar.

RÛM .39 İNSANLARIN MALLARI İÇİNDE ARTSIN DİYE RİBA OLARAK VERDİĞİNİZ, ALLAH KATINDA ARTMAZ. ALLAH'IN YÜZÜNÜ İSTEYEREK VERDİĞİNİZ ZEKÂTA GELİNCE, İŞTE ONU VERENLER KAT KAT ARTIRANLARIN TA KENDİLERİDİR.

Yapılan iyilikleri bir başka yönden ele almak gerekirse bunların  sadece Yüce RABBİMİZİN emri olduğunu ve ONUN ihtiyaç sahibi olan kuluna bizi vesile ederek verdiğini anlarsak bizlere ne derece önemli bir görevli olduğumuzu, kendi malını  bizlere verdirerek,  sevap yazdığını, istese fakir kulunu zenginleştir, bizlerin sevap kazanmamızı istemezdi. Bu sayede zaten bizlerin olmayan emaneti ONUN dilediği kuluna veriyor sevap kazanıyoruz diğer taraftan gerçek manada kalben inanan fakir kulununda rızkını temin ediyor, kendisini yaratan RABBİN' den hiç bir zaman ümit kesilmeyeceğini ona öğretmiş  olmuyor mu?  Birde bu dünya ile ilgili bölümü var ki o da zekat olarak verilen kişiyi rencide etmeden, onun ihtiyaçların giderildiğinde bunu sadece ve sadece ALLAH' ın Rızası için yapıldığında ONUN memnuniyetini  zekat verilen kişinin yüzünden ve gözlerinden okumak mümkündür.  Zekat vermekle malımız daha fazlalaşıyor, yardım etmemiz artıyor, dünya da insanları memnun ederek RABBİMİZİN memnuniyetini ve ahiret hayatımızı  kazanıyoruz.Bizler için bundan daha güzel ne olabilir.
 
ALLAH' ım bizleri de yardım eden kullarından eyle
 
A'LÂ. 8 BENLİĞİNİ ARINDIRAN/ZEKÂT VEREN, KURTULUŞA GERÇEKTEN ERMİŞTİR.
 
İlim
KASAS .80 KENDİLERİNE İLİM VERİLMİŞ OLANLAR ŞÖYLE DEMİŞTİ: "YAZIKLAR OLSUN SİZE! İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA YÖNELİK İŞ YAPAN KİŞİ İÇİN ALLAH'IN VERECEĞİ KARŞILIK DAHA ÜSTÜNDÜR. AMA BUNA, SADECE SABREDENLER ULAŞTIRILIR."
 
Bu son ibadetimiz olan ilmi okuduklarımdan ve benim anladıklarımdan yola çıkarak izah etmeye çalışacağım. Amel ve ilim  bir arada yürümesi gereken ve ayrılmayan ikili. Sebebi: Bir konunun doğru olarak bilinmesi için o konu hakkında bilgileri toplamak ve toplanan bilgiler ışığında icraata geçirmek. İşte toplanan bilgiler ilim icraat ise amel.  Bildiklerimizle yani ilmimizle amel etmemiz gerekliliği burada ortaya çıkıyor. Akıllara şu soru gelebilir "eğer ben ilmi öğrenmezsem yapmam gereken amellerden sorumlu olmam" böyle bir şeyin olması mümkün mü sizce. Bu konuyla ilgili çok Hadis-i Şerifler var. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin " İlim Çin de olsa bile arayıp bulun "  demesi bize ilmi öğrenmemiz gerçeğini ne güzel izah ediyor. 
 
YÛSUF 101 "RABBİM, SEN BANA MÜLK VE SALTANATTAN BİR NASİP VERDİN. OLAYLARIN VE DÜŞLERİN YORUMUNDAN BANA BİR İLİM ÖĞRETTİN. EY GÖKLERİ VE YERİ YARATAN! BENİM DÜNYADA DA ÂHİRETTE DE VELÎ'M SENSİN. BENİ MÜSLÜMAN/SANA TESLİM OLMUŞ OLARAK ÖLDÜR VE BENİ BARIŞSEVER HAYIRLI KULLAR ARASINA KAT."
 
Bizim yapmamız gereken, muhakkak okumak ve ilim öğrenmek. İlim sayesinde  CENAB-I ALLAH' ın bizleri neden yarattığı, yani yaradılış gayemizi , ONA karşı kesinlikle yapmamız gereken  ibadetlerimizi ruhumuzun ta derinliklerinde hissederek ona layık şekilde yapabilmemizi, ONUN bizlere ve tüm yarattıklarına karşı sevecen davranışlarını bizlerin de aynı şekilde kullarına davranış göstermemizi, yerine  getirmemiz gereken emirlerini harfiyen öğrenmemizi, kemale erip olgunlaşmamızı, RABBİMİZİ çok daha iyi tanımamıza olanak sağlayacaktır. İlim bizleri tüm fena ve helak edici davranışlardan uzaklaştırıp, iyi güzel huylar edinmemize, YÜCE KİTABIMIZI  daha iyi anlamamıza  ve bu sayede yaratılmışlara karşı davranışlarımızı olumlu etkilememize neden olur.

