YAŞAMDAN GERÇEK BİR KESİT

 
 

  İNŞALLAH SAYFAMIZDAN SAĞLIK VE SIHHAT BULURSUNUZ

İŞTE KALBİN CİSMEN VE RUHEN EN GÜZEL ANLATIMI

"İnsanoğlunun içinde bir et parçası var ki, o et parçası düzelirse bütün bünye düzelir. O et parçası bozulursa bütün bünye bozulur. İşte o kalptir." Hadis-i Şerif

TEŞHİS

Her şey soğuk bir kış günü yolda yürürken göğsümde hissettiğim hafif yanma ile resmi bir hastanenin kalp ve damar bölümüne araya hatırlı kişiler koyarak 10 gün sonrasına aldığım muayene ile başladı. Doktorun çekilen EKG de gördüğü aksaklıktan dolayı Eforlu grafik gerektiğini ancak bu test için 2 ay sonrasına gün verebileceklerini sonunda da anjio için hazır olmamı ve durumun kritik olduğunu bundan dolayı nidilat ( Dil altı ) hapı yazdığını her hangi bir göğüs ağrısı hissettiğimde bu hapı almamı belirterek işi şansa bırakmamıştı !!

Eşimle üzgün bir şekilde eve dönerken bir anda yolumuzun üzerinde bulunan Özel bir hastaneye Emekli sandığı üyelerine bakıp bakamayacaklarını sormak fikri aklımıza geldi. Bakabileceklerini ve hemen muayene olabileceğimizi söylediler. Muayene sonucunda doktorum bir takım tahlil ve testler (TAM KAN, TAM İDRAR, EKG, EFOR TESTİ EKOKARDİYOGRAFİ (EKO ) istedi ve karnımın aç olması durumunda hepsinin aynı gün bitebileceğini söyleyince inanamadık ( inanamamızın sebebi yukarıda açıkladığım durumumun kritik olduğunu söylemesine rağmen sadece eforlu grafik için 2 aya gün veren bir zihniyetten sonra) gerçekten 2 gün içerisinde bitti 2.gün sonunda testlerin ve tahlillerin damar tıkanıklığı olabileceğini gösterdiğini ama emin olabilmek için MYOKARD SiNTiGRAFiSi ( T1-201 ) yaptırmamızı onun için 3 gün beklememiz gerektiğini söylediler ve beklemeye başladım günlerden Çarşamba idi.

Cuma günü Cuma namazımı kılmak için semtimizde 1. katta bulunan mescidimize çıktığımda sanki kalbim göğüs kafesimden fırlarcasına atmaya başlamıştı Namaz sonunda belki şimdi geçer ümidi ile saat 17.00 civarına kadar bekledim zaten evim 4. katta idi kendimde çıkacak gücü bulamamıştım. Sonunda Eşim ve Kızıma haber vererek hastaneye gitmem gerektiğini belirttim. Yapılan muayene sonunda serum ve ilaç verilip doktorumun durumumdan haberdar edilmesi üzerine cumartesi çekilecek olan MYOKARD SiNTiGRAFiSi ( T1-201 ) beklemeden hemen ANJiO yapılması gerektiğine karar verildi.

   BÖYLECE BENDE GÜNLER, HAFTALAR VE AYLARCA DEVAM EDECEK OLAN RUHİ VE FİZİKİ DEĞİŞİKLİKLER BAŞLAMIŞ OLUYORDU.

        Günlerden cumartesi saat 12.00  anjio için hazırlanıyorum tansiyon vb., giydirilen yeşil elbise ve ameliyathaneye çıkış, karışık ama umutlu duyguların başlangıcı. Asansör bir kat yukarıda durduğunda müzik sesi ve anjiyo ekibi ile yüz yüze geliyorum hepsi genç ama konuşmaları, hal ve tavırları ile insana güven veren ve işlerini çok iyi bilen kişilere has edaları ile cesaretleniyordum. Bir hemşire anjionun nasıl yapılacağını izah ederken diğerleri lokal anestezi ile kasık bölgemi doktoruma hazırlıyorlardı.

             O ana kadar çok rahatım ne bir korku ne bir heyecan bunu yıllardır yapmaya çalıştığım ve o anda da devam ettiğim dualarımın sonucu olduğunu ve her şeyin Allah’tan geldiğine inancımdan kaynaklandığını biliyordum ve anjio başlıyor ben yine dualarımlayım ve gayet rahatım. Doktorumun  “ Hayret bu derece tıkalı olabileceğini hiç tahmin etmiyordum” sözleriyle kendime geliyor ve umutla geldiğim bu yerde bir anda umutsuzluğa düşüyordum.

           Doktorum damarlarımı takip ettiği monitörü görebilmem ve bilgilenmem için bana doğru çevirerek izahatta bulunurken Allah’ın yarattığı ve yıllardır yersiz ve aşırı yiyecek, içecek, üzüntü, ve sevinçlerle yorduğum o muhteşem organımı, kalbimi görüyorum. 3 Ana damarın aşırı derecede tıkalı olmasına rağmen büyük bir gayretle hizmete devam etmeye çalışıyordu. Yıllardır tıbba karşı duyduğum ilgiden dolayı anjionun nasıl ve neden yapıldığını ve sonucun iyi olmaması durumunda neler yapılabileceğini az çok bildiğimden doktoruma balon veya stent uygulanıp uygulanamayacağını soruyorum aldığım olumsuz cevap beni bir an da şoka sokmaya yetmişti. Uygulanamazdı.

KESİNLİKLE VE ACİLEN BYPASS OLMAM GEREKİYORDU.

        İşlem bitmiş kanamanın durması için kasığıma tampon yapılıp ağırlık konulduktan ( kanın pıhtılaşabilmesi için bu şekilde yaklaşık 9 saat sırtüstü yatacaktım bu arada yeri gelmişken anjioda hiç ama hiç acı duymuyorsunuz korkacak ve heyecanlanacak bir şey yok emin olun önemli olan sonucun iyi çıkması ) sonra odama gitmek üzere asansöre bindirildiğimde allak bullak olmuştum anjiyoyu dahi düşünmezken ameliyata hiç ama hiç hazır değildim. Bekleyenlerim sonuçtan habersiz beni sevinçle karşıladılar. Sonucu söylediğimde üzülmemeye çalıştıklarını görmek beni kendime getirmeye yetmişti. Her şey Allah’tandı.