RÛM 22 GÖKLERİN VE YERİN YARATILMASIYLA DİLLERİNİZİN VE RENKLERİNİZİN FARKLI OLMASI DA O'NUN AYETLERİNDENDİR. BUNDA, İLİM SAHİPLERİ İÇİN ELBETTE İBRETLER VARDIR.

Bu sayede cennetimizi kazanmamıza olanak sağlamış oluruz. İlim öğrenmeye karar veren ve onun için araştırmalar yapan bir kişinin zaten vaktini tümüyle  bu güzel uğraşı almış olacağından kötü düşüncelerden, hal ve hareketlerden de hali ile uzaklaşmış olacaktır. Hele de öğrendikleri ile amel etmeye yani onları fiiliyata dökmeye başladığında alınan haz hiç bir şeye değişilmez. İslam alimlerimizin birleştiği önemli konulardan biri ölen bir kimsenin Amel defterinin üç şekilde kapanmayacağı bunlar: Hayırlı evlatlar bırakmak, insanların faydalanabileceği cami, okul, çeşme v.s. gibi hayırlar bırakmak ve ilim bırakmak. Durum böyleyken ilim öğrenip bunları başkalarının faydalarına sunmak ve onlardan gelecek hayır duaları düşünmek bile ilim öğrenmenin ne derece güzel olduğunun kanıtı değil midir? RABBİM bizleri de ilim öğrenip ilminle aydınlanan kişilerden ve CEMALİNİ görenlerden eyle. AMİN   

ÂLİ İMRAN 18 ALLAH, KENDİSİNDEN BAŞKA TANRI OLMADIĞINA TANIKTIR. MELEKLERLE İLİM SAHİPLERİ DE ADALET ÖLÇÜSÜNE SARILARAK TANIKLIK ETMİŞLERDİR Kİ, O AZÎZ VE HAKÎM OLANDAN BAŞKA HİÇBİR İLAH YOKTUR.

TAKVA'NIN ÖDÜLÜ : ADN CENNETLERİ

13/23-24: ADN CENNETLERİ (TAKVA SAHİPLERİ) İÇİNDİR. ORAYA ATALARINDAN, EŞLERİNDEN, ÇOCUKLARINDAN SALİH (İYİ) OLANLAR İLE BİRLİKTE GİRECEKLERDİR. MELEKLER İSE HER KAPIDAN YANLARINA SOKULACAKLAR: « SELAM SİZE SABRETTİĞİNİZ İÇİN. NE GÜZELDİR ŞU SONSUZLAR YURDU.» DİYECEKLERDİR

Sabır

TÂHÂ .132 AİLENE NAMAZI EMRET, KENDİN DE ONA SABIRLA DEVAM ET! BİZ SENDEN RIZIK İSTEMİYORUZ. SENİ BİZ RIZIKLANDIRIYORUZ. SONUÇ TAKVANINDIR!

YÜCE ALLAH  sabırlı olmamızın bizler için çok hayırlı olacağını bir çok Ayet'lerinde belirtmiştir. Her seferinde yazdığım gibi bildirdiği her şey biz kullarının iyilikleri içindir. Yaşamımız boyunca türlü şekillerde sabrımız denenmektedir. En basit olarak bir vasıta dahi beklerken sabırsızlık, birilerini beklerken sabırsızlık, okulun, askerliğin,nişanlılığı, çocuk beklemede,falan filan hep sabırsızlık içerisine gireriz aslında her zamanın kendine göre bir geçme süresi, her hastalığında bir iyileşme süresi olduğunu gayet iyi bilmemize rağmen hala sabır göstermemekte direniyoruz. İnşallah bu makaleyi okuduktan sonra bu hissimize engel olmanın yollarını arar buluruz. Aslında her müşkülatımızda olduğu gibi her şeyin yolu CENAB-I HAKK'A sığınmak ve ONA  yalvarmak ve ONDAN istemektir. Bunu idrak edip davranışlarımızı ona göre ayarlamamız gerekir.     

BAKARA. 177 YÜZLERİNİZİ DOĞU VE BATI YÖNÜNE ÇEVİRMENİZ HAYIRDA ERGİNLİK/DÜRÜSTLÜK DEĞİLDİR. HAYIRDA ERGİNLİK/DÜRÜSTLÜK O KİŞİNİN HAKKIDIR Kİ, ALLAH'A, ÂHİRET GÜNÜNE, MELEKLERE, KİTAPLARA, PEYGAMBERLERE İNANIR; AKRABAYA, YETİMLERE, ÇARESİZLERE, YOLDA KALMIŞA, YOKSULLARA, ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞMAK GAYRETİNDE OLANLARA MALI SEVE SEVE VERİR, NAMAZI KILAR, ZEKÂTI ÖDER. BÖYLELERİ SÖZ VERDİKLERİNDE AHİTLERİNE VEFALIDIRLAR; BOLLUK VE BEREKET ZAMANI KADAR, ZORLUK, SIKINTI VE ŞİDDET ZAMANINDA DA SABIRLIDIRLAR. İŞTE BUNLARDIR ÖZÜYLE SÖZÜ BİR OLANLAR. VE İŞTE BUNLARDIR KORUNAN TAKVA SAHİPLERİ.

Sabrımız YÜCE ALLAH tarafından çeşitli şekillerde sınanır. Bunların en önemlilerinden biri hepimizin az veya çok yakalandığı hastalıklar gelmektedir. Önemli olan hastalığın sebeplerinden önce nereden ve neden geldiğinin bilinmesidir. Bunun RABBİMİZİN tarafından ve bir sınav niteliğinde olduğunu, derdini verenin dermanını da vereceğini ama sabır gösterip, tevekkül edip çaresini arayıp bulduktan ve tedavisini yaptırdıktan sonra RABBİMİZDEN isteneceğini bilmekten başka ne doğru olabilir ki. "Sabır acı ama meyvesi tatlıdır." Yine mallarımızın yitirilmesi, yakınlarımızın vefat etmesi, tabii afetler, üzüntüler hasretlikler işte bunlar hep sabır ve metanet isteyen ve yüce ALLAH' ın bize verdiği  bu olaylarla karşılaştığımızda sabır gösterip, gerekeni yapıp  ALLAH' a dua ederek beklediğimizde sonucunu muhakkak bizler için hayırlı kılacaktır. Aşağıda okuyacağımız Hz.Eyyüb (A.S.)ın hayatı bizlere örnek teşkil edecek cihettedir.ALLAH' ım ne olur bizleri Peygamberlerini denediğin zor sınavlardan geçirme  sonumuzu hayırlı kıl.  

BAKARA.155 BİZ SİZİ KORKU, AÇLIK, MALLARDAN, CANLARDAN VE MAHSULLERDEN YANA EKSİLTME İLE MUTLAKA İMTİHAN EDECEĞİZ. SABREDENLERE MÜJDELE.
AL-İ İMRAN.186 YEMİN OLSUN Kİ, MALLARINIZ VE CANLARINIZ HUSUSUNDA MUTLAKA İMTİHAN EDİLECEKSİNİZ... SABREDER, TAKVAYA SARILIRSANIZ İŞTE BU, İŞ VE OLUŞLARIN EN ZORLULARINDANDIR.

Eyyûb (a.s.)'dan Kur'an'da dört yerde bahsedilir ve sabır örneği olarak takdim edilir (En-Nisa, 4/163; El-En'am, 6/84; El-Enbiya, 21/83; Sâd, 38/41). Tevrat'ta da "Eyûb" adıyla müstakil bir kitap, Hz. Eyyûb'un kıssasına tahsis edilmiştir.
    İslam kaynaklarına göre havran bölgesinde yaşayan ve çok zengin olup, sayısız malı-mülkü, birçok oğlu kızı bulunan Eyyûb (a.s.), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmiştir. Sabah-akşam ümmeti ve ALLAH'a ibadetle meşgul olan Hz. Eyyûb, RABBİ'nin bir imtihanına maruz kalmış, bütün servetini, çocuklarını kaybettiği gibi şeytanın kendisine musallat olması neticesinde kalbi ve dili hariç bütün vücudunda çıbanlar çıkmış, iltihaplı yaralar açılmış, yaralarına kurtlar dolmuş ve vücudu bozulup kokmaya başlamıştı. Bu durumda kocasına hizmete sebat eden eşi "Rahmet" hariç hiç kimse onun yanına yanaşmadığından cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmış, fakat hiçbir zaman sabrını ve CENAB-I HAKK'a bağlılığını kaybetmemiştir.

Farklı rivayetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sıkıntılı dönemden sonra sabrıyla imtihanı kazanan Eyyûb (a.s.) CENAB-I HAKK'ın lütfu ve emriyle ayağını yere vurmuş, fışkıran su kaynağından yıkanıp içerek eski sıhhati ve güzelliğine kavuşmuştur. Ayrıca kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsan edilmiştir.
    Genellikle kabul edildiğine göre bu imtihana uğradığı sırada yetmiş yaşında olan Hz. Eyyub, şifa bulduktan sonra yirmi yıl daha yaşamış, diğer bazı rivayetlere göre ise hastalığından önceki kadar daha ömür sürmüştür. Kendisinden sonra Bişr adındaki bir oğlu, kavmine peygamberlik yapmıştır.

Muhsin Olma

EN-NAHL, 97 "ERKEK OLSUN, KADIN OLSUN KİM MÜ'MİN OLDUĞU HALDE SALİH AMEL İŞLERSE BİZ ŞÜPHESİZ ONA ÇOK GÜZEL BİR HAYAT YAŞATIRIZ VE ONLARI ELBETTE İŞLEDİKLERİNİN EN GÜZELİ İLE DE MÜKAFÂTLANDIRACAĞIZ." 

BAKARA.195: ... GÜZEL DÜŞÜNÜP GÜZEL İŞLER YAPIN. ÇÜNKÜ ALLAH, GÜZELLİK SERGİLEYENLERİ (MUHSİNLERİ) SEVER.