         Aradan 1 saat geçmişti. Doktorum yanıma gelerek damarlarımın tıkalı olmasına rağmen aslında çok şanslı olduğumu çünkü kriz geçirmediğimi ama bunun her an olabileceğini belirterek bu hastane veya başka bir hastanede en kısa zamanda ameliyat olmam gerektiğini bir defa daha vurguladı. Ben ise gerçekten geçen yaklaşık 5-6 günde beklenmedik şoklar yaşamanın verdiği karma karışık duygular içerisinde olduğumdan düşünebilmek için zaman istedim. Aradan 1-2 saat geçmişti ki ameliyatımı gerçekleştirecek olan Doktorum geldi kendisi de derhal ameliyat olmam gerektiğini belirtti. Ona da verdiğim cevap sadece zaman istememdi. ( Aslında böyle büyük bölümü tıkalı damarlarda zamanın çok değerli olduğunu sonradan öğrenmiştim)

            Günlerden Pazar yakınlarım çıkış işlemlerimi yaptırıyorlar ve çıkıyorum. Eve geldiğimde yatağıma uzanıyor ve düşünceye dalıyorum ta ki Doktorumun eve gelen telefonuyla uyanana kadar. Kendi hastanelerinde veya başka bir hastanede ama en kısa zamanda ameliyat olmamın şart olduğunu yineliyordu. Bu düşünce pazartesi sabaha kadar sürüyor ve her şeyin Allah’tan geldiğine inanan bir kişi olarak Ona sığınıp salı günü ameliyat olmaya karar veriyorum. Doktorumla görüşüyorum saat 14.00 gibi başlayabileceğini söylüyor. Gerekli hazırlıklar yapılıyor, yıllardır kesmediğim bıyıklarım ve hemen hemen bütün tüyler tıraş edilip dahiliye muayenesinden sonra bir hap veriliyor 15-20 dakika sonra bir rahatlık içerisine giriyorum.

           Beklemek beklemek uzun süren saatlerden sonra acil bir hasta geldiğinden ve ameliyatı uzun sürdüğünden benim sabah olup olamayacağım soruluyor. Bende akşamın şerri sabahın hayrı diyerek kabul ediyorum. Yine uzun bir gece ama inanın aklıma korkunun zerresi gelmiyor sadece merak ediyorum o kadar.

Sabah saat 9.00 hemşirem elinde yine yeşil gömlekle geliyor güler yüzüyle. Bütün ailem ve yakınlarımı odamda bırakıp dilimde yine dualarımla, birlikte asansör ve ameliyathane. İçerisi karanlık sadece masa aydınlık 3 genç yine güler yüzlerle beni karşılıyorlar. Masaya yatıyorum bana bir elimden bir kolumdan iğne yapacaklarını, başıma ağrı geldiği an söylememi istiyorlar ve haklarını helal etmelerini istiyorum hepside gülerek helal ediyorlar ameliyat masasında hatırladığım en son şey kulaklarıma giren şiddeti bir uğultu o kadar.

UYANIŞ

                 Allah’ım gözlerimi açıyorum ama nefes alamıyorum bir takım sesler duyuyorum kendi sesimi onlara duyuramıyorum çünkü sesim çıkmıyor. Hani otellerde kat görevlilerinin çamaşır toplamak için kullandıkları çukur arabalar vardır ya işte kendimi onun içerisinde zannediyorum. Tavanda spot ışıklar var ama ben bir tanesini yirmi tane görüyorum ellerimi kollarımı kaldırmaya çalışıyor, kaldıramıyorum. Sesimi duyurmaya çalışıyorum, kafamı sağa sola sallıyorum nefes alamadığımı anlamalarını istiyorum sesleniyorlar ; Amca kafanı sallama su istiyorsan veremeyiz nefes almaya çalış diyorlar ama alamıyorum Ya Rabbim çıldıracağım. ( Hani çoğumuz görmüşüzdür bazı rüyalarda bir yerlerde kalırsınız birilerine sesinizi duyurmak istersinizde bağırırsınız ama sesiniz çıkmaz duyuramazsınız işte onun gibi bir şey) Ne kadar zaman geçti bilmiyorum düşünmeye başlıyorum eğer nefes alamasam şu ana kadar ölmüş olurdum demek ki alabiliyorum ama neden sesim çıkmıyor o anda yanıma gelen kişinin elimi tutuğunu ve sıkmamı istediğini duyuyorum ama sıkamıyorum veya ben öyle zannediyorum. Yine aradan ne kadar geçti bilmiyorum tavandaki spotların sayısının azaldığını, görmemin yavaş yavaş normale döndüğünü hissediyorum işte o anda kendimi çukur bir arabada değil karşımda, sağımda ve solumda baygın yatan hastalar gibi yarıdan itibaren hafif kaldırılmış bir karyolada ve karşımda güleryüzlü hemşirelerin bulunduğu yoğun bakım ünitesinde yattığımı anlıyorum.

                  Duvardaki saat 15.00 i gösteriyordu demek ki ben yaklaşık altı saattir dünyadan bir haberdim. Karşıdaki hastaları incelemeye başladığımda başuçlarında birer monitör, ağızlarında hortumlar, ( ki işte bu hortumdan dolayı sesim çıkmıyormuş) ,boyunlarında takılı renkli küpelere benzer şeyler, sağ kollarında serumlar, sol ellerinde yine ince hortumlar, yerde kavanoza benzeyen ve içinde belli seviyeye kadar kan dolu bir kaba giren yine içi kanlı aşağı yukarı bahçe hortumu kalınlığında diğer ucu ise üzerimize örtülü pikelerin altında olan hortum ( aslında kalbin ve akciğerin altından olmak üzere iki tane olup ileride birleşen bu hortum ameliyat sonrası içeride kalan kanın dışarı atılması ve sonradan olabilecek iç kanamaları gözetlemekte kullanılıyormuş ) karyolalarının yanlarında ise takılı idrar torbaları görüyorum. İşte o anda onlarda olanların bende de olduğunu anlıyorum ağzımızdaki hortumun solunum cihazına bağlı olduğunu aslında onunla nefes aldığımızı çünkü ameliyat esnasında kalbe ve damarlara yapılacak müdahale için akciğerlerin söndürülüp kalple birlikte cihaza bağlandığını sonradan öğreniyorum.

Bu bölümde yazdıklarım benim mantık yürüterek belirlediklerim. Doğruları Operatör      Doktorum şu şekilde sıralayıp bana büyük bir yardımda bulunmuştur.

Açık kalp cerrahisi geçirmiş hasta ameliyathaneden yoğun bakım ünitesine alındığında başta kalp, akciğer ve böbrek fonksiyonları olmak üzere tüm vücut sistemleri çok yakından takip edilmek zorundadır, ayrıca hem ameliyatın hem de uyutucu (anestezik) maddelerin etkileri nedeniyle hasta bazı fonksiyonlarını (nefes alıp vermek gibi) tam olarak yerine getiremediğinden yetersiz kalan bu fonksiyonlar dışarıdan desteklenmek zorundadır. Bu nedenlerle yoğun bakımda yatmakta olan hastanın üzerinde bir çok ekipman bulunmak zorundadır. Bunlardan başlıcalarını şöylece sıralamak mümkün:

1. Hastanın nefes alıp vermesine yardımcı olmak üzere soluk borusunda bir tüp bulunur (endotrakeal tüp, entübasyon tüpü) ve bu tüp solunum cihazına bağlanır (ventilatör)

2. Gerekli ilaçların hızla yapılabilmesine olanak sağlamak üzere hastanın boynunda toplar damarına giren ve kalbe dek ulaşan bir ince boru (santral ven kateteri, intraduser) ve ayrıca kollarındaki yüzeyel toplar damarlarına giren daha ince başka borular (intraket, branül) bulunur