    Dikkat edersek Ayet-i Kerime'lerde hep güzel düşünülüp güzel davranılması gerekliliğinden, böyle davranıldığında CENAB-I ALLAH' ın bizlerle beraber olacağından bahsetmektedir. O halde birlikte yaşayan toplumlar nihayetinde güzellikler içerisinde geçireceğimiz ve her an asıl dünyamıza gidebileceğimizi düşünebilseler de birbirimize iyilikle yaklaşsak, yapılan kötülükleri dahi iyilikle savarak, hem RABBİMİZ' in emirlerine uymuş hem de geçici ve kısa süre kalacağımız bu dünyada bir takım hoşluklar yaşayarak bize ayrılan belli süreyi tamamlayıp ahiret hayatımız için ve Takva Ehli olabilmemiz için gerekli olan Muhsin Olma özelliğini de kazanmış oluruz. "Takva sahibi aynı zamanda muhsindir. Muhsin hiçbir karşılık beklemeden ALLAH rızası için hep ihsanda bulunandır. Her işinde iyilik ile güzellik sergiler ve sevgi doludur. Ama maalesef günümüz de bu özellikleri taşıyan kişilere dahi inanmama gibi bir olgu içerisine düşer olduk. Sebep; çıkar düşkünlüğümüz maddesellik, dünyevilik.

ANKEBÛT.69: ... ALLAH, GÜZEL DÜŞÜNÜP GÜZEL DAVRANANLARLA MUTLAKA BERABERDİR.
LUKMAN.22: GÜZEL DÜŞÜNÜP GÜZEL DAVRANARAK KENDİNİ ALLAH'A VEREN KİMSE, ŞÜPHESİZ Kİ EN SAĞLAM KULPA SARILMIŞ OLUR...
ÂLİ İMRAN.148: ALLAH DA ONLARA HEM DÜNYA NİMETİNİ VERDİ, HEM DE AHİRET SEVABININ EN GÜZELİNİ. ALLAH, GÜZEL DÜŞÜNÜP GÜZELLİK SERGİLEYENLERİ SEVER.

 

    İnanıyorum deyip inanmama veya bir anda yine  nefsine yenik düşüp gerçekte sadece ve sadece SENİN rızanı kazanıp şu veya bu sebeplerden dolayı maddesel veya manevi olarak yardıma ihtiyacı olanlara el uzatılmasının bu dünya nimetleri için veya bir anlık hoş görünmekten dolayı olabileceğini düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Ama kişilerin ne düşündüğünü neden yapıldığını SEN biliyorsun YÜCE RABBİM SEN biliyorsun ki bir gün o inanmayanlar senin karşına çıkıp hesap verecekler ama muhsin kişi olanların ve olmak isteyenler ise onların bu düşüncelerinden dolayı üzülmekten başka ellerinden bir şey gelmez. Hz. Mevlana'nın "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" sözüne sadık kalıp derinliğine inersek hareketlerimiz hoş görülü, samimi, sevecen, saygılı ise düşüncelerimizin de o denli olması gerekmektedir. Aşağıda ki Ayet-i Kerime de belirtiği üzere CENAB-I HAK bizlere iyi ve doğru yolu göstermiş tercih bize ait yapılması gereken yolun seçimi. İyi olup YARADAN' a sığınmak bizler için en iyi seçim olacaktır. 

NİSA.9: SANA NE GÜZELLİK VE İYİLİK GELİRSE ALLAH'TANDIR. SANA NE ÇİRKİNLİK VE KÖTÜLÜK DOKUNURSA KENDİNDENDİR.
 

    İnsanlar birbirleriyle hep güzel geçinmeli ve dostluklar kurmalı, kötülüklerden uzaklaşıp, günü geldiğinde yaptığımız her iyilik ve kötülüğün karşımıza getirileceği mizan kurulduğunda her şeyin apaçık anlatılacağı haklı, haksız yüzlerinden belli olacağı güne bizleri yüzümüz ak olarak çıkartacak ameller işleyelim işleyelim ki dönüşü olmayan yolda pişmanlık duygularına kapılmayalım çünkü orası geri dönüşü olmayan, her şeyin inceden inceye hesaplandığı ALLAH katıdır. Orada her şey açık ve nettir. Orada haksızlık yoktur. O halde bizleri yaratan ve önümüze akla hayale gelemeyecek en güzel nimetleri sunan, amellerimizin iyiliklerine göre de ahiret hayatımızın da düşünemeyeceğimiz ve hayal bile edemeyeceğimiz güzellikler vaad eden ve vaadine de hiç bir zaman muhalefet etmeyen YÜCE ALLAH' ın vermiş olduğu lütuflardan bizler neden onun kullarına vermekte tereddüt edelim ki biz verdikçe O bize daha çok verecektir ama bu dünya ama ahiret hayatımızda.  