3. El bileğinde atar damarına giren bir başka boru daha bulunur (arter hattı), buradan hem hastanın kan basıncı (tansiyon) takip edilir hem düzenli laboratuvar tetkikleri için kan örnekleri alınır

4. Hastanın göğsüne yapıştırılan elektrotlara takılan kablolar hasta başındaki monitöre bağlanır ve buradan kalp atımlarının hızı ve düzenliliği izlenir. Bu monitöre ayrıca diğer kateterlerden gelen kablolar bağlanarak hastanın vücut fonksiyonları eşanlı olarak takip edilir

5. Göğsünde kalbin ve akciğerlerin üzerine dek uzanan bir başka hortum veya hortumlar daha bulunur (dren) ve vücut dışında içinde steril su bulunan bir şişeye bağlanır. Bu hortumların amacı kalp ve akciğer etrafında birikmesi muhtemel kan ve sıvıların dışarıya boşalmasını sağlamaktır. Bu hortumlar düzenli olarak kontrol edilmelidir çünkü kan pıhtısıyla tıkandıkları takdirde ameliyat sahasından sızan kan kalp ve akciğer etrafında birikerek onların çalışmasını bozar. Böyle bir durumda hastanın tekrar ameliyata alınarak bu kanın boşaltılması gerekebilir

6. Drenlerin hemen yanından, bir ucu kalbin üzerine tutturulmuş ince bir kablo çıkar (pace teli). Bu telin amacı kalp ritminde bozukluk veya yavaşlama olduğunda kalp ritmi oluşturucu cihaza (pace-maker) bağlamak yoluyla kalp ritmini düzenlemektir

7. Hastanın böbrek fonksiyonlarını yakından takip edebilmek amacıyla idrar yoluna bir başka hortum (üriner kateter, sonda, Foley kateteri) konur ve bir torbaya bağlanır

8. Hastanın parmağında kandaki oksijen doygunluğunu eşanlı ölçen bir prob (pulse oksimetre) takılıdır ve doğrudan monitöre bağlanır

Tüm bunların dışında hasta yatağına monte edilen hassas sıvı pompaları (infüzyon pompası), yatak yaralarının açılmasına engel olan özel havalı yatak, gerektiğinde kullanılmak üzere başka bir çok cihaz (defibrilatör, intraaortik balon pompası, hemodinami monitörleri, aspiratörler, kan gazı cihazı, elektrolit cihazı, vs), hastadan elde edilen bilgilerin kaydedilip analiz edildiği bilgisayarlar ve pek çok ilaç, serum, yedek malzeme yoğun bakımda hastanın yakınında ve kolay ulaşılabilecek bir yerde bulunur.

Her monitörden ikaz sesleri geliyor duyulan sesler üzerine hemşireler ( Yeri gelmişken gerçekten söylüyorum hemşirelerin, hizmetlilerin, doktorların hakları ödenmez Allah onların daha doğrusu işlerini haklarıyla yapanların daima yar ve yardımcıları olsun bu arada ameliyatımı olduğum hastanenin tüm personeli bu duayı hak edenlerdendi.) ne olur nefes alın nefes alın demeye başlıyorlardı işte o anda anladım ki bu solunum cihazına bağlılığımız doğru şekilde nefes alıncaya kadar devam edecekti aldığımız oksijen miktarı yeterli gelmezse cihaz ikaz veriyordu ve monitörde görülebiliyordu bunu geçte olsa anlamış düzgün nefesler alıp vermeye başlamıştım. Bu durum devamlı kontrol altında olduğumuz hemşirelerin de gözlerinde kaçmamış olacak ki solunum cihazından çıkartılacağımı söylediklerinde çok ama çok sevinmiştim ve nefes borumun bilmem neresine kadar inen hortumdan,o ızdıraptan kurtulacaktım. Şükürler olsun Allah’ım.

İki hemşire geliyor ellerinde daha ince hortumlar ve kaplarla. Kabı boynuma tutuyorlar. Diğerinin ağzımdaki boruyu çıkartması ile birlikte öksürük ve balgam, ince hortumla boğazın yıkanması ağzıma takılan oksijen maskesi çok ama çok rahatlıyorum. Belki de rahat nefes almanın ne kadar güzel olduğunu anlıyorum. O esnada karşıda yatan hastaların birinin monitöründe anormal bir şeyler olduğunu gören hemşirelerin yerlerinden fırlamaları ile hastanın ayaklarının yükseğe kaldırılıp boynumuzda takılı olan küpeye benzer dediğim ( ki yine sonradan öğrendiğime göre ani müdahale kalp durması vb. gibi gerektiren durumlarda boyundaki damardan direkt kalbe bağlanan hortumlardan yapılan iğnenin anında kalbe ulaşıp hastayı hayata döndürülmesi içinmiş ) yerden yapılan iğneden iki üç saniye içerisinde ( Tabi Öncelikle Allah’ın izni ile ) nöbetçi doktordan alınan direktifler doğrultusunda hemşirelerin olağan üstü çabaları sonucu her şeyin normale dönmesini görmek beni o kadar çok etkilemişti ki anlatamam.

O ana kadar kesinlikle uyumamamız için devamlı uyarılıyor ve takip ediliyorduk ayılmamızdan belli bir zaman sonra verilen sudan içebilecektik ama yavaş yavaş çünkü hızlı ve zamanı gelmeden içilen su mide bulantısı yaparmış. Bu arada şunu belirtmek istiyorum yasaklar nihayetinde bizim iyiliğimiz için bunu idrak ettikten sonra her şey daha kolaylaşıyor kanısındayım bu normal yaşamda da böyle değil mi?  Bu arada bilmeden veya mantık yürütülerek yapılan şeylerin sonuçları bazen ters etki yapabiliyordu nitekim ben ameliyattan önceki gece kendimce “Eğer bu gece uyumazsam yoğun bakımda uyur daha çabuk atlatırım” diye düşünmüş ve çok büyük hata işlemiştim. Uykusuzluğa bazen dualar okuyarak bazen de diğer hastaları seyrederek ve hatta nefeslerini normal alamayan diğer hastaların cihazlarından çıkan düdük seslerine elimle ritm tutarak direnmeye çalışıyordum zaten göz kapaklarım inmeye başladığında dahi hemen hemşirelerde ikaz geliyordu “ Amcacığım sakın uyuma “ Saat 02.00 civarında daha önce birkaç sefer müdahale yapılan karşımdaki hastaya iki ünite daha kan verilmesine rağmen iç kanama durmuyor yukarıda bahsettiğim şişeye devamlı kan doluyordu. Hastaya tekrar müdahale kararı alınıp ameliyathaneye indirildi yaklaşık iki üç saat sonra her şey normale dönmüş şekilde geri getirildi. ( Bu tür olayları anlatmamın nedeni sadece bizlerin ne kadar emin ve gayretli ellerde olduğumuzu bilmenizi istediğim için) Bu arada kollarımızda ve elimizin üzerinde takılı olan iğnelerden dolayı el ve kollarımız normal olarak şişmişti.

Yoğun bakımda normal şartlar altında 24 saat kalmamız gerekiyormuş o yüzden gözüm hep saatte idi ve ne bir ağrı ne bir sızı hissediyordum bence her şey gayet yolunda idi sanki göğsü açılıp damarları değişen ben değildim. Saat 05.00 gibi baş hemşirenin “ Haydi arkadaşlar temizlik zamanı “ komutuyla her hastaya iki hemşire düşecek şekilde ellerinde birer kap,süngere benzer şeyler ve havlularla yanlarımıza geldiler bana baş hemşire gelmişti. Ne olacağını sorduğumda “ Amcacığım sizleri yakınlarınızın yanına bu şekilde nasıl göndeririz “ demesi üzerine kendimi hayatım boyunca ender olarak yaşadığım bir duydu fırtınası içerisinde buldum. Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. Ameliyat esnasında her tarafımıza sarı renkli dezenfektanlar sürülü idi itina ile bizleri temizleyip kuruladılar. Unutamayacağım anlardan biri idi  ( Allah bu güzel insanların her dualarını kabul eder inşallah. İmla hatalarını düzeltmek için okuduğum belki onuncu sefer yine o anı hatırlayıp gözlerim yaşardı.) Saat 06.00 odama indirileceğim öğle saatini iple çektiğim an diğer Doktorumuzun benim ismimi söyleyip bütün tahlil ve testlerin çok iyi olduğunu odama indirilebileceğimi söyleyince çok sevindim.

Ailem servisteki odamda kalmış, akraba ve tanıdıklarım ise beni ancak öğleye doğru göreceklerini düşünerek evlerine gitmişler. Beni hazırlıyorlar önce biraz acı veren sondadan sonra sol elimin üzerindeki aparattan ve sağ kolumda takılı serumlardan kurtarıp şişmiş olan elim için koluma tansiyon aletine benzer bir alet takarak belli aralıklar halinde kolumu sıkıp bırakması sonucu bir müddet sonra şişlikten eser kalmıyordu. Arabayla odama indiriliyorum tabi ki Allah’ın izni ile hayata tekrar döndürülüşüme neden olan bu yerden ve bu insanlardan ayrılmak bana çok değişik duygular tattırıyor.

Yine opr. doktorumuz imdadıma yetişiyor ve yukarıdaki benim yine kendi düşünceme göre tahmin ettiğim aletle ilgili düzeltmeyi gönderiyor.

Bu arada Hocama tekrar teşekkür eder Vatani görevinde BAŞARILAR Dilerim. Allah Bahtını açık etsin herşeyi gönlüne göre versin.

Kolunuza takılan ve inip sönen aparat (tansiyon maşonu) kolunuzdaki şişmeyi gidermek amacı ile kullanılmamaktadır. Ameliyattan sonraki ilk saatler kan basıncınız kolunuzdaki atardamara yerleştirilen bir kateterden izlenir. Hasta yoğun bakımdan servise indirilmeden önce bu kateter yerinden çıkartılır ve tansiyon, kola bağlanan o aparattan ölçülür. Cihaz otomatik bir tansiyon ölçüm aracıdır aslında.

SERVİSE GELİŞ

Beni hemşireler ve ailem sevinçle karşılıyor hemen tekrar oksijen maskesi takılıyor yine gerekli ölçümler ısı tansiyon vb. Kendimi yorgun ve bitkin hissetmeme rağmen konuşma ihtiyacı duyuyorum. Bu arada ailem ne fedakardır onlara söyleyecek yazılacak her güzellik az gelir. Saat 09.00 kahvaltı geliyor ama ben gösterilen ilgiden o kadar doydum ki yemesem de olur. Bir zaman sonra hemşire geliyor ve birlikte yürümemiz gerektiğini söylüyor bir elinde vücudumdaki deliklerden çıkan hortumların bağlı olduğu kavanoz ve diğer kolunda ben karşıya bakmam kaydı ile koridorda ilk adımlarımı atıyorum tarifi mümkün olmayan bir duygu yatağıma nefes almakta güçlük çekerek dönüyoruz ama mutluyum meğer bebeklikte ilk adımlar ne heyecan verici imiş bunu daha iyi anlıyorum. Rahat nefes almamız için akciğerimizin şişmesi öksürmek ve balon şişirmekle zaman içerisinde normale dönecekmiş bu arada unutmadan yazayım belli aralıklarla tansiyon ve ısı ölçümleri devam ederken ilaç tedavim ile sağ ayağımın bileğinden yaklaşık dizime kadar olan bölümün iç kısmından alınmış olan damarın ve göğsümdeki yaklaşık bir karışlık kesilmiş yerlerin pansumanlarının yapılmasına, şişliklerin daha çabuk inmesi için de varis çorabı giydirilmeye başlanmıştı. Zaman zaman hemşireler sırtımıza avuç içleri ile vurarak öksürmemizi ve balgam çıkartarak rahat nefes almamızı sağlıyorlardı ( Sigara içenlerin halleri daha da içler acısı idi. )

Beni en çok düşündüren şey vücudumdaki ve boynumdaki hortumlar çıkartılırken acı duyup duymayacağım idi. Nihayet odama indiğimin ikinci günü bunlardan kurtulacaktım. Odama baş hemşire ve yardımcısı her zamanki güler yüzlü tavırları ile girerek haberi verdiklerinde çok sevinmiştim büyük bir ustalıkla önce boynumdaki sonra vücudumdaki hortumları alıp tampon yaparak bir saat sırtüstü yatmamı sonradan kaldırılıp istediğim zaman kimseye bağlı kalmadan yürüyebileceğimi söylediklerinde daha da sevinmiştim. Hiç korktuğum gibi olmamış acı duymamıştım. Allah’ım kimseyi kimseye muhtaç etmesin inşallah. Üçüncü günü lavaboya ilk defa giriyorum çünkü o ana kadar tüm ihtiyaçlarım çok sevgili eşim, kızım ve hemşireler tarafından karşılanıyordu. Aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım yıllardır olan bıyıklarımın kesildiğini unutmuş ve sanki değişik bir yüzle karşılaşmıştım o arada gözüm yakası açık olan pijamamdan görülen sanki ince bir kravat şeklindeki ve en üst kısmı şişmiş, kesik olan yere iliştiğinde sanki içimden bir şeylerin koptuğunu hissetmiş ağlamaya başlamıştım kendimi durduramıyordum bu duruma üzülen eşim bir müddet aynayı bakmamı yasaklamıştı.