KASAS.77 "ALLAH'IN SANA VERDİKLERİ İÇİNDE ÂHİRET YURDUNU ARA, DÜNYADAN DA NASİBİNİ UNUTMA. ALLAH'IN SANA GÜZEL DAVRANDIĞI GİBİ SEN DE GÜZEL DAVRAN/ALLAH'IN SANA LÜTUFTA BULUNDUĞU GİBİ SEN DE LÜTUFTA BULUN. YERYÜZÜNDE FESAT İSTEYİP DURMA, ÇÜNKÜ ALLAH FESAT PEŞİNDE KOŞANLARI SEVMEZ."

    O halde bizlerinde Muhsin kişiler saflarına katılabilmemiz için yapmamız gereken şeyler zor olmamakla beraber nefsimize yenik düşüp bir türlü fiiliyata geçiremediğimiz, muhtaç ve yoksullara iyilik ve güzellikle yardım edilmesine, insanlara çirkin ve kötülük yerine, mutlaka iyilik ve güzellik üzere davranışlar sergilenilmesine, konuşurken bile kullanılan sözlerin çok önem taşıdığını. kötülüğün söz ile dahi ifadesini CENAB-I ALLAH sevmez, sözde de güzellik ve iyiliği açıklayan kelimeler kullanılmasına, kötü söz, sövme, kalp kırma çok çirkin davranışlardan olup kaçınılmasına, böyle bir hata yapılmışsa, mutlaka pişmanlık duyularak önce o şahıstan özür dilenmesine, sonra da Allah'a tevbe edimesine yani kısacası güzellikler sergilenmesine uyulduğu takdirde İnşallah Ahiret Yurdunda ki yerimiz Cennet olur. RABBİM biz aciz kullarına CEMALİNİ görmemizi nasip eyle ve cennetinde bizler de yer  ver.Amin.

FUSSILET.34. GÜZELLİKLE ÇİRKİNLİK/İYİLİKLE KÖTÜLÜK BİR OLMAZ! KÖTÜLÜĞÜ, EN GÜZEL TAVIRLA SAV! O ZAMAN GÖRÜRSÜN Kİ, SENİNLE ARASINDA DÜŞMANLIK BULUNAN KİMSE, SIMSICAK BİR DOST GİBİ OLUVERMİŞTİR.
 

Ahde Vefa

BAKARA.124: " ...VERDİĞİ SÖZÜ TUTMAYANLAR ZALİMDİR. " YERİNE GETİRİLMEYECEK SÖZLER DE SARFEDİLMEMELİDİR.

    Ahde vefanın kelime anlamı, verilen sözde durma, yerine getirme anlamını taşır. O kadar önemlidir ki CENABI-I HAK bu konuda bir çok ayetler indirmiştir. Neden önemli, neden takva ehli olabilmek için bu ibadetimizi de yerine getirmemiz şart. Bizler Elhamdülillah müslümanız bu dünya ve ahiret hayatımızın sıkıntısız ve rahat geçmesini istiyor isek bir dizi şartları yerine getirmek, ALLAH'ın emir ve yasaklarına uymak mecburiyetindeyiz yani Yüce Kitabımızda belirtilen uyarılara uymak zorundayız. Neden uymamız gerekli aklımın erdiği elimin yazdığınca izah etmeye çalışacağım. Diyelim ticaretle uğraşıyor ve geçimimizi bununla sağlıyor, ailemizi de kazandığımız gelirle geçindiriyoruz. Yaptığımız işler için gerekli olan malları borç yaparak alıyor ve belli bir süre sonra ödeyeceğimize dair söz veriyor veya senet yapıyoruz. Malları aldığınız kişi de sizin yaptığınız şekilde sizden gelecek miktara güvenerek başka yerlere borçlanıyor mecburen çünkü genel olarak zamanımızda  çark böyle işliyor.

SAFF. 23.... YAPMAYACAĞINIZ ŞEYİ NEDEN SÖYLÜYORSUNUZ? YAPMAYACAĞINIZ ŞEYİ SÖYLEMEK ALLAH KATINDA BÜYÜK BİR GÜNAHTIR.

AHZÂB. 23 İNANANLARDAN ÖYLE ERLER VARDIR Kİ, ALLAH'A VERDİKLERİ SÖZDE SADAKATLE DURURLAR. ONLARDAN BAZISI ADADIĞINI YERİNE GETİRDİ, BAZISI DA BEKLİYOR. SÖZLERİNİ ASLA DEĞİŞMEDİLER.

    Ödeme zamanı geldiğinde siz şu veya bu sebeplerden dolayı verdiğiniz sözü yerine getiremiyorsunuz. Bu durumda karşı tarafta ödemeyi yapamayacak, belki de çalışanlarına ücretlerini ödeyemeyecek duruma gelecektir. Ortaya çıkan tablo doğrudan doğruya kul hakkı değil mi dir. YÜCE ALLAH' ın gönderdiği Ayetlerde anladığım kadarı ile yine bizlerin iyiliği için yani günahların en büyüklerinden olan kul hakkı ile karşısına çıkmamızı engellemek açısından ahde vefanın bu derece önemli olduğunu belirtmiştir. Acaba kaçımız sözümüzde duruyor aktimizi zamanında yerine getiriyoruz. Çocuklarımıza dahi verdiğimiz sözü yerine getirmemiz gerektiğini unutmamamız lazım önemli olan karşımızdakinin çocuk olması değil bizim verdiğimiz sözdür. burada vurgulanmak istenen yapamayacağımız işlere söz vermekten kaçınmak, böylece başkalarını da güç durumda bırakmamak gerektiğidir.          