İnanın o ağlamam son olmamıştı her fırsatta ve her şekilde kendimi tutamıyor ağlıyordum, her şeyimle allak bullak olmuştum. Ama böyle olan sadece ben değildim diğer hastalarda hemen hemen aynı şekildeydiler. Belkide bunlar başımıza gelenlerin ve daha neler geleceklerini bilmediğimize karşı bir tepki idi. Bu arada kesilen göğüs kafesimdeki kemiklerin kaynamaları yaklaşık 8 hafta süreceğinden sadece sırtüstü yatmaya devam ediyordum kesinlikle yan dönmem yasaktı. Eşim ve kızım uykuda yan dönme ihtimalime karşı vardiya şeklinde uyuyorlardı. Enfeksiyon tehlikesine karşı ziyaretçilerimin sayısı kısıtlı oluyordu. Zaman zaman şiddetlenen ağrılara karşı ağrı kesici iğnelerin dışında tahliller içinde kolumdan, parmağımdan ve kasığımdan kanlar alınıyordu. Dördüncü günün sabahında viziteye gelen doktorum tahlil ve tetkiklerin çok iyi olduğunu ve istersem çıkabileceğimi söylediğinde o duygu seli yine başlamıştı. Bu duyguları anlatmak o kadar zor ki tarifi imkansız bunları yaşamak lazım diyeceğim ama Allah’ım ne olur bu tür acıları ve dermansız dertleri biz kullarına vermez inşallah. Ama biliyorum ki verirsen de bir sebebi vardır sen sebepsiz bir şey vermezsin.

TABURCU OLUYORUM

Baş hemşiremiz odaya geliyor ve bundan sonrasında neler yapacağımızı beni nasıl bir hayatın beklediğini harika bir sunuşla anlatıyor o kadar güzel motive oluyorum ki sanki ameliyat olan ben değilim. Gerek diğer kader arkadaşlarımla gerekse hemşirelerle vedalaşırken yine duygusallaşmış gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum diğer hastalar da aynı şekilde idi ama inanın bana sanki orada bir şeyler bırakmış olmaktan dolayımıdır nedir bilmiyorum kendimi oraya bağlanmış, ayrılmak istemiyor, sanki dışarıda yine rahatsızlanacakmışım gibi bir hisse kapılmıştım.

Yukarıda belirttiğim gibi evim 4. katta idi ve rahat çıkabilmem için akrabalarım ve komşularım her kata sandalye koyuyorlardı. Allah'ım ilk katı çıkıp sandalyeye oturduğum anı hayatım boyunca unutmam mümkün değil nefes alamıyordum her kafadan bir ses geliyor, herkes geçmiş olsun çok iyi görünüyorsun vs. derken ben kendimle uğraşıyordum. Nihayet belli bir müddet sonra biraz toparlanıyor her katta dinlenmek şartı ile odama kavuşuyordum. 1 Hafta sonra kontrol, 2 hafta sonra ise dren dikişlerinin alınması için (Diğer dikişler kendiliklerinden düşüyor )tekrar bu katları ineceğimi düşünmek dahi beni tekrar yormuştu.

İşte gittikçe zor gelecek günler başlıyordu. İnanırmısınız benim için zor olan fiziki acılardan çok ruhsal acılardı insan moral olarak tam manası ile bir çöküntünün içerisine giriyor ( sebebini her defasında yazıyorum geçecek olan birkaç ayda beni nelerin beklediğini bilmediğimden kaynaklanıyordu ) aslına bakılırsa nice hastalar nice dermansız dert çekenler var en azından bizler gerekli şartların uygun olması halinde belli bir süre sonra sağlığımıza kavuşabilecektik ama çok zor oluyordu buna birde yaklaşık 35 yıldır içtiğim ve bir gün dahi bırakmadığım sigara yokluğu da eklenince bütün yaşantım altüst olmuştu ben bunu maneviyatımı güçlü tutarak ve inanarak zorda olsa atlatmaya çalışıyordum ama inanıyordum ki bu zorlukları aşacağım Çünkü Allah kullarına taşıyamayacağı yükler vermezdi. Yukarıda yazdığım gibi tekrar yineliyorum eğer bizleri aşağı yukarı nelerin beklediğini bilse idim çok daha iyi olacaktım bundan eminim.

Esasında, hastaneden çıkarken yapmamız gereken şeyler nasıl anlatılıp, döküman veriliyor ise ameliyat olmadan öncede kendimizi hazırlamamız açısından narkozdan uyanma, yoğun bakım, takılan cihazlar ve sonrası hakkında ufakta olsa bizlerin bilgilendirilmeleri ile sonraki günlerimizde moral açısından faydalı olabilir, kendimizi daha iyi hazırlayabilirdik. Belki bu arada korkarak erteleyenler veya vazgeçenler olabilir ama inanın hiç bir acı her an yaşanacak bir kriz korkusu veya daha başka rahatsızlıklara sebep olmaktan daha kötü olamazdı.

LÜTFEN DOKTORUNUZUN VERDİĞİ KARARI ERTELEMEYİ VEYA VAZGEÇMEYİ KESİNLİKLE DÜŞÜNMEYİNİZ VE MUHAKKAK TAVSİYELERİNE UYUNUZ İNŞALLAH SAĞLIKLI BİR YAŞAM BİZLERİ BEKLİYOR.

Bir taraftan elimde olmadan dahi olsa ailemi ve akrabalarımı üzmüş olmanın ezikliği ile onlara iyi olduğumu her geçen gün daha iyiye gittiğimi göstermek için hoş görünmek zorunda olduğumu hissediyor diğer taraftan acılarıma katlanmaya çalışıyordum. Çünkü çektiğim sıkıntı ve acılar azımsanacak gibi değildi. Ama herzaman yaptığım gibi Allah'ıma hamd ediyordum beterin beteri vardı.

Hani halk arasında bir söz vardır " Bütün dertler gece başlar "diye insan doğruluğunu böyle durumlarda daha iyi anlıyor. Akşam olduğunda ve sırt üstü yatmaya devam ettikçe sanki ağrılarım ve moral çöküntüm daha fazlalaşıyor gibi geliyordu ama yapacak bir şey yoktu en iyisi her şeyi zamanın akışına bırakmaktı. Zaman geçtikçe yürüyüşlerimi düzenli yaptığım zamanlar ağrılarımın daha azaldığını görmeye başladım her geçen gün daha iyiye gidiyordum ameliyat olduğumdan yaklaşık bir ay sonra bu sayfaya yazmaya başlayabildim ama sürekli değil sadece 10-15 dakika yazabiliyordum gün geçtikçe bu süre artmaya başladı.

Artık sokağa da çıkmaya başlamıştım ilk zamanlar tabi ki ailemin nezaretinde sağolsunlar beni yine desteksiz bırakmadılar. (Bu arada kimsesi olmayıp bu durumda olanlarında Allah'ım yar ve yardımcıları olsun) Mümkün olduğu kadar fazla yorulmamaya yoruldukça parklarda bir başkasının yanında oturup konuşmaya çalışıyor konuştukça kendimi daha iyi hissediyordum. Birde benim avantajım ameliyat olduğum hastanenin yakınında oturmamdı. Yürüyüşlerimi o yöne yaparak diğer hastaları gördüğümde kendime " Bak ben ameliyat oldum hatta aradan şu kadar zaman geçti onlar ise daha işin başındalar onlardan daha şanslıyım " diye moral veriyordum. Ama hastaneye doğru yaptığım yürüyüşlerin sonraları diğer ameliyat olacak olan hastalara moral vermek, onların yaşadıklarını veya yaşayacaklarını bilen biri olarak dertlerine ortak olacak ve sadece Allah'ın Rızasını kazanmak için gönüllü olarak çalışacağım aklıma bile gelmezdi. Şu ana kadar işlerin yolunda gitmesi benimle ilgilenen herkesin görevini tam olarak yaptıklarını sonrasında işin bana düştüğünü farketmiş kendimce moralimi yüksek tutmaya çalışıyordum.

Ama bu kadar acıdan sonra belli bir yere kadar gidiyordu bu sefer başka uğraşılar bulmaya yöneliyordum.Mesela televizyonda sağlık programlarını ( Ağırlıklı olarak kalp ve damar üzerine olanlarını ) izliyor, seyircilerin sorularını dinlediğimde " Ben onu yaşadım sen daha yeni yaşayacaksın "diye yine moralimi tazeliyordum. Böylece iki ay geçti artık ellerimi kolayca kullanıyor çoğu işimi kendim yapabiliyordum hatta araba bile kullanmıştım ama emniyet kemeri göğsümü acıtmıştı bu arada unutmadan dikişlerim hemen hemen dökülmüştü zaman zaman göğüs acılarım şiddetleniyor ama dayanıyordum. Ayak bileklerimdeki şişler hala geçmemişti tahminim daha zaman alacaktı ihtiyacımız olan sadece sabır ve zamandı Allah'tan bunu isteyip beklemekten başka yapacak şeyimiz yoktu.

Her geçen gün iyiye doğru gitmeme rağmen bazen kendimi ruhen çok yorulmuş ve bitkin hissediyor ağlamak istiyordum ayıp değil ya. Ama yinede her şekilde Allah bizlere ikinci bir şans tanımıştı onu çok iyi kullanmamız gerektiğine inanıyorum. Bugün ameliyatımın 69. günü ayağımdaki son dikişte düştü ama için için acılar var yeri gelmişken her dikiş düşerken veya düşmesine yakın sanki o bölgeye iğneler batıyormuş gibi oluyor hatta ben çoğu zaman sıçramıştım. Yine aynı şekilde göğüs dikişlerimde de aynı şeyler olmuştu birde sanki göğsümün içerisinde dikişler vardı ve zaman zaman tıpkı yukarıda anlattığım acılar içeride de oluyordu bir de buna çıkan tüylerin ve uyuşuk olan yerlerde olan değişiklikler eklenince ortaya tuhaf bir acı çıkıyor.

Bu arada sayın doktorlarımızdan özür dileyerek ve haddim olmayarak yazıyorum hiç bir art düşüncem yok sadece benim düştüğüm boşluğa diğer hastalarında düşmesini istemedim yoksa onların işlerine karışmak gibi bir düşüncem de yok. Mesela yukarıda yazdığım dikişler düşerken duyduğum acıyı hiç bir doktor yazmamıştı yine aynı şekilde narkozdan uyanış, yapılan iğneler, ameliyata girerken vücudumuzda hiç bir şey takılı değilken bir bakıyorsunuz çok büyük zorluklar içerisinde uyanıyor ve her tarafınızda bir takım şeylerin takılı olduğunu görüyor veya hissediyorsunuz bunların hepsi olması gereken doğal şeyler ama hasta psikolojisi ile olanları kabullenmek zor oluyor haliyle.

Bu gün 75. gün ve ben Şükürler olsun kendimi kesilen göğsümün içerisinden gelen acılar ( ağrı demiyorum ) dışında fiziksel olarak iyi hissediyor, ( ruhen değil ) yürüyüşlerime her geçen gün artırarak devam ediyorum. Günler geçtikçe bendeki olumlu veya olumsuz değişiklikleri zaman zaman yazmaya devam edeceğim.

80. gündeyim yine göğüs acılarım devam ediyor ve yine ruhsal olarakta rahat değilim. Birden aklıma belkide bu bozukluğumun yıllardır alışkın olduğum namazlarıma başlayarak düzeltebileceğim geliyor bugün Şükürler olsun başlıyorum. ( Secdede göğsüm acıyor ve damarımın alındığı ayağım uyuşuyor. ) Bu arada çevrede gezmeye devam ederken birinin babasınında ameliyat olduğunu ama kesilen göğüs kemiklerinin kaynaması için bizlere önerilen yaklaşık 8 hafta sırtüstü yatmayı beklemeden yan yatmalara başladığından göğüs kafesi eğri kaynamış olmasından dolayı tekrar bir operasyon geçirecekmiş aman ha !

LÜTFEN UYARILARI HARFİYEN YERİNE GETİRİNİZ.

Bu arada hasta yakınları içinde bazı şeyler yazmak istiyorum. İnanırmısınız kendimi o kadar etkilenmiş ve değişmiş hissediyorum ki tarif etmek imkansız eskisinden daha hassas daha alıngan dokunsanız kırılacak bir cam gibiyim sanki. Acaba sadece bu değişmeler bendemi diye düşünüyorum ama bizler gibi ameliyat olan hemen hemen herkes (uzun yıllar önce olanlar bile) aynı şekilde imiş. Madem böyle bir site yapmaya karar verdim bazı araştırmalar yapmam gerekiyordu.

Birde öğrendiğime göre maalesef önceleri sigara ve içki içen arkadaşların çoğu tekrar başlamışlar. Aslında o kadar sıkıntı duyuyorum ki anlatamam sanki bir sigara içmekle tüm sıkıntılardan kurtulacakmış gibi geliyor ama sonradan düşünüyorum çektiğim acılara değer mi ?diye değmez tabi deyip kendimi dışarı atıyorum. Rabbim ne olur ben ve benim gibi senden çare bekleyen kullarına yardım et. Biliyorum ki sen edilen duayı kabul eder açılan elleri boş çevirmezsin.

Bazen düşünüyorum sigarayı bırakmanın ne denli zor olduğu ve bırakmak isteyenler için her türlü desteği sağlamak üzere dernekler kurulmuş, hastanelerde bölümler açılıyor ve sürekli yayınlar yapılıyor yani yılların alışkanlığı için desteğe ihtiyaç duyulurken birde düşünün böyle bir ameliyatla birlikle sigarayı bırakmak zorunda kalıyorsunuz ve hiç bir psikolojik destek alamıyorsunuz ne kadar zor biliyor musunuz anlatamam.