FETİH. 10 O SENİNLE EL TUTUŞUP SÖZLEŞENLER VAR YA, ONLAR GERÇEKTE ALLAH İLE BEY'ATLEŞİYORLAR. ALLAH'IN ELİ ONLARIN ELLERİNİN ÜSTÜNDEDİR. KİM AHDİ BOZAR, DÖNEKLİK EDERSE KENDİ ALEYHİNE DÖNEKLİK ETMİŞ OLUR. VE KİM ALLAH'A VERDİĞİ SÖZDE VEFALI DAVRANIRSA, ALLAH ONA BÜYÜK BİR ÖDÜL VERECEKTİR.
 

Oruç

BAKARA .183  EY İMAN SAHİPLERİ! ORUÇ SİZDEN ÖNCEKİLER ÜZERİNE YAZILDIĞI GİBİ SİZİN ÜZERİNİZE DE YAZILMIŞTIR. BU SAYEDE KORUNMANIZ UMULMAKTADIR.

Oruç YÜCE ALLAH' ın bizlere  emrettiği ve bizlerinde ONUN rızasını kazanmak için yapmamız gereken ve her yönüyle şahsımıza, aile fertlerimize, topluma maddi, manevi kazançlar sağlayan bir ibadet şeklidir. Düşünün bir kere oruç ayı başlamadan günlerce önce bizleri saran hazırlık döneminden tutun ki bittikten sonra dahi edinilen bir takım güzel alışkanlıklardan dolayı hala kendimizi oruçlu zannedip davranışlarımızı ona göre ayarlıyoruz. Aslında olması gereken de bu şekli. Nasıl mı? CENAB-I HAK yapmamız gereken ibadetlerin hepsinde devamlılığın söz konusu olmasına özen göstermemizi emretmekte, ancak böyle olur ise kullarının rahata ereceğine işaret etmektedir. Otuz gün ALLAH' ın izni ile oruçlarımızı tutuyor, teravihlerimi kılıyor hayır ve hasenatlarımızı zekat ve fitrelerimizi veriyor, bayramımızı yapıyoruz.  

BAKARA .185 RAMAZAN O AYDIR Kİ; İNSANLARA KILAVUZ OLAN, İYİ-KÖTÜ AYRIMIYLA HİDAYETTEN KANITLAR GETİREN KUR'AN, ONDA İNDİRİLMİŞTİR. O HALDE BU AYA ULAŞANINIZ ONU ORUÇLU GEÇİRSİN. HASTA OLAN VEYA YOLCULUK HALİNDE BULUNAN, TUTAMADIĞI GÜN SAYISINCA BAŞKA GÜNLERDE TUTSUN. ALLAH SİZİN İÇİN KOLAYLIK İSTER; O SİZİN İÇİN ZORLUK İSTEMEZ. TUTULMAMIŞ OLAN GÜNLERİ TAMAMLAMANIZI, SİZİ DOĞRU YOLA KILAVUZLADIĞI İÇİN ALLAH'I YÜCELTMENİZİ İSTER. VE SİZİN ŞÜKRETMENİZ UMULMAKTADIR.

Otuz gün boyunca Hatm-i Şerif okumalar, cami cami, evliya evliya dolaşmalar, mezarlık ziyaretleri gibi güzel ameller işleyip güzel huylar edindik, birtakım yasaklardan kendimizi uzak tuttuk nihayetinde bayram geldi hamdolsun  1-2-3 sonra sonra bizler normale dönüyoruz yani Ramazan öncesindeki dünya hayatına yine yasaklara ve mekruhlara, kalp kırmalara, dedikodulara, fitne fesatlara sanki yapmadığımız günlerin acısını çıkarırcasına hücum ediyoruz. Asıl olan bu değil otuz gün boyunca elde edilen güzel alışkanlıkları tüm yıla yaymak olduğunu hala anlayamıyor muyuz. O günlerde malımızın zekatını, tuttuğumuz oruçların fitrelerini verdik verilen miktarlar nasıl olsa bir yıl boyunca verdiğimiz kimselere yeter, yaptığımız akraba,eş dost, kabir, hasta ziyaretleri de bir sene idare eder seneye ALLAH KERİM.

BAKARA..184 SAYILI GÜNLERDİR. SİZDEN KİM HASTA OLUR VEYA YOLCULUK HALİNDE BULUNURSA TUTAMADIĞI GÜN SAYISINCA BAŞKA GÜNLERDE TUTAR. ORUCA ZORLUKLA DAYANANLAR ÜZERİNE DÜŞEN, FİDYE OLARAK BİR YOKSULU DOYURMAKTIR. KİM BİR MECBURİYETİ OLMAKSIZIN İÇİNDEN GELEREK İYİLİK YAPARSA BU ONUN İÇİN DAHA HAYIRLI OLUR. VE ORUÇ TUTMANIZ, EĞER BİLİRSENİZ, SİZİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.