85. Gündeyim sabah akşam ağrı kesici içmeme rağmen göğsümdeki acılar ve arasıra aniden gelen halsizliklerim devam ediyor. Durum böyle olunca kendimden utandığım gibi ailemden daha da çok utanıyorum istedim ki benim ne olacağını bilmeden (sadece ayaktan veya ayaklardan alınan damarların tıkalı olan damarlara takılacağını biliyordum göğüsten alınan damarı dahi nice sonra öğrendim ) birazda zamansız olarak yakalanıp girdiğim bu operasyonda yaşadığım bilinmeyenleri ve gerek hastanelerin yazdıkları gerekse sözle söylenildiğini ve doğruluğunun belkide çoğunluğu kapsayan ama beni bunu dışında bırakan bir takım uyarıları mesela

" İYİLEŞME SÜRESİ YAKLAŞIK 2 AYDIR. BU SÜRE İÇİNDE GÖĞÜS, OMUZ, SIRT, VE KOL AĞRILARI İLE UYUŞMALAR, HALSİZLİK, GECE TERLEMELERİ, İŞTAHSIZLIK OLABİLİR.BU DURUM TAMAMEN GEÇİRİLEN AMELİYATLA İLGİLİDİR VE ZAMANLA DÜZELECEKTİR.AMELİYAT YARALARININ ÇEVRESİNDE MORLUK,KAŞINTI,AĞRI VE HİSSİZLİK OLABİLİR. BUNLAR 2 AY İÇERİSİNDE TAMAMEN KAYBOLACAKTIR."

uyarısının bana uymayıp 3 aya yaklaşmama rağmen ağrılarımın devam etmesinden dolayı kaygılanıp acaba bende başka şeyler mi var ?düşüncesine kapılıp ruhen çöküntüye uğruyor bunu ailemede aksettiriyorum çoğu zaman çok asabi oluyor veya hiç kimseyle konuşmak istemiyorum tabiki bu durum onları da olumsuz yönde etkiliyor. Yaklaşık 2 ayda geçeceği bildirilen acılarım neden hala devam ediyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Her gün yürüyüşlerime bir saatten az olmamak üzere devam ediyorum. Evde ise namaz, televizyon, bilgisayar ve okumak arası dolaşıp duruyorum. Bugün yine birtakım güzel sözler okurken aşağıdaki vecize gözüme takıldı aynen yazıyorum.

"HEKİMLERİN YAPTIĞI EN BÜYÜK HATA RUHU DÜŞÜNMEDEN YALNIZ BEDENİ TEDAVİYE TEŞEBBÜS ETMELERİDİR."

Eflatun

Tıpta ağrı eşiği diye bir ifade varmış; vücud herhangi bir fizik güce ve değişik hastalıklarda içerilerden olan uyarılara karşı, ağrının hissedilmesi ve şiddetinin algılanması kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Sözgelimi, aynı uyarıyı birisi hiç hissetmezken, diğeri ağrıya dayanamadığını söyleyebilirmiş.

102.gündeyim şükürler olsun göğüs acılarım ve moral bozukluğuma rağmen hasta olduğum cuma gününden sonra ilk defa cuma namazımı kıldım.

112.güne kadar göğüs acılarımda bayağı azalma var ama uyuşukluklar devam ediyor. Bunların dışında fazla zorlanmamak şartı ile yürüyüşlerim yapabiliyor, gerekli olan el ve kol hareketlerimi kısıntısız kullanabiliyorum.

117. gün hava dünde çok sıcaktı bugünde iki gündür akşama doğru nefes almakta biraz zorlandım. Durum böyle olunca tabiki panikledim şükürler olsun kalple ilgili sorun yokmuş normal olarak geçirdiğimiz böylesine büyük ameliyat sonunda akciğerin ve diğer organların bir anda düzelmelerini bekleyemeyiz ama hala kalple ilgili bir sürü sorular var aklımda inşallah bunları ben yaşadıkça sizlere zaman zaman aktaracağım biliyorum sabırlı olmamız gerekiyor ama nihayetinde insanız bazen sabırı unutabiliyoruz. Bu arada başımız ağrısa hiç alakası yokken acaba ameliyatla ilgilimi diye şüphe ediyoruz.

Yazmadan geçemeyeceğim ; Öyle bir zamana geldik ki birine selam versen yüzünde acaba bir menfaatimi var ki selam verdi gibi bir ifade beliriyor. Mesela bütün samimiyetimle diyorum ki kardeşim ben sana sadece Allah Rızası için yardım etmek istiyorum başka hiçbir düşüncem yok dememe rağmen hayır illa altında bir menfaat arayacak yok kardeşim yok seni inandırmak için ne yapmam lazım. ( Gerçi benim için önemli olan senin inanman değil Allah'ın bilmesi) Yaşam sadece bu dünyadan ibaret değil ki. Yardımı sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak içinde yapacak insanların olduğunun da bilinmesi gerekiyor. Lütfen biraz duyarlı ve saygılı olalım.

"PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) BUYURDULAR Kİ: "İNSANLARA KARIŞIP ONLARIN EZALARINA KATLANAN MÜSLÜMAN, ONLARA KARIŞMAYIP, EZALARINA KATLANMAYANDAN HAYIRLIDIR."

Şu an yukarıda bahsettiğim gibi diğer ameliyat olacak olan hastalara moral vermek, ve normal şartlarda onların yaşadıklarını veya yaşayacaklarını bilen biri olarak dertlerine ortak olmak ve sadece Allah'ın Rızasını kazanmak için gönüllü olarak her fırsatta hastaneye gitmeye devam ediyorum. Bilirsiniz biz insanların sınırsız duyguları vardır. Aşk, hırs, intikam v.b. Benim hastaneye gidip hiçbir maddi menfaatim olmaksızın ameliyat olacak kişileri ziyaret etmem ve onlara bende ameliyat oldum ve şimdi bu durumdayım diyerek hele de rahatlatıcı bazı şeyleri anlattıkça kendilerinin ve yakınlarının yüzlerindeki memnuniyet ifadelerini görmek herkese nasip olmaz. İşte bende de yukarıda bahsettiğim duygulardan biri olan yardım etme duygusu hakim oldu. İnsanları mutlu görmek benim bu dünyadaki mükafatım ahiret mükafatımızı da her kuluna ve bana da Allah verir inşallah.

KİŞİ, YAPTIĞI HER ŞEYİ, "ALLAH İÇİN"; YANİ ÇEVRESİNDEKİLERDEN VEYA KARŞISINDAKİLERDEN HİÇ BİR ÇIKAR BEKLEMEDEN; SIRF KENDİNDEKİNİ ONLARLA PAYLAŞMAK AMACIYLA YAPIYORSA, BUNUN YARARINI GÖRECEKTİR!.
UNUTULMASIN Kİ, BUGÜN ELİMİZDE NE VARSA, YARIN HEPSİNİ ZATEN YİTİRECEĞİZ!.
DEĞER Mİ EBEDİ HAYATIMIZI CEHENNEM ETMEĞE ÜÇ GÜNLÜK ÇIKAR İÇİN!?
HELE BİR DE, O GÜNKÜ ÇIKARLARIMIZI DÜŞÜNEREK BİLDİĞİMİZ GERÇEKLERİ SÖYLEMİYOR, KARŞIMIZDAKİNİN YANLIŞ YOLDA YÜRÜMESİNE GÖZ YUMUYORSAK?

04 TEMMUZ 2004 PAZAR 124. Gün

Bugün solan çiçeklerin yerine yenilerini dikmek için günlerdir yaptığım yürüyüşler ve hareketlerin dışında sarfettiğim güçten dolayı olacak biraz halsiz düştüm.

3 AĞUSTOS 2004 153. Gün

Yaklaşık 1 aydır başka bir şehirdeki akrabalarımın yanına gittik o yüzden sayfamı güncelleyemedim. Bu arada gittiğim şehirde halsizliğim yeniledi. Gittiğimiz hastanede yapılan tetkikler sonucunda herşeyin normal olduğu görüldü ama halsizliğim devam ediyordu. Yapılacak bir şeyin olmadığını söylediler ve eve döndük. Akrabalarım yediklerimin çok az olduğunu bunun yetersiz olabileceğini söyleyip bana çok sıkı bir şekilde yemek yeme zorunluluğu getirdiler. Allah razı olsun halsizliğim yavaş yavaş geçmeye başladı.

3 ARALIK 2004 9. AY

Son yazdığımdan 4 ay geçmiş önceleri kendimdeki değişiklikleri saat saat anlamaya ve sizlere anlatmaya çalışırken sonraları gün gün, hafta hafta, ay ay şimdi de 4 ay geçmiş Allah'ıma şükürler olsun yıllardır tıkalı damarlarımdan dolayı çektiğim ağrılardan eser kalmadı darısı sizlerin başına sadece bazen sol göğsüm ve damar alınan ayağımın bilek kısmına yakın yerler acıyor, Olacak o kadar bazen de ritim bozukluğu oluyor doktorlarım bunların normal olduğunu ve zaman içerisinde geçeceğini söylüyorlar inşallah.

Hasta ziyaretlerinin ne kadar önemli ve değerli olduğu herkesçe bilinmektedir yalnız dikkat edilmesi gereken çok önemli şey ziyaretlerin çok kısa tutulması ve kesinlikle grip,nezle vs.hastalıkları olanların ayıp olur düşüncesini bir tarafa bırakıp ziyaret etmemeleri gerekir.

LÜTFEN HASTANIZI SEVİYOR,ONUN TEKRAR HASTANEYE YATMASINI İSTEMİYORSANIZ UYARIYI DİKKATE ALINIZ

3 MART 2005

Artık son bölümlerimi yazıyorum herşeyi Allah bilir benim tahminim bundan sonra kalp ile ilgili fazlaca sorunlar olmaz kanısındayım. Bugün tam 1 yıl oldu. Şu ana kadar yazmamamın nedeni kayda değer bir şeyler olmayışındandı. Ama her geçen gün daha iyiye gidiş sürüyor tek takıntım sigara aklımdan bir türlü çıkartamama rağmen şu ana kadar içmedim içmeye de niyetim yok inşallah. Yürüyüşlerime, ilaçlarıma ve perhizime devam ediyor, evde hemen hemen her işi yapıyorum hobi olarak ağaç işleri ile uğraşmayı sevdiğimden dolap ve kitaplık dahi yaptım. Kendimi çok iyi hissediyorum yine hergün hastaneye moral vermeye ve ameliyat hakkında bilgi vermeye devam ediyorum insanları sevindirmek onların ve ailelerinin sıkıntılarını biraz olsun dağıtmak beni çok mutlu ediyor. Bu his anlatılmaz sadece yaşanır Allah'ım inşallah tüm insanlara yardımlaşma duygusunu verir ve herkes mutlu yaşar bu his için ameliyat olmaya da gerek yok biraz düşünce biraz etki yeterli gibime geliyor.Herşeyin gönlünüzce olması dileğiyle.

TEGABÜN 64/11 DE ŞÖYLE BUYRULMUŞTUR: " ALLAH'IN İZNİ OLMADIKÇA HİÇBİR FELAKET GELİP ÇATMAZ. " ÖLÜM, HASTALIK, KAZA, SIKINTI GİBİ FELÂKETLER, YÜCE YARATICI'NIN BİZLER İÇİN TAKDİR ETTİĞİ OLUŞ SIRLARI GEREĞİDİR.

" HAKKI SEVMEK, HALKI SEVMEKLE OLUR. " İNSANIN ALLAH KATINDA YÜCELMESİ, ANCAK İNSANLARA HİZMETLE MÜMKÜNDÜR

Bizler için yaşam bir imtihan dünya ise imtihan yeri herkese bu zor imtihanda başarılar ve sağlıklı günler dilerim.

NOT : ZİYARETÇİ DEFTERİME YAZARSANIZ SEVİNİRİM.SAYGILARIMLA

Bu yazıyı her hangi bir tıp dergisinden almadım tesadüfen elime geçti tam benim anlayacağım şekilde anlatmış olduğu gibi aktarıyorum

Kalbi incelediğimizde, bunun yalnızca bir pompadan ibaret olmadığını, bir de bu pompanın bastığı kanın yönünü belirleyecek "sübaplar" (kapakçıklar) olduğunu görürüz

Bunlar, kalp kasları tarafından pompalanan kanın, tam gereken anda gereken yönde hareket etmesini sağlamaktadırlar. Dahası, kalp, büyük damarlar yoluyla bir taraftan akciğere, bir taraftan da tüm vücuda bağlanır. Vücuda giden damar, az sonra kendi içinde dallara ayrılır, bu dallar daha küçük dallara, onlar da çok daha küçük dallara ayrılırlar. Kılcal damarlara kadar inen bu ayrışma büyük damarlara, sonra daha büyük damarlara ve sonra çok daha büyük damarlara doğru birleşir. Ve tüm bunlar yeniden kalbe döner. Kalpten de, kanın içindeki karbondioksiti vermek ve yerine oksijen almak için akciğere yollanır.

Tüm bu dolaşım sistemi, yani kalp, damarlar ve akciğer birarada düşünüldüğünde ortaya çıkan şey ise, tam kompleks bir sistemdir. (Buna, kanı temizlemekle görevli olan böbrekleri, kandaki şeker oranını ayarlayan pankreas bezini, kanın kimyasal bileşimini kontrol altında tutan karaciğeri ve kandaki savunma sistemi elemanlarını da eklediğinizde, ortaya ihtişamlı bir yapı çıkar.) Bu kompleks sistemin parçalarının hepsi birbirleriyle uyumludur ve birbirlerine çok düzgün bir biçimde bağlanmışlardır. Birbirleriyle uyumlu olan tüm bu parçalar, ortak bir amaca hizmet etmektedirler. Ve eğer tek bir parça dahi eksik olsa, sistemde aksaklıklar ortaya çıkar. Bu ise dolaşım sisteminin sahibi olan insanın ölümü ile sonuçlanabilecek durumlara sebebiyet verebilir.

Hiçbir kalp, pompaladığı kanı temizleyecek bir akciğer olmadıktan sonra, tek başına herhangi bir bedeni bir dakikadan fazla yaşatamaz. Bu durumda dolaşım sisteminin tek bir anda tüm parçalarıyla var olmuştur. Bu da, kalpteki ve dolaşım sistemindeki kusursuz bir tasarımı yani yaratılmışlığı gösterir ve Alemlerin Rabbi olan Allah'ın eşi benzeri olmayan yaratma sanatını tanıtır.

 

ANJİO RESİMLERİ