Orada burada, çadırlarda, iftar yemekleri verdik tamam bitti çünkü doyurulacak aç, yoksul kalmadı otuz gün yedikleri içtikleri onbir ay idare eder onları  Sonra devam yine dünya işleri dediğimiz, hiç bir zaman önüne geçemeyeceğimiz, o ayaklar altına alıp ezemediğimiz,kör kuyulara atıp kaybedemediğimiz taşlar atarak bir türlü öldüremediğimiz nefsimize yenik düşmeye devam, çok para kazanmaya devam,  kalp kırmaya devam, akrabadan eşten dosttan uzaklaşmaya devam ama bunları yaparken hep kendimize haklı sebepler bulmaya, kendimizi haklı çıkartmak içi kılıflar hazırlamaya da devam ediyoruz ama unuttuğumuz bir şey var. YÜCELER YÜCESİ ALLAH' ın her şeyi bilen ve gören olduğu.

 Ben Oruç tutmayı  şekli ile olduğu kadar edinilen alışkanlıkların harfiyen seneye yayılması gerekliliği üzerinde durmaya çalışıyorum. RABBİM Peygamberimiz Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizle gönderdiği Yüce Kitabı Kuran-ı Kerim'de yapmamız gereken ibadetlerin hiçte zor olmadığını zaten bildiriyor yapmamız gereken şey yasaklara uymak verilen emirleri yerine getirmek ve böylece sonsuza dek sürecek asıl alemimizin huzur içerisinde geçmesini sağlamak. Zaten biz kullarının da istediği bu değil mi? Ama hala bize verilen nimetleri yine bize veren RABBİMİN kullarından saklıyor kıskanıyoruz O ki belki de hiçbirini hak etmediğimiz halde önümüze sürdüğü güzellikleri ve bizleri vesile etmesine, bizlerin sevap kazanmasına fırsat vermesine rağmen hala nefsimize yenik düşüyor kaçacak yollar arıyoruz. ALLAH' ım bizleri karşına yüzleri kararmış olarak çıkan kullarından eyleme sana hizmet etme fırsatını  bizlere ver YA RABBİ.       

Adalet ve Dürüstlük

MÂİDE [İ:110.8, R:5.8] EY İMAN EDENLER! ADALET VE DÜRÜSTLÜĞÜN TANIKLARI OLARAK ALLAH İÇİN KOLLAYIP GÖZETLEYENLER OLUN! BİR TOPLULUĞUN ÇİRKİNLİK VE KÖTÜLÜĞÜ SİZİ ADALETSİZ DAVRANMAYA ASLA İTMESİN. ADALETLİ OLUN! BU, TAKVAYA/KORUNUP SAKINMAYA DAHA UYGUNDUR. ALLAH'TAN SAKININ. ALLAH, YAPMAKTA OLDUKLARINIZDAN HABERDARDIR.

Adalet: hak edene hakkını vermek, doğruluktan  ayrılmamak ve Allah'ın emrini, emrettiği şekilde uygulamaktır. Devamlı üzerinde durulan konular güzellikler, hoşluklar yasaklar hep biz kulların iyilikleri üzerine kurulmuş. Yapıp yapmamakta serbest bırakılmışız burada önemli olan yolların öğretilmesi ve bizlere bunları idrak edebilmemiz için verilmiş olan akıl ve his sonrası sonrası onları kullanarak ahiret için yaşam tarzımızı bu dünyada belirleyebilmek. İşte belirleyebilmemizi sağlayacak olan diğer bir ibadetimizde adaletli ve dürüst davranabilmek. Diyelim her hangi birisine haksızlık yapıldığına tanık oluyorsunuz. Tanık olduğunuz olayda haksızlığa uğrayan kimsenin haklı olduğunu siz biliyorsunuz ama onunla sizin aranızda bir kırgınlık söz konusu ( Aslında takva ehli kimselerde kırgınlığın söz konusu olmamasına gerektiğini Af edici ve Dileyici Olmak konusunda yer vermiştik.) 

NİSA [İ:98.58, R:4.58] ŞU BİR GERÇEK Kİ, ALLAH SİZE EMANETLERİ, ONLARA EHİL OLANLARA VERMENİZİ VE İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZDE ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDİYOR. ALLAH SİZE BU ŞEKİLDE NE GÜZEL ÖĞÜT VERİYOR. ALLAH SEMÎ'DİR, ÇOK İYİ DUYAR; BASÎR'DİR, ÇOK İYİ GÖRÜR.

Şayet kırgın olmanıza rağmen onun haklı olduğunu diğer kişiye anlatabiliyorsanız hem adaleti sağlamış, hem de dürüst davranmış olursunuz. Burada kişinin  senin kırgın olduğun zat değil haksızlığa uğrayan  biri olduğunun göz önüne alınmış olmasıdır.  YÜCE RABBİMİZİN dünyada adaleti ve dürüstlüğü sağlamak için gönderdiği Peygamberler ve Kitaplar aracılığı ile sonuçta yine bizlere yol göstermiş ve huzurlu bir yaşam ve gelecek için bizlere yön vermiştir. Bizlerin hataları Kitabımızı yeterince incelemeyip içimize sindirerek okumayıp gerektiği şekilde hareket etmememizden kaynaklanmakta ve sonuçta da bir çoğumuz bunalıma girmekte huzuru başka yönlerde aramaktayız. Oysa her şeyin bu dünyadan ibaret olmadığını bir anlayabilsek veya anladığımızda haraketlerimizi ona göre yönlendirebilsek ahiret hayatımızın zeminini de güzel hazırlamış olmaz mıyız? RABBİM bizleri doğruluktan ve adaletten ayrılmayan kulları arasında eylesin İnşallah.

Af Edici ve Dileyici Olma

ÂL-İ İMRÂN.134-135: O TAKVA SAHİPLERİ Kİ... ÖFKELERİNİ YUTARLAR, İNSANLARIN KUSURLARINI AFFEDERLER... ONLAR ÇİRKİN BİR İŞ YAPTIKLARINDA YAHUT ÖZBENLİKLERİNE ZULMETTİKLERİNDE, ALLAH'I HATIRLAR, GÜNAHLARI İÇİN AF DİLERLER. GÜNAHLARI ALLAH'TAN BAŞKA KİM AFFEDER Kİ?...
6/54: ... İÇİNİZDEN HER KİM BİLGİSİZLİKLE BİR KÖTÜLÜK İŞLER DE, ARDINDAN TÖVBE EDİP HALİNİ DÜZELTİRSE, HİÇ KUŞKUSUZ ALLAH ÇOK AFFEDİCİ, ÇOK MERHAMETLİDİR.

Takva Ehli olmanın zor olmadığını, gerekli olan şartları  yaşam içerisinde yaparak dünya ve ahiretimizi en iyi şekilde düzenleyebilmek için CENAB-I ALLAH'IN bizlerin iyiliği için koymuş olduğu kurallar olduğunu geçen konularda birazda olsa anlatmaya çalıştım. İşte bunlardan bir tanesi de  Af Edici ve Dileyici Olma. Ayeti Kerime 'de okuduğumuz gibi bizlere haksızlık dahi yapıldığında bunu içimize atarak her şeyde olduğu gibi sonucunu belirlemek için ALLAH' A havale etmek gerekmektedir. Bize yapılan haksızlıklar veya hatalar karşısında yapanlara karşı kin tutmamamız gerekmektedir. YÜCE ALLAH içtenlikle yapacağımız dualarımızı, af dilemelerimizi, tevbelerimizi geri çevirmeyeceğini, bunlardan sadece kul hakkının hariç tutulacağını bizlere bildiriyor.

ARAF 199: " SEN AFFETMEYİ ESAS AL " GÖRDÜĞÜ KUSURLARI VE KABAHATLERİ ÖRTÜCÜ OLMAK VE HİÇ KİMSENİN KUSURUNU VE AYIBINI YÜZÜNE VURMAMAKTIR. ÂLİ İMRÂN 159'DA CENÂBI ALLAH, PEYGAMBER EFENDİMİZE HİTABEN ŞÖYLE BUYURMUŞTUR: " ALLAH'IN RAHMETİ SAYESİNDE ONLARA YUMUŞAK DAVRANDIN. EĞER SEN KABA VE KATI YÜREKLİ OLSAYDIN, HİÇ ŞÜPHESİZ ETRAFINDAN DAĞILIR GİDERLERDİ. ARTIK SEN ONLARI BAĞIŞLA; ALLAH'TAN DA GÜNAHLARININ BAĞIŞLANMASINI DİLE..."

Durum böyle iken O' ki alemlerin RABBİ olup her şeyi ve bizleri yaratmasına karşılık  tüm suç ve günahlarımızı bağışlarken bizler kim oluyoruz da O' nun yarattıklarını affetmiyoruz. Bizlere sormaz mı bunun hesabını. Yapılan iyiliğin sonucunu nasıl her şeyi gören ve bilen CENAB_I HAK'tan bekliyor isek yine bizlere yapılan kötülüklerin cezasını da O'ndan beklememiz gerekir. Kişi bizi kırmış olsa dahi biz onu kırmadan yaptığı işin hatalı olduğunu bizleri üzdüğünü yani yaptığının kırıcı olduğunu "gece karanlığı imiş gibi" söylemek gerekir.  Her zaman af dilemek, bilerek ve bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızdan dolayı, tövbe etmek, seni yüceltmek bizlerden, af etmek YÜCE ALLAH' ım senden olur. Bizlere Rahmet kapılarını kapatma, yüzüne bakacak yüzümüz olsun. Şu an sana yalvarıyor senden af ve merhamet diliyoruz bizleri bağışla RABBİM. Amin